Ekransız Geçen O Gün

Eli, rafın üzerindeki tabletinin yumuşak mavi ışığıyla uyandı. İstemsizce tablete uzandı, başparmağı yarım bıraktığı bir oyunun üzerinde duraksadı. Arkadaşı Max de aynı alışkanlığa sahipti; her iki çocuk da ekranlarındaki parlak renkleri ve hızlı galibiyetleri severdi. Ama bugün Eli, annesine farklı bir şey deneyeceğine söz vermişti. “Deneyeceğim,” diye fısıldadı ancak ekran, onu içine çeken bir uğultu gibi hâlâ susmuyordu. Aşağı katta, sabah ışığı kahvaltılık gevreğin üzerine düşmüştü. Eli’nin annesi mutfak masasına bir zamanlayıcı koydu. “Sadece bugün için…” dedi, “Bakalım zamanlayıcı çalmadan önce kaç şey yapabileceksiniz.” İki çocuğa da gülümseyerek baktı. Hafta sonu ziyaretine gelen Max de ona gülümseyerek karşılık verdi. Buzdolabına asılmış küçük bir kâğıtta “Ekrana Ara Verme Günü” yazıyordu.

Zamanlayıcıyı bir saate ayarladılar. Süre dolana kadar ekran yasaktı. İlk başta garip geldi. Eli’nin parmakları kıpırdadı. Max tableti isteyecekmiş gibi ağzını açtı ama sonra vazgeçip kapattı. Mısır gevreği kutularıyla bir kule yaptılar ve küçük oyuncak arabalarını kulenin üzerinden aşağı kaydırdılar. Mutfak kahkahalarla doldu, raftaki mavi ışık ise hafifçe sönüp sessizce onları bekledi.

Zamanlayıcı çaldığında hemen tablete koşacaklarını düşünüyorlardı. Ancak Max, “Hadi bir hazine haritası yapalım!” dedi. Evin ve bahçenin haritasını çizdiler, hayalî korsanlar ve gizli atıştırmalıklar için ‘X’ işaretleri koydular. Bahçede koşup oynamak, ekrandaki herhangi bir oyunun sesinden daha canlı ve heyecanlı geliyordu. Eli, göğsünün hafiflediğini fark etti, sanki elinden kaçırdığı bir balonu sevinçle yeniden yakalamış gibiydi.

Yürüyüşte Öğrenilen Dersler

Anneleri, Max’in iade etmesi gereken bir kitabı olduğu ve Eli de robotlar hakkında bir kitap istediği için onları köşedeki küçük kütüphaneye götürdü. Yolda gördükleri mavi arabaları saydılar.

Araba saymaca kısa sürede kuşlara isim vermeye ve büyük meşe ağacının kaç yaşında olabileceğini tahmin etmeye dönüştü.

Kütüphanede Kütüphaneci Bayan Khatri onlara bir soru sordu: “Bir ekranı kapatma vaktinin geldiğini ne zaman anlıyorsunuz?” Gözlüklerini yukarı kaldırıp bekledi. Eli ve Max birbirlerine baktılar. Max omuz silkti. Eli, “Yatma zamanı geldiğinde mi?” diye ağzından kaçırdı. Bayan Khatri gülümsedi. “O da bir zaman.” dedi. “Ama bazen ‘Bir bölüm daha!’ ya da ‘Bir video daha!’ derken süre uzar gider. İnsanlar genelde buna devam eder çünkü beyinleri sürekli hıza ve ödül almaya alışır.” Sonra onlara alışkanlıklarla ilgili bir kitap gösterdi.

Sayfalarda küçük bir liste vardı: “Fark et, dur, seç.”. “Bu işe yarar.” dedi. “Ne yaptığını fark edersin, durup bir nefes alırsın, sonra ne yapacağına karar verirsin.” Max bu yöntemi kitabı iade ederken denedi: Parmaklarının ekrana gitmek istediğini fark etti, derin bir nefes aldı ve kitabı iade kutusuna bırakmayı seçti. Bu ona küçük bir zafer gibi hissettirdi.

Öğleden Sonra Mücadelesi

Eve döndüklerinde çocuklar bir meydan okumayı kabul ettiler. Öğleden sonrayı neredeyse hiç ekran kullanmadan geçirmeyi deneyecekler, sadece mesajlara ve ödevlere bakmak için iki kısa kontrol yapacaklardı. Zamanı takip edebilmek için büyük ve hantal bir saat kurdular. Eli, “Eğer bir ekran seni çağırıyormuş gibi hissedersen…” dedi, “…bunu yüksek sesle söyle: ‘Kapatıyorum!’ Ya da dramatik olmak istiyorsan Fransızca ‘J’éteins!’ de diyebilirsin.” İkisi de güldü ve birbirlerine söz verdiler.

Bu iş düşündüklerinden daha zordu. İlk başta can sıkıntısı, etraflarında vızıldayan küçük bir böcek gibi belirdi. Max, oturma odasındaki televizyona doğru hafifçe yönelmeye başladı. Eli de aynı şekilde sırt çantasındaki tablete doğru çekildiğini hissetti. Ekranın başına geçmek yerine dışarı çıktılar. Bisiklete bindiler, bacakları yanana kadar yarıştılar ve sonra jelibon ayıcıklara ve ejderhalara benzeyen bulutları izleyerek çimlerin üzerine uzandılar.

