Enise Eryılmaz
Çeviri alanına sunduğu değerli katkılarla bilinen ve 2014 yılında aramızdan ayrılan Dr. Elif Ertan’ın anısı, bugün Çeviri Derneği tarafından her yıl verilen “Genç Soluk Ödülü” ile yaşatılmaya devam edilmektedir. Sözelti ailesi olarak bu anlamlı ödülün bu yılki sahibi olmanın gururunu ve sorumluluğunu taşırken, Dr. Elif Ertan’ı sadece akademik ve mesleki başarılarıyla değil, çocukluk yönüyle yeniden anmak istedik. Bu yazının amacı da onun hayatına en yakından tanıklık eden iki insandan, kıymetli annesi ve babasından Dr. Elif Ertan’ı bir kez daha tanımak, çocukluğundan itibaren ardında bıraktığı izlere bir anne ve babanın gözünden görmektir. Bu süreçte kapılarını ve kalplerini bizlere açarak hem değerli anılarını hem de Dr. Elif Ertan’a ait fotoğrafları ve çizimlerini bizlerle paylaşan sevgili annesi Canan Ertan ve babası Sungur Ertan’a sonsuz teşekkürlerimizi sunarız. Elinizdeki bu yazı, kendileriyle gerçekleştirdiğimiz içten sohbetin bir ürünüdür ve görsel arşivleriyle zenginleştirilmiştir.
Elif Ertan’ın Çocukluk Yılları
Dr. Elif Ertan’ın çocukluk yılları, neşeli, sosyal ve hayatın farklı alanlarına olan merakıyla öne çıkar. Ailesinin anlatımıyla o, çocukluğundan itibaren arkadaşları tarafından çok sevilen, çevresiyle son derece güçlü ve sıcak bağlar kuran bir çocuktur. Sosyal yönü öyle belirgindir ki, ilkokul öğretmeni dahi onun bu renkli kişiliğinden esinlenerek Elif Ertan’ın adına “Elif’in Rüyası” başlığını taşıyan özel bir tiyatro oyunu kaleme almıştır.
Aynı dönemde çok yönlü gelişimiyle dikkat çeken Elif Ertan, bir yandan izcilik yapıp yavru kurt olarak doğayla iç içe olurken, diğer yandan bale eğitimi alarak sanat ve estetikle tanışır. Kısa bir süre Fenerbahçe Basketbol takımına kaydolsa da gruptaki tek kız çocuğu olmasının getirdiği çekinceler nedeniyle bu deneyim uzun sürmez. Ancak onun asıl yeteneği ve tutkusu, çok küçük yaşlarda çizmeye başladığı resimlerde ve sanatsal dışavurumlarında kendini gösterir.

(Sağ: Elif Ertan)
Kökler, Yayla Anıları ve Aileden Gelen Sanat Yönü
Elif Ertan’ın zengin iç dünyası ve sanatsal duyarlılığı tesadüf değildir. Bu birikimin arkasında köklü bir aile geçmişi ve kültürel miras yer alır. Baba tarafından Niğde Bor’a bağlı Kızılca köyünden olan aile, yaz aylarını Konya Ovası’nın devamı niteliğindeki o düzlüklerde, Orta Asya geleneklerini anımsatan oba yaşamıyla geçirirdi. 1987 yılında çekilen aile fotoğrafları, Elif Ertan’ın doğayla ve kökleriyle kurduğu bu özgün bağın en canlı tanıklarıdır.

(Sağ: Elif Ertan)

(Elif Ertan ve arkasında annesi Canan Ertan)

Estetiğe ve sanata olan yeteneği ise ona anneanneden mirastır. Henüz küçük bir çocukken, annesini ve babasını sadece 20 dakika gibi kısa bir sürede çizdiği portre, onun doğal çizim yeteneğinin en açık göstergesidir. Evdeki mobilyaların dahi babası tarafından bizzat çizilip üretildiği bu sanatsal atmosfer, Elif Ertan’ın görsel kültürünü ve sanata olan tutkusunu besleyen en önemli unsurlardan biri olmuştur. Ayrıca caz müziğine duyduğu derin ilgi de babasından ona kalan kıymetli bir mirastır.

