Kavel Taşdelen
Lewis Carroll

Asıl adı Revd Charles Lutwidge Dodgson olan İngiliz matematikçi, yazar. 1832’de Cheshire Daresbury’de doğdu. Babası din adamıydı ve Caroll, 4’ü erkek 7’si kız olmak üzere 11 çocuğun üçüncüsüydü; kendisi de diğer kardeşleri gibi kekemeydi. Oxford’da eğitim gördü ve 1855’te akademik kadroya alındı. 1857’de Oxford’da ders vermeye başladı. Hayatının sonuna kadar da burada yaşadı. Bir taraftan yazılarına devam ediyor, matematik alanında yazdığı kitapların yanında dönemin dergilerinde politik hicivler yayınlıyordu. Bu arada amatör fotoğrafçılık yapmaya da başlamıştı. Viktorya döneminin ünlülerinin ve çocukların fotoğrafını çekiyordu fakat bu hobiden kısa süre sonra vazgeçmek zorunda kaldı. Çünkü çektiği fotoğraflar sebebiyle büyük bir tepkiye maruz kalmıştı: küçük kızların çıplak fotoğrafları. Hiçbir zaman evlenmedi. Çocuklar hayatının odak noktasıydı ve kekeme olmasına karşın onların yanındayken düzgün konuşabiliyordu. 1865’te Alice Harikalar Diyarında ve 1872’de de Aynanın İçinden isimli kitaplarını yayınladı ve kısa bir süre içinde döneminin en ünlü yazarı haline geldi. Carroll’un yazdığı iki kitap da Christ Church katedralinin papazının kızı Alice Liddell için yazılmıştı. 1898’de zatürreden öldü. Öldüğünde arkasında sayfalarca günlük ve binlerce çıplak kız çocuğu fotoğrafı bıraktı. [1]
Alice Liddell ve Alice Harikalar Diyarında’nın Doğuşu
Lewis Carroll, 1856 yılında Liddell ailesi ve Alice ile tanıştı. Katedrali fotoğraflaması amacıyla papaz tarafından davet edilen Carroll, bu ilk karşılaşmanın ardından Liddell ailesinin fotoğraflarını çekmek üzere evlerine de konuk oldu ve burada papazın üç kızıyla tanıştı. Yazar, zaman içinde aile üyelerinin birçok fotoğrafını çekti fakat odağında hep Alice vardı. Bu arada Liddell ailesiyle, özellikle de kız kardeşlerle sık sık görüşmeye ve onlarla gezilere gitmeye başladı.

Bu geziler 1863 yılı geldiğinde birdenbire sona erdi. Günlüğündeki bu döneme ait sayfalar koparıldığı için olayın ne olduğu tam olarak bilinmese de, Alice’in annesi tarafından görüşmelerinin engellendiğine dair söylentiler söz konusudur. Bu söylentiye göre Lewis Carroll, Alice henüz ergenliğe girdiğinde onunla evlenmek istediğini aileye açıklamış, fakat Bayan Liddell tarafından azarlanmış ve Alice’le görüşmesi engellenmiştir. [2]
Lewis Carroll’un Alice ve kız kardeşleriyle birlikte çıktığı tekne gezintileri sırasında kızların sıkılmaması için uydurduğu hikayeler zamanla Alice Harikalar Diyarında’yı yarattı. Carroll, defterine not aldığı bu hikayeleri bir arkadaşının ısrarı üzerine kitap haline getirdi. Hatta kitap basılmadan önce, çizimlerini de kendisinin yaptığı el yazmasını Alice’e hediye ettiği bilinmektedir.
Bu kitabın analizini doğru yapabilmek için Viktorya dönemini anlamak oldukça önem taşır.
Viktorya Dönemi [3]

Çok büyük değişimlerin yaşandığı bu dönem, Kraliçe Viktorya’nın 1837 yılında, 18 yaşındayken tahta çıkmasıyla başlar ve 1901 yılındaki ölümüyle sona erer. Bu dönemde İngiltere dünyanın en büyük gücü hâline gelir ve uzak ülkelerde sürdürdüğü kolonileşme politikaları sayesinde sınırlarını birçok kıtayı içine alacak şekilde genişletir; bu durum Birleşik Krallık’ın “Üzerinde güneş batmayan imparatorluk” olarak anılmasına yol açar. Dönem, imparatorluğun gücüne güç katmasına sahne olurken toplumsal yaşam da köklü değişikliklere tanıklık eder.
Viktorya Döneminde Toplumsal Yaşam ve Kadın
Birçok icadın yapıldığı ve Büyük Sanayi Devrimi ile birlikte çok büyük değişikliklerin yaşandığı Viktorya Dönemi’nde hayat çok kolay değildi. Karşılaşılan en önemli gelişmelerden biri şüphesiz ki demiryolu ile şehirlerin birbirine yaklaşması, mesafelerin kısalması ve insanların zaman algısının değişmesi oldu.
