Çocuklar İçin Metin Yazarlığına Uygulamalı Yaklaşım

Necdet Neydim

Bir şey yazmak için yazacak bir şeyinizin olması gerekir.

Yazma ve anlatma eylemi dünyanın en keyifli ama bir o kadar sorunlu bir alanıdır. Sözlü ya da yazılı bir şey anlatmaya kalktığınızda öncelikle farkına varılan şey neyi anlatacağınızdır. Anlatılacak olanı belirlemezseniz ve anlatmak istediğinizi sınırlamayı beceremezseniz anlatım bitmeyeceği gibi anlatılandan anlam çıkarma da sorun yaratır. Anlatma eyleminin sonucunun iletişim olması gerekir. İletişim yani anlama gerçekleşmezse anlatılanın işlevi kesinlikle gerçekleşmemiş demektir.

Anlatan AnlatılanDinleyen (okuyan)
AnlatılanAnlamİletişim
AnlatılanAnlamsızlık (içeriksizlik, boşluk)İletişimsizlik

Yukarıdaki üç aşamalı tabloyla formüle etmeye çalıştığımız süreç anlatan ve dinleyen (okur) arasında bir iletişimle gerçekleşen durumu belirlemektedir. Bu nedenle her metnin bir anlamı, söylemek istediğinin olması gerekir ki dinleyen ya da okur bunu amacına göre ele alsın ve ondan anlam veya olay yaratabilsin ve bundan bir eylemin varlığını algılayıp sonuçta o metinle iletişim kurabilsin. İletişimin başlamadığı ve sürdürülemediği metinler (sözlü ya da yazılı) hedef kitlesiyle bağlarını koparır sonuçta anlama eylemi gerçekleşmez. Bu yoksa iletişim de yoktur.

Anlatma eylemini yazma eylemi olarak ele alırsak bu sürecin gerçekleşmesi için hangi aşamalardan geçmesi gerektiği ya da nasıl bir yolculuk yapacağı aşağıda ayrıntılarıyla ele alınmaya çalışılacaktır.

Kim yazıyor?

Burada bizim hedef kitlemizin öğretmenler olduğu ve öğretmenlerin öğrencileriyle böyle bir eylemi gerçekleştirdikleri göz önüne alındığında asla unutmamamız gereken gerçek, onların (öğrencilerin yani çocukların) kendine özgü gerçekleri olduğunu ve o gerçeklerinden yola çıkarak size bir şeyler anlatacağıdır.

Çocuk, etrafı, hayatı, yaşadıklarını onu belirleyen kültürel birikim ve donanımla anlamaya çalışacak ayrıca kendi yaşının gerçeğini de işin içine katacaktır. Eğer öğretmen ondan yaşının gerçeğini göz önüne almadan yaşını ve yaşamsal deneyimlerini görmezden gelerek ona yetişkinliği, yetişkin dilini ve estetik anlayışını süreç içinde öğretmek ve içselleştirmek yerine dayatarak büyümeyi talep eden bir yaklaşımda bulunursa çocuk ona asla kendi doğal yapısıyla yaklaşmayacak ve kendi gerçeğini asla paylaşmayacaktır.

Bu durumda anlatıcının (çocuğun) gerçeğini bilmeden salt müfredatta var diye çocuğu buna zorlamak sonuç getirmeyecektir. O zaman çocukla birlikte yolculuk yapmak onunla daha paylaşımcı olmak, yürümeyi talep etmesini sağlamak, yol arkadaşlığı yapmak önemli olacaktır.

Özetle söylemek gerekirse tanımadığınız bir çocuktan bir şey beklemek anlamsızdır. Sizinle iletişim kurmayacak ve anlattıkları anlam taşımayacaktır.

Kime yazıyor?

Çocuğu yazmaya yönlendirmek için ona, yazdıklarını okuyacağını düşündüğü, dahası inandığı, okuduğunda onu anlayacak, anladığını sevgiyle ona belirtecek bir hedef kitlesi koymanız gerekir. Ya da öyle bir yazmasını istersiniz ki, bu yazılan, salt aranızda kalacak bir paylaşım olacaktır. Bu tür metinleri kimi zaman öğretmenler öğrencilerini daha iyi tanımak için yazdırırlar.

Çocuk hedef kitlesinin kim olduğunu bildiği zaman iki türlü sonuç ortaya çıkar. İlkin onu anlayacak, destekleyecek bir hedef kitlesi ise açık, içten, gerçekçi, düşlerini sakınmaksızın paylaşan bir metin ortaya koyacaktır. Diğer durumda ise çocuk kendi gerçeğini değil öğretmenin beklentisini doyuran ama gerçeklikten uzak bir metinle ortaya çıkacaktır. Bu aslında çocuğun zekasını ortaya koyar. Onu anlayana kendini açıkça anlatabilirken, anlama konusunda istekli olmayana da sadece onun beklentisini doyuracak bir metinle yaklaşacaktır.