(Elif Ertan’ın çizimiyle annesi ve babası)
Sanatsal Yönü, Fransızca Eğitimi ve Akademik Yolculuğu
Elif Ertan’ın sanata, yemeğe, resme ve tiyatroya olan ilgisi hayatının hiçbir döneminde kopmayan birer parça haline gelmiştir. Dile ve farklı kültürlere olan tutkusu ise ortaokul yıllarında Sainte Pulchérie’de başlayan Fransızca eğitimiyle filizlenir. Ortaokul ve lise yıllarındaki bu dil disiplini, onun geleceğe dair tercihlerini de belirler.
Lise mezuniyetinin ardından bağımsızlığına ve sorumluluk bilincine son derece önem veren Elif Ertan, Fransızca özel dersler vererek kendi harçlığını çıkarmaya başlar, ailesine hiçbir zaman yük olmak istemez.
Aslında gönlünde yatan ilk hayal, Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümüne girmektir. Sınav sürecinde ilk aşamayı başarıyla geçmesine rağmen ikinci aşamada kabul alamayınca sanatsal açıdan bir hayal kırıklığı yaşar. Tam bu noktada babasının “Her ressam akademi mezunu olmak zorunda değil!” diyerek verdiği destek, onun yolunu netleştirir. İlk bakışta bir olumsuzluk gibi görünen bu yönelim, Elif Ertan’ın Marmara Üniversitesi Fransızca Mütercim ve Tercümanlık Bölümünü seçmesine ve akademik çeviri dünyasına adım atmasına vesile olur. Lisans yılları onun için çok keyifli, üretken ve arkadaşlarıyla güçlü bağlar kurduğu tutkulu bir öğrenim sürecine dönüşür.
Lisans Sonrası, Fransa Yılları ve Dünya Çapındaki Dostluklar
Marmara Üniversitesi’nden mezun olduktan sonra akademik yolculuğunu sürdüren Elif Ertan, ilk yüksek lisansını Yıldız Teknik Üniversitesi’nde tamamlar. Ardından eğitimini bir adım öteye taşıyarak ikinci yüksek lisansı için Fransa’ya, Rennes Üniversitesi’ne gider. Bir dönem Paris’te yaşayarak tiyatro oyunlarında da sahne alan Ertan, akademik başarısıyla dikkat çeker. Öyle ki Fransa’daki üniversiteden bünyelerinde kalması yönünde resmi bir teklif alsa da o tercihini Türkiye’ye dönmekten yana kullanır.

Elif Ertan, son derece sıcakkanlı ve sosyal bir kişiliğe sahiptir. Paris yıllarından itibaren Japonya’dan Macaristan’a, Fransa’dan İngiltere’ye kadar dünyanın dört bir yanından dostlar edinir. Bu dostluklar sadece mesafelerde kalmaz, yurt dışından gelen arkadaşları sık sık İstanbul’daki evlerinde misafir olur. Özellikle çok yakın olduğu Fransız arkadaşı Camille, Elif Ertan’ın evinde kalırken Türkçe öğrenmeye başlar. Camille’nin Türkiye’deki en büyük keyfi ise Moda sahilindeki çay bahçesinde oturup çayını yudumlamak ve Türkçe olarak “Keyif!” demektir.

Çalışma Odası, Üretim Disiplini ve Aile İçi Sevgi Bağı
Elif Ertan’ın akademik, edebi ve sanatsal üretimlerinin mutfağı, evindeki çalışma odasıdır. Oldukça sık kullandığı bu mekân, annesinin tatlı şikâyetlerine konu olacak kadar dağınıktır. Ancak bu dağınıklığın içinde müthiş bir çalışma disiplini ve odaklanma barınır. Yemekten sonra odasına çekilen Elif Ertan, uykusunu kaçırmak için içtiği çaylar ve kahveler eşliğinde gece saat 01.00-02.00’lere kadar durmaksızın çalışır. Yazı masası; akademik makalelerini, çevirilerini ve yazınsal metinlerini ürettiği adeta bir yaratım alanıdır.