Demiryolu sayesinde kırsal kesimde yaşayan insanlar iş bulma umuduyla büyük şehirlere göç etti. Ne yazık ki iş sayısı göç edenlere yetecek kadar değildi. Bu nedenle insanlar çok zor koşullar altında ve çok düşük ücretlerle çalışmak zorunda kaldı. Ortalama bir iş günü yaklaşık 14 saat sürüyor, çalışma koşulları ise ciddi tehlikeler içeriyordu. Ayrıca İngiltere’de her dört kişiden birinin açlık sınırının altında yaşadığı da bilinmektedir.

Bu dönemde iş yaşamında, günümüzde olduğu gibi, çoğunlukla yetişkinler değil çocuklar yer alıyordu. Çocuklar üç yaşından itibaren ağır koşullar altında çalıştırılıyor, çalışma süreleri ise yaklaşık 12 saati buluyordu. Ağır çalışma koşulları nedeniyle birçok çocuğun hayattını kaybettiği düşünüldüğünde, durumun vahameti daha iyi anlaşılmaktadır.
Viktorya Dönemi’nde kadının yeri, ait olduğu sosyal sınıfa göre farklılık gösteriyordu. Mesela üst sınıfa mensup kadınların yaşamı kolaydı. Günlerini arkadaşlarıyla çay partilerinde, gezilerde geçiriyorlardı ve en büyük sorumlulukları hizmetçileri yönetmek oluyordu. Giyim tarzları da sosyal sınıflarına göre değişiyor, varlıklı kadınlar daha gösterişli kıyafetler giyiyordu. Orta halli ailelerin kızlarının tek hedefi ise daha yüksek sınıfa mensup bir eş bulmaktı. Kendi işini kuran kadınlara zaman zaman rastlansa da, kadınlar genellikle vakitlerini ders vererek veya yardım faaliyetlerine katılarak geçiriyorlardı.
Alt sınıfa mensup kadınların durumu ise son derece zordu. İnsanca yaşam koşullarına sahip olma şansları yoktu. Büyük bir yoksulluk içinde yaşayan bu kadınların bir kısmı geçimlerini sağlayabilmek için hayat kadınlığı yapmak zorunda kalırken, bir kısmı da üst sınıf ailelerin evlerinde hizmetçi olarak çalışıyordu.
Genç kızlar genellikle 20 yaşına gelmeden kendilerinden 4-5 yaş büyük biriyle evlenirdi. Evli bir kadın olarak görevleri, kocasını mutlu etmek ve ona çocuk doğurarak hizmet etmekti. Ayrıca sağlık konusunda henüz çok büyük adımların atılmadığı bu dönemde doğum sırasında ölen kadınların ve çocukların sayısı da epeyce fazlaydı.
Öte yandan kadınlar boşanabilir, çalışabilir, eğitim görebilir, üniversiteye gidebilir, doktor dahi olabilir fakat oy kullanamazdı. Seçme ve seçilme hakkı için kadınların yaklaşık 100 yıl beklemesi gerekecekti (1928).
Viktorya Dönemi ahlak anlayışı cinselliğin bastırılması yönündeydi. Suça tahammül yoktu. Öte yandan hayat kadınlarına ve çocuklara yönelik suçlara karşı pek tepki verilmiyordu.
Kadın ve erkek arasındaki ilişkiler ise oldukça katı toplumsal kurallar çerçevesinde yürütülüyordu. Bir erkeğin evlilik amacıyla bir ilişkiye başlaması için öncelikle kadının ailesinin onayını alması gerekiyordu. Ancak aile onaylarsa çiftler birbirini görebilirdi. Görüşmeler kadının evinde olmak zorundaydı ve ailenin bir üyesinin gözetimi altında yapılırdı, çiftlerin yalnız kalması ise söz konusu değildi.
Flört döneminden sonra da iki tarafın ailesi tarafından noter huzurunda bir evlilik anlaşması imzalanırdı. Viktorya dönemi evlilikleri aşktan yoksundu, aşk evliliği diye bir şey söz konusu değildi. Evlilik bir ticari ortaklık gibi bir şeydi. Para ve mevki için yapılırdı.
Cinselliğin utanç verici bir eylem olarak kabul edildiği Viktorya Dönemi’nde, evlilik içinde bile üreme amacı taşımayan cinsel ilişkilere hoş bakılmazdı. Kilisenin bu konuda oldukça katı kuraları vardı.
Kadınların etek boyu, giysilerinin kol uzunluğu konusunda da oldukça katı kurallar uygulanıyordu. Viktorya Dönemi’ni konu alan filmlerde görülen cüretkar kıyafetleri giyen üst ve orta sınıf mensubu kadınlara rastlamak gerçekte mümkün değildi. Bunun yanı sıra adabı muaşeret kuralları büyük önem taşıyor, özellikle kadınlar bu kuralları bilmesi bekleniyordu. Bu kurallarla ilgili çok sayıda kitap basılıyordu.