Ne yazıyor?

Çocuktan yazması beklenen metnin türü onu yazmaya yöneltmek için işlevsel olabilecek bir metin olmalıdır. Bu metinleri kolaydan zora doğru sıralamak ve süreç içinde ondan daha farklı metinler beklemek çocuğu teşvik edecek yazma isteğini ve özgüvenini artıracaktır.

Mektup yazmak

İlk olarak en sevdiklerine dönük bir mektup yazdırmak çocuğa sevdiğine seslenme olanağı verecek ve muhtemeldir ki onunla iletişimini geliştirecek bir köprü işlevi görecektir. Ama kimi zaman çocuklar yüz yüze paylaşamadığı sorunları mektup üzerinden paylaşabilirler. Buna da izin vermek öğretmenin alan hakimiyetine bağlıdır. Psikolojik olaylar karşısından dirençli duran ve çocuktan yana tavır alan öğretmen olmak bu noktada çok önemlidir. Bu tür metinlerde öğretmeni korkutabilecek paylaşımlar olabilir bu durumda öğretmen mesafeli ve dikkatli biçimde olayı anlamaya çalışmalıdır; ancak metinler üzerinden saptanan sorunlar tek başına çözülmez, bunu da öğretmen gözden uzak tutmamalıdır.

Şiir yazmak

Şiir yazmak çocuk için en eğlenceli türlerden biridir. Ama öğretmen kurallar dizgesiyle çocuğun karşısına çıkarsa, çocuk şiiri sevmeyecek ve ondan uzak duracaktır. Şiirin bir özgürlük alanı olduğunu bilmelidir çocuk. Onun yazacağı metinler sevinç, sevgi, tutku, özlem, soru, beklenti içerecektir. Öğretmen çocukla özellikle şunu paylaşmalıdır. Şiir duygu ve düşünceleri en kısa, en yoğun en damıtılmış haliyle paylaşmaktır. Şiirin en güzel yanı onun kendi içinde bir ritminin olmasıdır. Melodiktir. Söylerken tat alırız. Onu yakalamasını istemek en doğrusu olacaktır. Öğrenciden kafiye tutturmasını değil ritim yakalamasını bekleyin ve isteyin. Ayrıca şiir kadar bağımsız ve anlam çıkarma konusunda cömert başka bir tür yoktur. Bırakın çocuk dilediği gibi yazsın ve söylesin. Öğretmenin yapacağı en güzel şey çocuğun şiirle haz dolu bir ilişki kurmasını sağlamaktır. Bu hem öğretmeni, hem de öğrenciyi mutlu ve eğlenceli bir dünyaya götürecektir.

Anı yazmak

Anı yazmak çocukların kendilerini en çok yansıtabilecekleri alandır. Bu tür, çocuğun belleğini canlandırmasına ve bunu kullanarak geçmiş birikimlerini yansıtmasına neden olacak ve çocuk, bunu dilselleştirebilmenin keyfini yaşayacaktır. Kimi zaman çocuğun anlatamadığı şeyleri o anı metninin içine nasıl yerleştirdiğini de görmek mümkün olacaktır. Bunu örnek metinler üzerinden ayrıca incelemek dileğindeyiz.

Öykü yazmak

Kurmaca dünyaya geçişin en önemli köprüsüdür öykü. Gerçeklikten gerçek üstüne ya da kurmaca bir gerçekliğe geçmenin önemli bir aracıdır. Öykü, çocuğu bir olay örgüsünün içine en hızlı çeken, o dünyanın içinde dolaşmasını sağlayan ve dahası yeni olaylar ve insanlar (figürler) keşfetmesinin önünü açan bir pencere olacaktır. Öykü yazma sürecinde çocuk bir olayın belli bir mekânda ve belli bir zaman diliminde geçtiğini görecek ve bu süreçte kendini kısıtlamakla birlikte bu kısıtlayabilme becerisinin onu nasıl özgürleştirdiğini de görecektir.

Deneme yazmak

Deneme kendine özgü bir dünyadır. Çocuk, kendi duygu ve düşüncelerini belli bir konuyla sınırlandırarak ama o konuda olabildiğince özgür yine de konuyla sınırlı, tutarlı, kendi öznelliğini, kendi dünyasını, korkularını, tutkularını, umutlarını, kaygılarını, çocuk dünyasının deneyim ve birikimlerini yansıttığı metinler oluşturabilecektir. Deneme, aynı zamanda yazma cesaretinin ve bunu gerçeğe dönüştürmenin en önemli ürünüdür. Artık kendi olarak, kendini ifade edebilmenin sonuçlarını görecek ve yazma tutkusu gelişecektir.