(Elif Ertan’ın çalışma odası)

(Elif Ertan’ın kitaplığından bir kare)
Hızlı temposuna rağmen ailesine olan bağlılığı her zaman önceliklidir. Bir dönem ayrı bir eve çıkma fikrini hocası Prof. Dr. Emine Demirel ile paylaşsa da anne ve babasıyla kurduğu güçlü iletişim, hayatı onlarla paylaşmanın verdiği mutluluk evde kalma kararını ağır bastırır. Annesiyle ilişkisi çok özeldir; kendi boş günlerinde arkadaşlarıyla vakit geçirmesini isteseler de perşembe günlerini mutlaka annesine ayırır, onu İstanbul’un en güzel yerlerine götürür. Gezmeyi, yeni yerler ve lezzetler keşfetmeyi çok seven Elif Ertan, aynı zamanda son derece cömert bir insandır. Mutfakta da harikalar yaratır; dışarıda tadıp beğendiği farklı yemekleri evde pişirip ailesine tattırmak en büyük zevklerinden biridir.
Elif’in “Kısacıklar”ı, Genco Erkal Anekdotu ve Tiyatro Sevgisi
Absürt tiyatroya ve sahne sanatlarına büyük bir tutku duyan Elif Ertan, Dostlar Tiyatrosu’na girmeyi çok istemiş, ayrıca İstanbul Dergisi’nde “Erişkin” ve “Mevzi” başlıklı özgün yazılar yayımlamıştır. Onun tiyatro sevgisi ve hayatın içindeki mizahi gözlemi, yayımlanan “Elif’in Kısacıklar’ı” kitabındaki unutulmaz bir anekdotta da yaşar.

Bir gün usta tiyatrocu Genco Erkal’ın oyununa bilet alan Elif’in elinde bir bilet fazla kalır. Yoldan geçen birine “Genco’ya bileti ister misiniz?” diye sorduğunda, karşısındaki kişinin “Genco ne?” yanıtını vermesi üzerine Elif sinirlenip “Reçel markası!” diyerek karşılık verir.
Elif’in babası, kızının kitabında yer alan bu tatlı anıyı usta sanatçı Genco Erkal’a bir mektupla iletir. Aynı zamanda Saint-Benoît’dan sınıf arkadaşı olan Genco Erkal’ın kızı üzerinden kurulan bu bağa Erkal kayıtsız kalmaz. Aileye “Acınızı paylaşıyorum demek bile çok hafif kalır.” mesajını göndererek kendilerini “Bir Delinin Hatıra Defteri” isimli ilk oyununa davet eder ve o günkü oyunu Elif için oynayacağını belirtir. Tek kişilik oyunun sonlarına doğru, elleri arkadan bağlı bir şekilde sahnenin derinleştiği o duygu dolu anda Genco Erkal, salonda oturan babaya bakarak üç kez “Elif, Elif, Elif!” diye haykırır. Elif’in anısı, hayranı olduğu tiyatro ustasının sahnesinde ve sesinde bir kez daha ölümsüzleşir.
Çeviri Dünyası, Mesleki Mücadele ve Yaşayan Anı
Elif Ertan, çeviri alanını sadece teorik bir çalışma alanı olarak görmez, mesleğin toplumsal ve kurumsal gelişimine de bizzat katkı sağlar. Çeviri Derneği bünyesindeki çalışmalarda aktif roller üstlenir, yönetime dahil olarak Derneği canlandırmak ve alanın profesyonelleşmesine katkı sunmak için büyük çaba harcar.
Çeviri ve yazım sürecinde babasıyla sık sık istişare eder, seçeceği kelimeleri babasına sunarak üzerine sohbet ederler. Bu yönüyle babası da onun çeviri yolculuğunun en yakın fikir ortaklarından biri olmuştur. Eserlerinin ve anısının geniş kitlelere ulaşması, vefatının ardından da devam eder. Selçuk Altun, Elif Ertan’a Cumhuriyet Gazetesi’ndeki köşesinde yer vermiş, Seza Sinanlar gibi isimler sosyal medyada onun izlerini paylaşmıştır.
En sevdiği mimoza çiçekleriyle, tutkuyla bağlandığı çevirileriyle, dostluklarıyla ve çevresine saçtığı ışıkla Dr. Elif Ertan, geride birilerinin hayatına dokunabilmiş olmanın ve unutulmaz anılar bırakabilmenin en güzel örneğidir.

Ruhu şad olsun…