Çocuklar ve Eğitim
Yalnızca maddi durumu elveren ailelerin çocukları eğitim alabiliyordu. Fakir ailelerin çocukları yukarıda da değinildiği gibi, zor çalışma şartlarına dayanamayarak hayatlarını kaybediyordu. Bu nedenle yoksul ailelerin çok sayıda çocuğa sahip olması olağan karşılanıyordu. Çocuklar aileler için aynı zamanda önemli bir iş gücü kaynağı olduğundan, ölen çocukların yerini alabilecek başka çocukların bulunması ekonomik açıdan gerekli görülüyordu. Çocuklar dar yerlere girebildikleri için madenlerde çalışabiliyor veya baca temizleyicisi olarak rağbet görüyorlardı. Yaşamları çoğu zaman ağır metal zehirlenmesi, kanser ya da ağır çalışma koşulları nedeniyle erkenden sona eriyordu. Çocuklar aile için aynı zamanda önemli bir iş gücü kaynağı olduğundan, ölen çocukların yerini alacak başka çocukların bulunması ekonomik açıdan gerekli görülüyordu.
Orta ve üst sınıfa mensup aileler çocuklarına eğitim verebiliyor, onları okula gönderebiliyordu. Her ne kadar kızlar okula gönderilebiliyor olsa da pratikte durum çok farklıydı. Genellikle sadece erkek çocuklar okula gönderilirdi. Kız çocukların eğitime ihtiyacı yoktu. İyi bir eş bulacak kadar zarif ve güzel olmaları yeterliydi. Kızlara verilen tek eğitim, kocalarını eğlendirmelerine, evi çekip çevirmelerine ve iyi bir anne olmalarına yardımcı olacak alanlarla sınırlıydı. Piyano, çiçek düzenleme, dikiş önemli dersler arasındaydı. Erkek çocuklar ise sevimsiz yerler olan okullara giderdi ve burada okuma yazma gibi temel becerileri öğrenirlerdi. Öğretmenler oldukça katıydı ve fiziksel şiddet çok yaygın olarak kullanılan bir disiplin biçimiydi.
Alice Harikalar Diyarında ve Viktorya Dönemi Çocuk Edebiyatı
Viktorya Dönemi’nin özelliklerini güçlü bir biçimde yansıtan bu kitabın daha iyi anlaşılması için dönemin sosyal ve ahlaki yapısını bilmek büyük önem taşır. Bunun yanı sıra dönemin edebiyat anlayışını ve özellikle çocuk edebiyatı olarak değerlendirilen eserlerin özelliklerini de incelemek gerekir. Dönemin toplumsal koşulları dikkate alındığında, çocuklara önem verilmeyen bir çağda gerçek bir çocuk edebiyatından bahsetmek çok mümkün görünmemektedir. Bu nedenle, Viktorya Dönemi’nde çocuk edebiyatı olarak kabul edilen birçok eser günümüzde tartışmalı yapıtlar arasında yer almaktadır.
Peki çocuk edebiyatı denince ne anlamak gerekiyor ve kökleri 17. ve 18. yüzyıllara uzanan, ardından Viktorya döneminde gelişimini sürdüren bu edebiyat türü nasıl oluyor da pek de önemli görülmeyen çocuklara atfediliyor? Çocuklara görelilik ile ilgili rastladığım bir makaledeki[4] bu konuyla ilgili açıklamalar ilgi çekiciydi:
“Bu edebiyat (türü) çocuğa uygunluk adına çocuğa kendini uydurmuyor, aksine yeni bir çocuk kitlesi inşa etmek için aslında onu görmezden geliyordu… Modern çocukluk kavramları, belli bir dereceye kadar ampirik psikoloji çerçevesindeki deney ve gözlemlerin bir sonucudur ancak büyük ölçüde ideolojiktir. Bu ideolojik inşaalar çocukların isteklerinden çok yetişkinlerin ihtiyaçlarına bağımlıdır.”
“Modern toplumların karakteristik özelliği, çocuklar ve yetişkin arasındaki büyüyen mesafedir. Çocukluk ve yetişkinlik, insanlığın farklı özellikleri olarak algılanmaktadır.”
“Modern toplumda çocuklara atfedilen özellikler deneyimden kaynaklanmadı, çocukluğun ampirik psikolojisinin sonucu değildi. Tersine, genel olarak insanın modern yaşam koşulları altında yetişkinler tarafından yerine getirilmeyen özellikleri olarak tanımlanabilirdi ve bunlar çocuklara kaydırıldı. Böylece çocukluk bir yandan modern yetişkin davranışının normları ile uyuşmayan, fakat diğer yandan da kaçırılmak istenmeyen insan özelliklerin ambarı oldu.”