Eleştiri yazmak

Toplumsal bağlamda baktığımızda en kısır alan olduğunu söylemek mümkündür. Kitabı çocuğun karşısına usta, öğretmen, reddedilmez dersler dizgesi olarak koyduğunuz zaman eleştiri kültürünü geliştirmeniz mümkün olmaz. Öncelikle çocuğa kitabın okuru olarak özgürlük alanı vermeniz gerekir. Okur metni sevebilir sevmeyebilir. Sevme ya da sevmeme gerekçelerini söyleyebilmeli yetişkin onun karşısında kitabı sorgulanamaz bir metin olarak savunmamalıdır. Sevme ya da sevmeme özneldir. Bunun dışındaki duygu ve düşüncelerin kitapla ya da öyküyle veya başka metinlerle ilgili olarak sadece metinden yola çıkarak sorgulanabilmesi, olumlu ya da olumsuz yönlerinin ortaya konması, dilinin, kurgusunun, anlatım biçiminin, çocuğa göreliğinin saptanması gerekmektedir. Çocuğa büyümeyi dayatan kitapların verilmesi okumaya zorlanması onun eleştiri kültürüyle iletişimini zorlaştıracak hatta imkansızlaştıracaktır. Oysa eleştirebilmek, çocuğun zarafetini de geliştirecek, onu kaba bir sorgulamadan uzak tutacaktır.

Neden yazıyor?

Çocuğun neden yazdığı önemlidir. Yazma nedenleri bilinmeden metnin değerlendirilmesi eksik olacaktır. Bu nedenleri şöyle sıralayabiliriz:

  1. Öğretmen ödev vermiştir
  2. Arkadaşında görmüş öykünmüştür
  3. Okuduğu bir kitaptan esinlenmiştir

Öğretmenin ödev vermesi öncelikle çocuğa sorumluluk yükler. Hesap verilebilir olmak ciddi sonuçlar doğurur ve bu nedenle çocuk kendini kısıtlanmış hissedebilir. Bu durum sınırlandırılmışlık içerir ve çocukta kendi içinde kuşatılmışlık hissi yaratabilir; ancak nitelikli bir öğretmen çocuğun tüm bu duygularını yaratıcılığa çevirebilir ve onun bu duygularını korkudan iç disiplinine dönüştürebilir ve çocuk bu disiplin sorumluluğundan yola çıkarak verimli bir çalışma ortaya koyabilir.

Çocuğu en çok yazmaya yönelten nedenlerden biri arkadaşının da yazıyor olmasıdır. Belki bir yarış, belki kendini gösterme tutkusu, onu yazmaya yöneltebilir. Bunu asla görmezden gelmemek gerekir, aksine yazma konusunda en çok teşvik edilmesi gereken durumdur. Dahası böyle durumları öğretmenin yaratması ayrı bir tat katabilir.

Okuduğu kitaptan esinlenme edebiyat keyfinin başladığı anlamına gelir. Metinle, hatta yazarla yarışma, ona benzeme ve aşma duygusu çocuğu önce öykünmeye yönlendirebilir ama yazma yolculuğu devam ettikçe çocuk kendi kimliğini arayıp bulacaktır.

Nerede yazıyor?

Nerede yazdığı mekânsal bağlamda geçerli. Yazma mekanları değişebilir ve bu mekânsal değişmeler çocuğun yazma sürecini ve yaratıcılığını farklı etkileyebilir.

Eğer evde yazıyorsa bu mekân onun dış dünyayı düşlemesini ve düşlemeyle kendine macera alanı yaratmasını tetikleyebilir. Özellikle çocuğun kendi odasının olması onun bu alanının genişletebilir; ancak geniş aileyle birlikte yaşayan çocuk kalabalık ortamda yazma eylemini gerçekleştiriyorsa metnini anlaşılmamak için gizemli yolculuklara götürebilir, çünkü merak edip okumak isteyecekler çıkabilecek ve bitmemiş metnine karışacak kişiler olabilecektir.

Eğer okulda yazıyorsa onu kuşatan kuralları duyumsayacak, kişisel özelliklerine bağlı olarak ya bu kuşatılmışlıkta kalacak ya da düşlerini harekete geçirecektir. İki durumda da ilginç metinlerin ortaya çıkma ihtimali vardır.

