Sen Olmasaydın

Bu hikâye, dünyada hiçbir şeyden korkmayan bir erkek çocuğunu anlatıyor. En azından başkaları, çocuğun böyle olduğunu sanıyor. Bu çocuk kim biliyor musunuz? Benim!

Çok güzel resimler yapabiliyorum.

Dişlerimi her gün fırçalıyorum.

Birlikte futbol oynayabileceğim arkadaşlarım da var.

Bu yüzden annem ve babam, her şeyle başa çıkabileceğimi düşünüyor ve beni evde sıkça yalnız bırakıyor. Düşündükleri şeyin doğru olduğunu söyleyemem, bence beni yeterince tanımıyorlar.

Aslında büyükannem dışında kimse beni tanımıyor. Sadece büyükannem beni anlıyor ve bana vakit ayırıyor.

Büyükannem, durgunluğumu fark edince bana hep: “Senin neyin var?” diye soruyor. O sorduğu zaman beni rahatsız eden her şeyi ona anlatıyorum. Işıklar kapalı olduğunda korktuğumu ya da futbol oynarken yine talihsiz bir şekilde topa elimle vurduğumu… Büyükannemle bunları paylaşmak çok güzel oluyor. O, iyi bir dinleyici ve ona her şeyi sorabiliyorum. Ayrıca büyükannem, yakınlık göstermeme izin veren ve bana sarılan teki kişi.

Ancak bir gün büyükannem, uzun bir yolculuğa çıkmak zorunda kaldı. Gitmeden önce de bana büyük bir paket verdi.

Bu paketin içinden büyük bir peluş ayıcık çıktı.

“Bu da ne böyle? Sana göre değil ki bu! Sen büyüdün artık.” dedi babam. Annem de: “Katılıyorum.” diyerek başını salladı. “Çocuk, bir peluş ayıyla ne yapsın? Bilgisayarın başından ayrılmıyor ki!” diye söylendi.

Bu hediye, benim gibi kendi başının çaresine bakabilen bir çocuk için gerçekten tuhaftı.

“Hiç düşündüğünüz gibi değil! Bir peluş ayı için kimse yeterince büyük olamaz! Ayrıca bu ayıcık, ben yokken ona arkadaşlık edecek.” diye cevap verdi büyükannem. Ayıcığa tekrar bakınca aslında onu sevdiğimi fark ettim. Sadece boynundaki kırmızı kurdeleyi çıkartmam gerekecekti.

Peluş ayı o kadar yumuşaktı ki ona sarılmak hoşuma gidiyordu.

Onu, evin her yerinde gizlice yanımda gezdiriyordum.

Annem, her temizlik yapışında ayıcığı buluyor ve onu dolabımın en üst rafına kaldırıyordu. “Büyükannen sana bunu alırken ne düşündü acaba? Artık küçük bir çocuk değilsin ki!” diyordu.

Bense annem odadan çıkar çıkmaz ayıcığımı dolaptan tekrar alıp onunla oyunlar oynuyordum.

Yetişkinler, çocuk olmanın güzel bir şey olduğunu düşünüyor ama bu doğru değil. En azından her zaman için doğru değil… Gece yatağa yatınca bu konu hakkında ayıcığımla konuşurduk. Beni bir tek ayıcığım anlıyor ve hissettiklerimi biliyordu.

Ayıcığım, yalnız kaldığımda karanlıktan korktuğumu anlayabiliyordu.

Ayıcığım, asla bir yakın arkadaşım olmayacağından korktuğumu da biliyordu.

Ayıcığıma güvenerek ona başka çocukların beni sevmemesinden ve arkamdan gizlice gülmelerinden korktuğumu da anlatabiliyordum.

Grup oyunlarında en son beni seçecekler diye de korkuyordum.

Anne ve babamın beni arkadaşlarımın önünde azarlamasından da…

Ayıcığım, anne ve babam kavga ettiği zaman nasıl hissettiğimi de biliyordu.

Birbirleriyle hiç konuşmadıkları zaman da…

Ayıcığım, en büyük sırrımı bile biliyordu. En büyük sırrım, aynı zamanda en büyük korkumdu. Annemin evden ayrılıp bir daha geri dönmeyeceğini düşündüğümde çok korkuyordum. Bu korku yersizdi belki ama annem eve geç kaldığında gerçekten çok endişeleniyordum.

Elbette ayıcığımla paylaştığım başka korkularım da vardı. Bunları konuştuktan sonra kendimizi daha iyi hissederdik. Konuşup rahatlayınca da güzel bir uykuya dalardık. 

Ertesi gün, dünya gözüme daha huzurlu görünürdü; endişelerimi unuturdum. Tekrar korkusuz bir erkek çocuğu olurdum.

Tekrar rahat ve kendine güvenen bir çocuk olurdum. Ta ki…

… büyükannem eve dönene kadar. O eve döndüğünde öyle mutlu oluyordum ki… Onun yanındayken dünyadaki en güçlü çocuk olmama gerek kalmıyordu. Kendimi güvende ve mutlu hissediyordum. Bu mutluluğumu herkes görebiliyordu. Büyükannem, benim en iyi arkadaşımdı.

Yazar: Hans Wilhelm
Almancadan Türkçeye Çeviren: Ayşen Atabey
Düzeltmen: İrem Tunay
Kaynak Metin: (Çevrimiçi) https://childrensbooksforever.com/Childrenpics/german/Wenn%20ich%20dich%20nicht%20hatte.pdf,  24.01.2021