“Bu bağlamda çocuklar için okuma materyalleri yeniden üretildi. Modern çocuk edebiyatının çok sayıda türü, daha önce yetişkinler için edebi türler olmuştur.”
“Modern çağın yetişkinleri için artık modası geçmiş olan bu türler çocukların okuma alanına itildi. Çünkü yetişkinler bu türleri tüketmekten utanır olmuştu.”
“Bu süreç için iyi bilinen örnek, peri masalı türünde ortaya çıkan durumdur. 18. Yüzyılın sonuna kadar, peri masalları yetişkinler için okuma malzemesi olarak ele alındı; kısmen erotik ve cinsel motiflerle dolu aşk hikayeleri ve evlilik hikayeleri oldukları biliniyordu…. 19. Yüzyılın başlarında romantiklerin, fazlasıyla modası geçmiş olan masalların okul öncesi ve ilkokul çocukları için ideal bir tarz olduğunu ilan etmelerin birçok kişide rahatsızlık uyandırmıştır. Bu projelerin başında Grimm kardeşlerin masal projeleri geliyordu. Bunlar ihmal edilmiş peri masallarını hiçbir değişiklik yapmadan çocuklar için tekrar bastılar. Bu masallar, küçük çocuklar için tümüyle uygunsuz olduğu için ebeveynler tarafından büyük ölçüde reddedildi.”

“Modern çocuk edebiyatının, çocukların gerçek ihtiyaçları ile ilgili olarak yaratılmadığı, ancak modern toplumlarda yetişkinlerin uğradığı kısıtlamalardan, zorlanmalardan kaynakladığı -başka bir deyişle, bunun ideolojik bir inşa olduğu gerçeğinin daha güçlü bir ispatı olabilir mi?”
“Gerçek çocukluk, gittikçe yetişkinlerin çocukluğun nasıl olması gerektiğini düşündüğü şeye dönüyor.”
Bu satırlara baktığımızda aslında 18. ve 19. yüzyıllarda gelişmeye başlayan çocuk edebiyatı kavramının ortaya çıkış nedeni biraz olsun anlaşılmaktadır. Çocuğun birey sayılmadığı toplumsal bir anlayışta, çocukların gereksinimlerine cevap veren ve “çocuğa göre” olan edebiyatın varlığı zaten söz konusu olamayacakken, işin arkasında ideoloji inşası ve büyüklerin vazgeçemediklerini tıktıkları depo olmaktan öteye gitmeyen bir edebiyat yaratılması çok şaşırtıcı değildir. Fakat konu bununla da sınırlı kalmıyor.
Daha önce yetişkin edebiyatı olarak kabul edilen peri masalları, fabllar, alegoriler, hayvan hikâyeleri ve diğer anlatılar neredeyse hiçbir değişikliğe uğramadan çocuk edebiyatına aktarıldı. Ancak bu eserler, içeriklerinde çok sayıda üstü kapalı anlam da barındırmaktaydı. Bunlar her ne kadar çocuklar tarafından bilinçli olarak kavranmasa da, bazılarının bilinçaltına işlemiş olabileceği ihtimalini göz ardı edilemez.
Öte yandan, yine 18. ve 19. yüzyılın koşulları; kitap basma maliyeti, okuyucu kitlesinin büyüklüğü ve kitapların okuyucuya ulaşma maliyeti göz önünde bulundurulduğunda ortaya farklı bir tablo çıkmaktadır. Günümüzde bile kitap basımı yüksek maliyet gerektirirken ve yayınevleri ticari başarı sağlama ihtimali düşük eserleri yayımlamaktan kaçınırken, 100-200 yıl önce henüz var olmayan bir kitleye yönelik bir edebiyat nasıl gelişebilmişti?
Bu konuda yapılan araştırmalar, bu edebiyat türünün ortaya çıktığı dönemlerde yazılan kitapların maliyetleri yüzünden farklı okur gruplarına aynı anda hitap etme zorunluluğundan bahsetmektedir. Başka bir deyişle, yetişkinlere yönelik eserler aslında sadece yetişkinlere yönelik mesajlar içermiyor, yediden yetmişe herkese yönelik özellikler taşıyordu. Basılan kitaplar çocuk, yetişkin, genç, ergen, yaşlı fark etmeksizin herkes tarafından okunabilecek eserler olmalıydı. Bu yüzden de edebi eserler katmanlı anlamlarla doluydu.
Viktorya Dönemi’nde de durum benzerdi. Bu dönemin en bilinen “çocuk edebiyatı” örneklerinden biri olan Alice Harikalar Diyarı ve Aynanın İçinden kitapları da birer istisna değildi. Bu eserlerin hem çocuklara hem de yetişkinlere hitap eden çift anlamlı bir anlatıma sahip olduğu biliniyordu. Nitekim sonraki yıllarda bu eserlerin yetişkinlere ve çocuklara yönelik farklı baskıları da yayımlandı.