Doğada yazıyorsa metnini, bu durumda onu kışkırtacak ve metnine girmek isteyecek birçok figür etrafında dolanacak ve onun yazmasını eğlenceli hale getirecektir.

Ne zaman yazıyor?

Gündüz vakti yazma eylemi gerçekleşiyorsa yaşamın canlılığı onu etkileyecek ve onu çevreleyen dünya yazdıklarında belirleyici olacaktır.

Akşam evde yapılan yazma eylemi yine evin iç koşullarına bağlı olarak onun yazma yönteminde ve metnin içeriğini oluşturma sürecinde etkili olacaktır.

Nasıl yazıyor?

Bu soru oldukça belirleyici bir soru ve farklı bakış açılarıyla ele almak mümkün. Fiziksel yazma yöntemi olarak bakarsak buna dönük birçok yanıtımız olacaktır.

  • Masada yazma.
  • Sırada yazma.
  • Kucağında yazma.
  • Yere uzanarak yazma.

Fiziksel yönteme şunları da dahil edebiliriz;

  • Deftere yazma.
  • Bilgisayara ya da tablete yazma.

Yazma eyleminin kendisine değinecek olursak, tam da bu noktada uygulamanın varlığını göz önüne alıp metin türlerine dönük yazma eyleminin nasıl gerçekleşebileceğini ve yazanın düşüncelerini nasıl oluşturabileceğini, bu süreçte eğiticinin ona yaklaşımının nasıl olması gerektiğini ele almak ve modellemeye çalışmak gerekiyor.

Tür ve konu belirleme

Yukarda ana başlıklarıyla ele aldığımız türlere göre bir çalışma yöntemi oluşturmaya çalıştığımızda öncelikle konunun belirlenmesi önemli.

Mektup yazma

Mektup türünü ele alırsak kime yazacağımızı bilmemiz gerekiyor. Anneye, babaya, kardeşe, öğretmene, arkadaşa vs. yazılabilir. Böyle bir uygulama çalışması yaptığımızda başlangıçta kızlar babalarına, erkekler annelerine mektup yazdılar. Böylece baba-kız; anne oğul arasındaki yakınlığı ya da yaşanan sorunları görmek mümkün oldu. Sonrasında tersini gerçekleştirdik. Kızlar annelerine, erkekler babalarına yazdılar. Genel olarak aileyi kendine hedef kitlesi seçen bir öğrencinin mektubunu örnek olarak paylaşıyorum.

Sevgili Ailem,

 

Yani demek istediğim ey annem, babam, kardeşim,

Öncelikle hiçbiriniz beni anlamıyorsunuz. Sen hariç kardeşim. Sen seyrek de olsa beni anlıyorsun.

Anne, baba bu sözlerim sizi ilgilendiriyor, kardeşime laf yok o süper biri. Ee ne de olsa XY kromozomu taşıyor. Benimki XX

Tamam, biliyorum, anlıyorum; ama tekrarından bıktım: Kırkından sonra yani geç anne baba olmuşsunuz. Doğum çok güç olmuş.

Bunları sürekli anlatmayın artık!

Neyse amaaaan. Sürekli üstüme gelmeyin! Benim de hatam çok; ama ben daha on altı yaşındayım. Hata yapmasam ortada bir sorun var demektir.

Artık hata yapmamaya çalışacağım. Üzmeyeceğim artık sizi.

Ama n’olur siz de bana “biz yakında ölürüz, sen de kurtulursun demeyin!”

Sizden kurtulmak istesem kaçıp giderdim şimdiye kadar.

Neyse şunu tüm kalbimle söylüyorum: Sizi çok seviyorum. Size zarar vermem, verdirmem. Siz benim tek ailemsiniz, tek varlığımsınız, bunu anladım.

Ailesine mektup yazan bir ergenin duygularını nasıl paylaştığını ve anlaşıldığına inanırsa nasıl dürüst olduğunu görmek mümkün. Mektuba ilk baktığınızda sorunları olan bir çocuğu görebilirsiniz ama daha dikkatli baktığınızda sorunları olanın çocuktan daha çok ailenin olduğunu görürsünüz. Mektup yazma eylemi uzak ya da yakın, bir şey söylemek istediğiniz birine yönelik gerçekleşir. Bunu gerçekleştirirken söylemek istediklerinizi açık ya da örtük biçimde yazabilirsiniz ama sonuçta yazılı metin olarak mektup alıcısı tarafından her zaman yeniden okunabilecek bir metin olarak var olacaktır.