İçlerindeki dürtü geri dönünce Max, “Oyuna bakmak istiyorum.” diye fısıldadı. Eli kalbinin hızlandığını hissetti. Bayan Khatri’nin kontrol listesini hatırladı. Durdu, derin bir nefes alıp verdi. “Kapatıyorum.” diye fısıldadı. Sesinin ne kadar sakin çıktığına kendisi bile şaşırdı.

Max de aynısını yaptı. Birlikte arka verandaya gidip plastik bir kapta yapraklar ve dallarla hayalî bir yemek hazırladılar. Cesur Çorba adını verdikleri bir tarif icat ediyorlardı.

Küçük Kurallar, Büyük Sonuçlar

Anneleri, ekran kullanımıyla ilgili basit bir kurallar listesi oluşturmalarını önerdi. Çocuklar mutfak masasına oturup şunları yazdılar:

1) Ekranlar sadece ödev bitince ya da dışarıda oynadıktan sonra açılacak.

2) Öğleden sonra iki kere kısaca bakma hakkımız var.

3) Yemek yerken ekran yok.

4) Süre bitince “Kapatıyorum.” diyeceğiz.

Kâğıdı çıkartmalarla süslediler ve küçük bir bayrak gibi buzdolabına astılar.

Ödev zamanı, araştırma yapmak için ekran kullanmalarına izin vardı. Eli tabletini açtı ama mutfak masasından kaldırmadı, kullanmadığı zamanlarda ekranı ters çeviriyordu. Max de kurala bağlı kaldı. Zamanlayıcı ötünce her şeyi kapatıp matematik cevaplarını kâğıt üzerinde karşılaştırdılar. İkisi de aynı cevabı bulunca sevinçle çak yaptılar.

Kendileriyle gurur duyuyorlardı. Kurallar bir ceza değil birlikte yaptıkları bir plandı. Bu plan ekrana hayır demeyi kolaylaştırıyordu çünkü bizzat kendi fikirleriydi. Ev artık olumlu anlamda daha sessizdi; bu, kimsesiz bir boşluk hissi değil çayın fokurtusunu ve kendi düşüncelerini duyabilecekleri kadar huzurlu bir dinginlikti.

Akşamın Gururu

Güneş batarken çocuklar son bir kısa kontrol yaptılar. Arkadaşlarından mesajlar gelmişti ve favori oyunları onları “sadece bir seviye daha” oynamaya davet ediyordu. Bu davet oldukça cazip ve tatlıydı. Eli öğleden sonrayı hatırladı; çimleri, Cesur Çorba’yı, koltuğun altına sakladıkları haritayı… İçini sakin, sıcacık bir gurur kapladı. Ayağa kalktı, Max’e baktı ve net bir sesle, “Kapatıyorum.” dedi. Sonra gülerek, “İstersen ‘J’éteins’ da diyebilirim.” diye ekledi. Max de onun sözlerini tekrarladı ve ikisinin de içini küçük bir sevinç kapladı.

Akşamın geri kalanını kartondan kale inşa ederek, küçük bir el feneri yakarak ve korsan haritası hakkında hikâyeler anlatarak geçirdiler. Yatma vakti gelince Eli’nin annesi onları yataklarına yatırdı ve “Nasıl hissediyorsunuz?” diye sordu. Eli gününü düşündü: Kütüphaneyi, kuralları ve ekrana uzanmamayı seçtiği o anı. “İyiyim.” dedi kısaca. “Gururluyum.”

Işıklar sönmeden hemen önce Eli, Max’e fısıldadı: “Bunu söylemeyi sevdim.” Max de mırıldanarak, “Ben de.” dedi. İkisi de bir şeylerden mahrum kalmış gibi hissettirmeyen, aksine onlara bir şeyler kazandıran yeni bir alışkanlık edinmişlerdi: Sessizlik, seçim yapabilme özgürlüğü ve hayattaki küçük, güzel şeyleri fark edecek zaman.

Yeni Alışkanlıklar

Ertesi sabah tablet rafta yine hafifçe parlıyordu ama artık kimseyi yöneten bir aygıt gibi görünmüyordu. Çocuklar ekranların eğlenceli, faydalı ve keyifli olabileceğini öğrenmişlerdi; ayrıca isterlerse bir düğmeye basıp bunu durdurabileceklerini de kavramışlardı. “Kapatıyorum.” demek onların küçük ritüeli hâline gelmişti; bu, dengeyi seçtiklerinin dostça bir göstergesiydi.

Bazen kurala uymakta hâlâ zorlanıyorlardı. Bazen unutup çok uzun süre oynadıkları da oluyordu. Ancak bu sorun değildi. Anneleri onlara küçük adımların büyük değişiklikler yarattığını hatırlatıyordu. Durup seçim yaptıkları her an iradeleri biraz daha güçleniyordu. Kurdukları denge kusursuz değildi belki ama gerçek, esnek ve tamamen kendilerine aitti. Bu da onlara en büyük zafermiş gibi geliyordu.

Yazar: Anonim

İngilizceden Türkçeye Çeviren: Elif Yalçın

Düzeltmen: İrem Tunay

Kaynak Metin: (Çevrimiçi) https://www.ohmytales.com/h/the-day-we-turned-off-the-screens/ , 02.06.2026.

Bu yazıyı paylaşın
Scroll to Top