Burada dikkat çekilmesi gereken bir nokta ise bu eserlerin, ilk yayımlandıkları dönemde çocuk edebiyatının değil, dönemin “Literary Nonsense (Edebi Saçmalık)” olarak bilinen türünün örnekleri arasında sayılıyor olmasıdır.[5] Lewis Carroll, Viktorya dönemi İngiltere’sinde bu türden eserler yazmış iki ünlü yazardan biriydi (diğeri Edward Lear). Daha sonraki yıllarda bu eserler çocuk edebiyatına dâhil edildi. Aslında bu değişimde çocukların bu edebi türe duyduğu ilginin de rol oynadığı söylenebilir.
Bu konuda kaleme alınmış bir kitapta yer alan şu açıklama, türün öneminin çok daha iyi anlaşılmasını sağlar niteliktedir. “Çocuklar kendilerine ait olmayan, kendileri yapmadıkları ve dolayısıyla pek de anlamadıkları büyüklerin dünyasında yaşarlar… Biz büyüdükçe aslında çocuk olmanın ne kadar güç bir iş ne büyük bir stres olduğunu unutuyoruz.”, “Mizah, sağlıklı bir çocukluk için gereken temel bir öğedir. Özellikle de “saçmalık” olarak nitelenebilecek mizah büyük önem taşır. Mizah çocuğa mantıklı ve mantıksız arasındaki farkı öğretir ve neyin ciddiye alınacağı ve alınmayacağı konusunda onu eğitir.”[6] Bu değerlendirmeler, “edebî saçmalık” türünün yalnızca eğlence amacı taşımadığını; aynı zamanda çocuğun bilişsel ve duygusal gelişimine katkı sağlayan önemli bir işleve sahip olduğunu göstermektedir.
Bu açıklamalar ışığında Alice Harikalar Diyarı’na dönebiliriz.
Alice Harikalar Diyarında
Kısaca özetlemek gerekirse, Alice ve ablası güneşli bir öğleden sonra bahçede oturmaktadır. Ablası, resimsiz bir kitap okumaktadır. Can sıkıntısıyla baş etmeye çalışan Alice ise o sırada çok telaşlı, şapkalı ve eldivenli beyaz bir tavşan görür. Beyaz tavşan aceleyle bir tavşan deliğine atlar ve gözden kaybolur. Merakına yenik düşen Alice de onu takip eder ve hiç düşünmeden deliğe atlar. Uzunca süren bir düşüşün ardından zemine ulaşan Alice, birçok kapının bulunduğu bir odaya gelir. Elinde hiçbir kapıya uymayan bir anahtar vardır. Sonunda anahtarın açtığı küçücük bir kapı bulsa da, kapıdan geçebilecek kadar küçük değildir. Yakınlarda duran “BENİ İÇ” yazılı bir şişedeki sıvıyı içip küçülür; anahtarı unuttuğunu fark edince de “BENİ YE” yazan keklerden yiyip büyür. Bir büyüyüp bir küçülerek başladığı macerasında sürekli boyut değiştirecek ve birçok saçmalıkla karşılaşacaktır. Artık o Harikalar Diyarı’ndadır.
Bölüm 1 – Tavşan Deliğinden Aşağı
Kitabın ilk bölümününde yer alan metaforlara dikkat etmek doğru bir analiz icin çok büyük önem taşır. Bunlardan bazıları çok
belirgin olsa da bazıları son derece örtük özellik taşır. Bunların başında ise TAVŞAN DELİĞİ metaforu gelir. TAVŞAN DELİĞİ, her türlü derin, karanlık, başka bir yere açılan geçit türünden metaforların tamamı Freud’a göre ana rahmiyle ilişkilidir ve dünyadan kaçışı temsil eder. Ana rahmine dönüş sendromu burada en belirgin metafor olarak kullanılmıştır. Hikâyenin en başında ise Alice ve artık yetişkinliğe girmiş olan ablasıyla çimlerde oturmaktadır ve ablasının elinde resimsiz bir kitap vardır. Alice sıkılmıştır çünkü yapacak hiçbir şey yoktur. Viktorya Dönemi’nin toplumsal koşulları göz önünde bulunduğunda bu sahne, özellikle üst ve orta sınıfa mensup kadınlardan beklenen pasif hayat biçimini yansıtmaktadır. Kadınların zamanlarının çocuğunu evde oturarak geçirmesi toplumsal bir norm olarak görülmektedir. Bu durum Alice ve ailesinin üst sınıfa mensup olduğunu göstermektedir.