Mektup kendine de yazılır. Gelecekteki kendine mektup yazıp gönderme etkinlikleri yaparlar. Postane bu konuda mektupları yirmi otuz sene saklamayı vadeder. Ve siz gelecekteki kendinize yazdığınız yazıyı alacağınız günü düşlersiniz ama zaman sizin belleğinizi temizler. Unutursunuz ve mektup size geldiğinde kendinizle (geçmişteki) buluşmanın şaşkınlığını ve mutluluğunu yaşarsınız.

Öğretmenlerimiz çocuklara mektup yazdırırken onların en kusursuz metni yazmaları için çaba gösterecektir. Bunu saygıyla ve anlayışla karşılıyorum ama asıl gayretin öncelikle yazma tutkusu yaratmak yönünde olmasını yeğlerim.

Anı yazmak

Çocuğun yazdığı metinlerde hatalar elbette var olacaktır. Metinde kusursuzluk arayışı önemlidir ama çocuklar çoğu zaman bu disiplinin dışına çıkıp bir şeyler anlatmak isteyebilirler onlara bu olanağı ve alanı vermek gerekir. Çocuklar hata içeren metinleri ya heyecanla yazdıkları zaman yaparlar ya da yazma konusunda eksik ve deneyimsizdirler. Ama bazen metnin içeriği kuralların bir yana konmasını gerektirebilir. Bu bağlamda sizlerle ilginç bir metni paylaşmak istiyorum.

Öğretmen öfkeli, çaresiz bir yüzle odaya girdi ve :

 

— Üçüncü sınıfa gelmiş çocuk daha doğru dürüst yazmayı bilmiyor. Şu kâğıdın hâline bakın, diyerek elindeki kâğıdı bana uzattı.

Defterden yırtarak koparılmış bir kâğıttı bu. Tükenmez kalemle yazmıştı yazıyı yazan çocuk. Bazı kelimelerin üstü bastırılarak çizilmişti.

Öğretmen “Başınızdan geçen ilginç bir olayı anlatın” demişti. Kâğıtta aynen şunlar yazıyordu:

geçen çörşambo günü burdan ev gidince Annem oturmuş alıyordu Ben Annemle Bakalköy karaluna gititik. gitik baktik hiçbir yerde toktu sonra kadıköy karlola gitik orda da yoktur ordada örnek korlono tefon ettik onra bizi öyle bir çocuk gelmedi. Sorada sultanbeylinenin kalonlara bak bulamadık xxxxxx Dünün gateciler geldi Babam sordu babam alamayan başladı, en sevdiğim (bu kelimeler çizilmiş) çocuklarıda en sevdim Erkandı oğumu istiyorum dedi. Bugün 6 Dün yok

Narin

“Ben de Buradayım” öyküsünden alıntı.

Yaşadığınız bir günü anlatın diye verilmiş bir ödevdi bu. Bu sürecin doğrudan tanığıyım ve bu yaşanan bir öyküye dönüşmüştür. Yukarda yazılanların hepsi gerçek. Parçalanmış buruşuk bir kağıt, yazı normal koşullarda korkunç, dil olarak Türkçe gibi görünüyor ama anlatım eklektik ve anlam dikkatli bakınca görülüyor.

Bu ödevi gerçek bir ödev olarak kabul etmek elbette mümkün değil; ancak başka bir şey var: Çocuk öğretmenine bir şeyler anlatmaya çalışıyor ama dili ve yazma becerisi yetmiyor. Bu durumda metni hem görselliği, hem de yazı ve anlatım sorunları nedeniyle çöpe mi atmamız gerekiyor? Kanımca iyi bir öğretmen burada yazılanları görmezden gelmemeli. Bu metinde çocuk yaşadığı travmatik bir olayı anlatmış. Metne yeniden baktığınızda dil ne kadar kötü olursa olsun kurguda sorun olmadığını görürsünüz. Çocuk eve gitmiş, annesini ağlar bulmuş ve annesiyle birlikte karakol karakol dolaşmış ve bulamamışlar. Baba evde yok ilgisiz, ancak ertesi gün gazeteciler geldiğinde kendine geliyor ve “En sevdiğim oğlum Erhan, onu bulun!” diyor. Bir varoş semtinde yaşayan çocuğun anlattıkları bunlar. Bir olay var metinde. Bunu görmezden gelmemek ve çocuğun anlatmasına izin vermek, anlattıkça onun metninin daha iyiye gitmesi anlamına gelir. Denedikçe yürümeyi öğrenir bebek, denedikçe yazmayı öğrenir çocuk.

Şiir yazmak

Çocuklarla birlikte yapılacak en eğlenceli ve verimli uygulamadır, şiir yazmak. Öğretmenlerle onlarca kez uygulamasını yaptığımız bir şiir yazma denemesi uygulamasını paylaşmak isterim. Şiir Can Yücel’e ait ve söylemleri açısından da çocuğun duygu dünyasına uygun.

SERÇELEME

Çok oldunuz be serçeler

Kapatırım şimdi kapıyı

Dedim

Dinlemediler beni

Ben de kapatmadım kapıyı

Varsın dinlemesinler

Şiirimiz bu. Ama şiirin bütününü çocuklara verip hadi bunun benzerini yazın dememek gerekiyor. Bu çok kolaycı bir yaklaşım olur ve çocuk onu taklit etmeye başlar bu süreçte hakimiyeti sağlamak güçleşir.

Şiirin kendisi öğrencilere verilmedi. Tahtaya sadece ilk dize yazıldı.

“Çok oldunuz be serçeler”

Bu dize yazıldıktan sonra öğrencilere “sizinle çok değerli bir şairin şiirini birlikte yazacağız” diye dikkatlerini çekecek bir cümle söylüyoruz. Önemli olan şu: Şiir yazacağız. Ünlü bir şairin şiirini yazacağız ama şiiri de şairi de bilmiyoruz. Gizem her zaman çocuklarda teşvik edici unsurdur.

İlk dizeyi biz verdik artık sıra çocuklarda, ikinci dizeyi onlar bulacaklar. Ama bu süreçte öğretmen sürekli yaklaşan önerileri öne çıkaracak ve deftere yazılmasını sağlayacak. Öğrencilerden çok güzel öneriler gelecek göreceksiniz. İkinci dize “kapatırım şimdi kapıyı” diye devam ediyor. O zaman yazarın nerede olduğunu bulmak önemli. Çocuklar hemen “parkta” diye yanıtlıyorlar. Bu yaşam deneyimidir. Serçeler kırıntıların peşinde olduğu için simit ya da bir şeyler yiyenlerin önüne konarlar ve onlardan dökülenleri yemeye çalışırlar. Serçelerin bir özelliği de toplu halde geliş ve gidişleridir ve bunu yaparken cıvıltıları ortalığı sarar. Olayın parkta gerçekleşmediğine birlikte karar verilecek.

– O zaman nerede?

– Evde olabilir mi?

– Olabilir.

– Serçeler nereye konarlar?

– Pencereye.

– Başka? Balkona olabilir mi?

– Olabilir.

– Yazar nerede oturuyor? Balkonda mı?

– Hayır. Öyle olursa serçeler gelmez. İçerde oturuyor.

– Serçeler nereye geliyor? Balkona.

– Hep birlikte gelince sesleri nasıl çıkıyor?

– Cıvıl cıvıl.

– İyi de yazar niye kızıyor?

– Çok ses yaptıkları için.

– Peki onlara kötü mü davranıyor?

– Sanmıyoruz. Sadece kızıyor.

– Peki ne desin serçelere?

– “Çok gürültü yaparsanız kapıyı kapatırım.”

İşte kilit cümleyi bulduk. “Kapıyı kapatırım.” Bu cümle üzerinde dil oyunları oynayabilirsiniz. Çocuklar en yakın dizeyi bulacaktır.

“Dedim” dizesini siz söyleyin. Böylece köprü kurmuş olursunuz.

Üçüncü dize:

– Peki serçeler dinlemiş mi?

– Hayır mı?

– Dinlemeli miydiler?

– Burada cevaplar ikiye bölünecek. Evet diyenler. Hayır diyenler. Lütfen nedenlerini dinleyin.?

– Evet dinlemeliydiler, çünkü….

– Hayııır dinlemesinler, çünkü…..

Muhtemelen sınıfta genel eğilim dinlememe yönünde olacaktır. Bunu sağlamanın en önemli yolu onların duygularını ifade etmelerine izin vermeden geçer.

“Dinlemediler…”

Şimdi önemli aşamaya geldik.

Peki kapıyı kapattı mı? Ya da kapıyı kapatsın mı?

Kapıyı kapatmak iletişimi de kesmek anlamına gelir. Kapanırsa artık iletişim yoktur. Kapı açıksa iletişimin yeniden kurulacağı fırsat var demektir.

O zaman…

Kapıyı kapatmadı.

“Kapıyı kapatmadım. Yine burada bu cümleyi farklı estetik söyleyişlere dönüştürmek gerekir. Bu da oyun olarak var olmalı.

“Dinlemesinler, çünkü onlar serçe…

Şiiri özgün metne en yakın haliyle bulduğunuzda tek yapılması gereken onun başlığı olacaktır. Dilerseniz öğrencilerle ya da var olanı şiirin başına yazarsınız. İşte bu aşamada çocuklarla paylaşacağınız cümle:

“Siz artık ünlü bir şairsiniz. Türkiye’nin en ünlü şairinin şiirini yazdınız. Can Yücel’in şiirini.” diyebilirsiniz. Bununla birlikte her şeyin bittiğini düşünmeyin. Şimdi şiiri tartışmak gerek.