Alice, resimsiz ve diyalogsuz kitapların var olduğu bu sıkıcı dünyadan kaçar. Bu kaçış, Tim Burton’ın sinema uyarlamasında daha da dikkat çekici bir hale gelmiştir. Burton’ın filminde Alice, kendi nişan töreninden kaçan on dokuz yaşında bir genç kız olarak karşımıza çıkar. Psikanalitik yorumlara göre bu kaçış, güvenli olarak kabul edilen ilk mekana, yani ana rahmine dönüşü sembolize eder. Alice’in tavşan deliğine girmesiyle başlayan düşüş de bu geri dönüşün başlangıcı olarak yorumlanmaktadır.
DÜŞÜŞ burada kullanılan ikinci büyük metafordur. Bir görüşe göre çok ama çok uzun süren ve Alice’in kendi kendine konuşmasına, uyumasına, uzun uzun düşünmesine, etrafı seyretmesine yetecek kadar uzun süren bu düşüş aslında onun ergenliğe girişini simgeler. Çünkü tavşan deliğine girmeden önceki Alice değişmeden geri dönmeyecektir. Öte yandan antropolojik açıdan bakıldığında birçok toplumla görülen erginlenme ayinleri, çocuğun tek başına çıktığı yolculuk sırasında olgunlaşması ve yetişkinliğe adım atması üzerine kuruludur. Edebiyatta da sıklıkla karşılaşılan bu anlatı kalıbı dikkate alındığında Alice’in düşüşünü bir ergenlik ayini olarak değerlendirmek mümkündür.
Aslında bu düşüş yalnızca ergenliğe geçişi simgelemez. Hikayenin başında Alice’in uykuya dalmak üzere olduğu görülmektedir. Bu sebeple tavşan deliğinde başlayan düşüş bilinçaltına açılan bir kapı olarak değerlendirilir. Bu bakış açısına göre Alice rüya görmektedir ve Harikalar Diyarı bilinçaltının sembolik bir yansımasıdır. Olağanüstü uzunluktaki düşüş boyunca Alice’in etrafa bakınması, kendi kendine konuşması ve mantığın devre dışı kalması bu bakış açısını güçlendirir niteliktedir. Bu bölüm aynı zamanda Alice’in ölüm üzerine konuştuğu (aslında şaka yaptığı) ilk bölümdür. Kendi düşüşüyle ilgili yorum yaparken, evin çatısından düşerse öleceğini söyler. Ama tavşan deliğindeki düşüşün sonu bir türlü gelmez. Ayrıca böyle giderse dünyanın öbür tarafından çıkabileceğini söyler. Aslında bu ifadeler, Viktorya Dönemi’nde gerçekleşen bilimsel keşiflerle ilgili tartışmalarla ilişkilendirilebilecek göndermeler olarak da değerlendirilmektedir.
Düşüş sona erdiğinde Alice kendisini üç ayaklı bir masa, altın bir anahtar ve bu anahtara uymayan çok sayıda kapının bulunduğu bir odada bulur. Anahtara uygun bir kapı bulduğunda ise, kendisinin kapıdan geçemeyecek kadar büyük olduğunu görür. Bunun ardından, küçüleceğini umarak BENİ İÇ yazan şişedeki sıvıyı içer.
Bu şişe, kitap üzerine yapılan yorumlarda en çok tartışılan unsurlardan biridir. Yapılan eleştirilerin büyük bir kısmı, bu şişenin aslında Laudanum isimli, afyon içeren bir ilaç olduğu konusunda hemfikirdir. Lewis Carroll’un da kullandığı ve kitapları da onun etkisiyle yazdığı söylenen Laudanum, Viktorya Dönemi’nde yaygın olarak ağrı kesici olarak kullanılan afyon türevi bir uyuşturucu maddeler arasındaydı. Ucuz ve kolay ulaşılabilir olması sebebiyle her evde bulunuyordu ve kadınların alkol tüketmesi toplumsal açıdan hoş karşılanmadığı bu dönemde özellikle kadınlar arasında kullanımı çok yaygınlaşmıştı. Bu ilacın çocuklara da verildiğine dair rivayetler mevcuttur. Aspirin ve eroin de aynı dönemde aynı bilim insani tarafından on bir gün arayla geliştirilmiştir ve bu uyuşturucu maddenin birçok hastanın tedavisinde kullanıldığı bilinmektedir. Viktorya Dönemi, bilimsel gelişmelerin son derece hızlı yaşandığı ve sonuçları düşünülmeden her türlü yeniliğin takip edildiği bir dönemdir.
Bu nedenle bazı eleştiriler, Alice’in şişedeki sıvıyı içtikten sonra uyuşturucunun etkisiyle halüsinasyon görmeye başladığı ve Harikalar Diyarı’nın bu şekilde ortaya çıktığını yönündedir. Bu sebeple de özellikle 1970’lerdeki psikodelik akımın takipçileri tarafından Alice Harikalar Diyarında neredeyse bir kutsal kitap haline getirildi ve Alice hippilerin annesi olarak görülmeye başlandı.