“Çok oldunuz…. Yoksa ….” diyen kimdir size?” diye sorsanız ne cevap alırdınız? Çocuklar şiirde kendilerini bulmuş mudur acaba? Şimdi de bunu tartışabilirsiniz çocuklarla.

Öykü yazma

Yine şiirden yola çıkalım ve Sabahattin Kudret Aksal’ın iki dizesinden yola çıkarak bir öykü yazma çalışması yapalım çocuklarla:

Yürüdüm bomboş sokakta

Döndüm baktım kim var arkamda

Yürümenin gerçekleşme zamanını ve mekanını çocuk belirlesin. Bu gündüz olabilir, gece olabilir, mevsimlerden herhangi biri olabilir. Büyük şehrin sokağı ya da terkedilmiş bir köyün sokağı olabilir. Ya da bire indirgeyerek kendi evinin yolu olabilir. Çocukluğunun geçtiği sokak, birinden kaçıp sığındığı bir yer de olabilir. Seçenekleri çoğaltmak mümkün.

Öncelikle düşünülmesi gereken bomboş sokakta niye yürünür ve sokak niye bomboştur? O yürüme esnasında aklınızdan geçenler nelerdir. Özlemleriniz midir içinizden geçen, yoksa korkularınız mıdır? O sokak niye önemlidir? Çocukluğa bir gönderme mi yapar, yoksa korkularınıza mı uzanır düşünceleriniz?

Dönüp arkanıza bakınca kimi görmek istersiniz ya da istemezsiniz. Her iki durumda sizi saran duygu ve düşünceler nelerdir?

Öykünün en önemli özelliği zaman ve mekân birlikteliğidir. Şiirin dizlerine bakınca doğası gereği bu sınırlandırmayı sağlıyor. Bu nedenle çocuktan istenecek öykülerin baştan bu sınırlandırmayı içermesi yeğlenir.

İstanbul Piyalepaşa’da yaptığımız bir uygulamada çocuklardan bir öykü yazmasını istemiş ve konuyu şöyle belirlemiştik:

“Küçük kız çantasını sırtına aldı ve trene atladı.”

Bu cümleyle başlayan, süren veya biten bir öykü yazın! Zaman trende geçen zaman; mekân, tren. Birliği sağladık mı? Evet.

Oradaki çocukların hemen tamamı trene bindikten iki ya da üç durak sonra trenden inip eve koşuyorlar. Eve varınca babalarını soruyorlar, evde olmadığını duyunca rahat bir nefes alıyorlardı. Bu durum onların yaşamındaki farklı gerçeklikleri de yansıtıyordu.

Bir öyküde çocuk üç duraktan fazla gitmişti ve kaybolmuştu.

Deneme Yazmak

Deneme yazmak için yaşamsal deneyim ve birikim olması gerektiğini söylemiştik. Çocuğun yaşam deneyimlerinin kendine özgülüğünün farkında olarak bu konuda metin yazması talep edilebilir ama onun gerçeğinin dışına çıkarak değerlendirme yapmak yanlış ve baskılayıcı olabilir. Ayrıca onun deneyimlerini paylaşmasına izin vererek onun kendisiyle karşılaşmasını, hayat bakışının farkına varmasını ve bunun farkındalığına yeni bir bilinç oluşturmasını sağlayabilirsiniz. Temel olan çocuğun deneysel bağlamda paylaşmaya çalıştığı metnin bir değer olarak algılanmasını sağlamaktır.

Bir uygulama çalışmamızda orta 2. sınıf öğrencisinin yazdığı denemeyi paylaşıyorum. Çocuğun nelerin farkında olduğunu görebilirsiniz.

Duvarların çevirdiği alanlarda dışarıyla kurulan bir bağdır pencere. Nerede olup nereden baktığımızla alakalı olarak değişen şeffaf bir sınırdır. O sınırda değişmeyen şey mesafedir. İçeride ya da dışarıda yaşanan hayata olan uzaklık.

 

Pencereyi açtığınızda o sınır ortadan kalkmış gibi olur; başınızı kollarınızı diğer tarafa geçirebilirsiniz, sözcükleriniz diğer tarafa ulaşabilir ama ayaklarınız ve bedeniniz hep bulunduğunuz tarafta kalır. Oysa zihniniz için ortada bir engel yoktur.

Eğer içerdeyseniz, ruh halinize göre, pencereden bakıp içeride olduğunuza mutlu olabilirsiniz ya da dışarıdakileri kaçırdığınız için hayıflanabilirsiniz.

Pencere çoğu kez meraka teşvik eder insanı. Kapalı bir kutu hakkındaki küçük ipuçlarını hayal gücünüzle takip edersiniz. İnsan dışarıda ya da içeride neler oluyor diye düşünmeden edemez. Işıklar ve gölgelerden bir hikâye yazarsınız.

Cam bazen insanı kandırır; pencere kenarındaki kediye dokunduğunuzu zannedersiniz ama o dokunduğunuz camdır. Nefesinizle oluşan buğuya isimler yazarsınız, onlar size inat yok olurlar.

Pencere beklemektir. Gelenler o ilk selamla ağırlanmaya başlanırlar bile. Bazen de bir vedadır, son bakıştır.

Aslolan zihnin penceresidir. Çoğu kez geçmiş geçer önünden ama her sabah perdeler bugün için aralanır ve pencere açılır temiz hava yarınlar için içe çekilir…

Eleştiri yazmak

Eleştirinin ne olduğunu söylemeden önce ne olmadığını söylemek gerekir. Eleştiri, yanlış sözcük avcılığı değildir.

Eleştiri, hata avcılığı değildir.

Eleştiri, hoşa gitmeyen kimilerine göre (daha çok ebeveynler) küfür anlamına gelen sözcük avlamak da değildir.

Eleştiri, kendi ahlak anlayışınızı kitaba (yazara) dayatmak da değildir.

Eleştiri, metnin özetini yapıp ardından ondan ne ders çıkardığını anlatmak da değildir.

Eleştiri, ders çıkarmak içermez.

Eleştiri, asla öznellik içermez. İçerse de önyargılı olamazsınız.

Eleştiri, yergi değildir.

Eleştiri, övgü hiç değildir.

Eleştiri, sevdim ya da sevmedim sözcüklerini çok zor kullanır. Metin zorlamıştır. O da güzellik içerir.

Eleştiri ne içermelidir?

Eleştiri, konuyla ilgili ölçülerini baştan belirleyip o ölçüler içinde bir metni inceleme ve sorgulamadır.

Eleştiri yaparken kurguyu ele alırsınız.

Eleştiride dil çok önemlidir. Çocuğa yazılmış bir metinde üst dil kullanımı yanlıştır. Yazar kendine üstün güçler ve yetenekler yükleyip çocuğa buyurgan bir tavırla yaklaşamaz.

Eleştiride çocuğun metinle iletişim kurabilmesi önemlidir. Çocuğa yetişkin tarafından onun iletişim kuramayacağı metinler verilemez. Çocuk anlama sorunu yaşıyorsa, bu onun değil yetişkinin ya da öğretmenin eksiği olarak ele alınmalıdır. Yetişkin, çocuğa kendi gerçeği dışında dayatmamalıdır. Bu elbette metin için de geçerlidir ve yazara çocuğu nesneleştirme hakkını vermez.

Çocuk edebiyatı metinlerinde melodi, ritim içeren bir anlatım vardır ve bu, metinde aranmalıdır. Çocukla birlikte yapılırsa onun estetik birikimi artar.

Eleştiride metnin çocuğa göreliği sorgulanmalıdır. Çocuğun bilgi birikimi, duygu dünyası yaşam deneyimi eleştiride ele alınır.

Çocuk edebiyatı umutsuzluk içermez. Sorunlar anlatılsa bile umut eksik kalmamalıdır. En azından çocuğa bu hak verilmelidir.

Genel Değerlendirme

Edebiyat hayattır. Onun bu yönü unutularak edebiyat çalışması yapmak doğru bir eylem değildir. Çocukluktan başlayarak insan hayatı anlamak, onunla iletişim kurmak, ona bir şey anlatmak için edebiyattan yararlanmıştır. O zaman edebiyatın ne olduğunu unutarak bu alanda çalışma yapmak her zaman sorunlu olacaktır. Bundan uzak durmak gerekir.

Yazmak ve yazma eyleminden estetik haz almak elbette estetik bir metni yaratmakla mümkündür. Estetik bir metnin gerçekleşmesi uzun bir yolculuktur. Bu yolculuğa çocukla birlikte çıktığımızda yüreğimizin bir yanında yanlışlara karşı tahammül ve yolculuğu güzelleme çabası olmalıdır. Yolculuğa katılan çocuk yol arkadaşıyla iyi iletişim kurarsa onunla konuşmak, ona bir şeyler anlatmak ve paylaşabilmek duygusuyla güzelleşecek ve güzel metinler de yazacaktır. Temel sorun ona bu fırsatı vermektir.