Alice’in şişedeki sıvıyı içince küçülmesi, keki yedikten sonra büyümesi ve hikaye boyunca bedeninin sürekli değişmesi de farklı biçimlerde yorumlanmaktadır. Bu değişimler ergenlikle birlikte yaşanan fiziksek ve psikolojik dönüşümün bir metaforudur. Alice de sık sık artık eskisi gibi olmadığı, kendini tanıyamadığı ve bu değişimden duyduğu rahatsızlığı dile getirir
Bu noktada Lewis Caroll ile ilgili tartışmalara değinmek gerekir. Caroll’ın küçük kızlara düşkünlüğü ve ergenliğe girmeleriyle birlikte onlara olan ilgisini kaybettiği önemli tartışmalar arasındadır. Bazı biyografik eleştiriler aslında Alice’in vücudunun değişmesinden den dolayı duyduğu rahatsızlığın Carroll’un aslında kendi hislerinin bir yansıması olduğu yönündedir.
Bölüm 2 – Gözyaşı Birikintisi
Bir küçülüp bir büyüyen Alice, içinde bulunduğu durumdan nasıl çıkacağını bilmediği için uzun uzun ağlar. Gözyaşlarından bir göl oluşur. Tekrar küçüldüğünde ise bu gölün içine düşer. Buradan çıkmaya çalışırken, birçok hayvanın da kendisiyle birlikte gölün içinde olduğunu farkeder. Kendisini kurtaran bir fareyle birlikte kıyıya çıkar ve diğer hayvanlar da peşlerinden gelir. Gözyaşlarından oluşan gölün, Lewis Carroll bu kitabı yazmadan birkaç yıl önce Evrim Teorisi’ni açıklayan Charles Darwin’in teorisinde tüm canlıların kökeniyle ilişkilendirilen “İlkel Çorba (Primordial Soup[7])” olduğu yönünde görüşler mevcuttur.
Bölüm 3 – Caucus Yarışı ve Yılan Öyküsü
Alice, karaya çıktıktan sonra etrafını saran kuşlarla bir tartışmaya girer. Duck, Lory, Eaglet ve Dodo ismindeki bu kuşların aslında gerçek hayattan karakterlerdir.. Duck, Carroll’un yakın arkadaşı Robinson Duckworth’u, Lory, Alice’in ablası, Lorina’yı, Eaglet ise küçük kız kardeşi Edith’i temsil etmektedir. Dodo ise Carroll’un kendisidir. Burada Alice, Lory ile bir tartışmaya girer. Lory, herhangi bir gerekçeye dayanmadığı halde yalnızca büyük olduğu için kendisinin haklı olduğunu ileri sürer. Bu sahne, kardeşler arasında geçen sıradan bir tartışma olarak okunabileceği gibi, yetişkinlerin otoritelerinin sorgulanamaz olduğuna yönelik bir eleştiri olarak da değerlendirilebilir. Benzer biçimde otorite, hiyerarşi ve zorbalık temaları hikâyenin birçok yerinde tekrarlanmaktadır
Daha sonra Dodo’nun önerisiyle herkesin kuruması için Caucus Yarışı yapılır. Yarışın kazananı herkestir. Aslında bu yarışı, türler arasında yapılan bir yarış olması ve güçlü olanın ayakta kaldığı doğa kanununu çağrıştırması bakımından bir metafor olarak değerlendirmek ve özellikle Darwin sonrası dönemde yoğun biçimde tartışılan “güçlü olanın hayatta kalması” düşüncesine bir gönderme olarak düşünmek mümkündür. Fakat bu sefer yenilen yoktur ve herkes bir ödül almaya hak kazanır. Alice’in ödülü ise kendi cebinden çıkan yüksüktür ve bir törenle yine kendisine takdim edilir.
Bölüm 4 – Tavşan Bir Pusula Gönderiyor

Bir sonraki bölümde Alice, Beyaz Tavşan’ın evindedir. Yine bulduğu şişeyi içer ve büyümeye başlar. Öylesine büyür ki, kollarını camdan, bacakları bacadan dışarı taşar. Bu sahne boyunca Alice’in kendisiyle yaptığı konuşmalarda, büyümenin beraberinde getirdiği zorlukları dile getirir. Artık “büyük bir kız” gibi davranmak zorunda hisseder. Halbuki fiziksel gelişimle zihinsel gelişim arasında farklar olduğunu henüz kavrayamamıştır. Bununla birlikte hikâyenin geneline bakıldığında, Alice’in roman boyunca karşılaştığı yetişkinlerden çok daha olgun davrandığı görülmektedir.
Bu bölüm aynı zamanda Beyaz Tavşan ile hizmetkârları arasındaki ilişkiye de ışık tutmaktadır. Beyaz Tavşan çalışanlarına karşı sert ve buyurgan bir tavır benimsemiştir; Kertenkele Bill’i bacadan aşağı atmakta sakınca görmez, hatta evi yakmayı bile düşünür. Aslında bu durumda sadece Beyaz Tavşan’a özgü bir tutum değildir. Hikâyenin genelinde otorite sahibi karakterlerin sergilediği zalimce davranışlar ve zorbalık görülmektedir. Bu zalimliklere karşı tepki gösteren, empati kurabilen ve adalet duygusuyla hareket eden tek karakterin Alice olması da romanın dikkat çekici özelliklerinden biridir.
Bölüm 5 – Tırtılın Öğüdü
Bir sonraki bölümde Alice, romanın en tartışmalı karakterinden biri olan, dev bir mantarın tepesinde oturmuş nargilesini tüttüren mavi bir tırtılla karşılaşır. Araştırmacıların dikkat çektiği noktalardan diğeri ise tırtılın kullandığı nargiledir. Nargile, özellikle Doğu kültürüyle özdeşleşmiş
bir nesne olmakla birlikte, 19. yüzyılda afyon ve benzeri maddelerin tüketimi için kullanıldığı bilinmektedir. Bu nedenle bazı eleştirmenler, tırtılın halüsinatif madde etkisi altında olduğunu ve afyon kullanımına bir gönderme yapıldığını ileri sürmektedir. Ayrıca bu tırtılın aslında Lewis Carroll’ın kendisi olduğuna dair yorumlar da mevcuttur.
Alice ile tırtıl arasındaki konuşmanın odağında yine “değişim” vardır ve “ergenlikle” yaşanacak olan bedensel değişimler konu edilir. Alice, bedenin sürekli değişmesinden duyduğu rahatsızlığı tekrar dile getirir ve eskisi gibi hissetmediğini söyler. Daha önce bahsedildiği üzere romanın genelinde tekrar edilen, Alice’in bedeninin değişiminden duyduğu huzursuzluk birçok kanıya göre Carroll’un kişisel kaygılarının edebi bir yansıması olarak karşımıza çıkmaktadır
Aralarında geçen konuşmadan sonra tırtıl, Alice’e üzerinde oturduğu mantarın iki farklı tarafını yemesini önerir. Mantarın bir tarafı onu küçültürken diğer tarafı büyütecektir. İlk bakışta bu durum, masallara özgü sihirli bir nesne olarak düşünülse de, afyon kullandığı düşünülen bir karakterin üzerinde oturduğu mantarın rastlantısal olarak seçilmediği kanısı yaygındır. Bazı görüşler bu mantarın literatürde “Alice Harikalar Diyarı sendromu” olarak adlandırılan ve görülen şeylerin boyutlarının bozulmuş olarak algılanmasına yol açan nörolojik duruma sebep olduğu bilinen Amanita muscaria olduğunu ileri sürülmektedir. Ayrıca Carroll’un migren atakları yaşadığı ve bu ataklara nesnelerin ebatlarının değişmesi gibi görsel algı bozukluklarının da etki etmiş olabileceğine dair açıklamalar da mevcuttur.
Öte yandan romanda sadece fiziksel boyutlar bozulmaz; dil de sürekli anlam değiştirir. Kelimeler anlamlarını kaybeder, mantık kuralları geçerliliğini yitirir ve gerçeklikle kurulan ilişki de zayıflar. Bu yönüyle eser, “edebi saçmalık” türünün en belirgin özelliklerini taşımaktadır ve bu sebeple okur yalnızca gördüklerinden değil, duyduklarından ve bildiğini sandığı kavramlardan da kuşku duymaya başlar.
Tırtılla Alice arasında geçen konuşma, psikanalitik açıdan da farklı biçimlerde yorumlanmıştır. Bazı eleştirmenlere göre tırtılın elindeki nargile cinselliği temsil ederken, Alice’e tekrar tekrar yönelttiği “Sen kimsin?” sorusu Alice’in kendi cinselliğinin farkına varma süreciyle ilgili bir metafordur. Alice bu sorunun karşısında bocalar. Sürekli değiştiği için ne olduğunu kendisi de bilmemektedir. Bu kararsızlık, ergenlik dönemindeki bir çocuğun yaşadığı kimlik arayışının edebi bir yansıması olarak değerlendirilebilir. Artık ne çocuktur ne de tamamiyle yetişkin. Bu sebeple kendini tanımakta zorlanması ve kim olduğuna konusunda yaşadığı kararsızlık, romanda temel alınan değişim temasını destekleyen en önemli sahnelerden biri olarak öne çıkmaktadır.
Bölüm 6 – Domuzla Biber
Tırtılın yanından ayrıldıktan sonra Alice bir eve rastlar. Kapıda nöbet tutan duran balık kafalı muhafızla girdiği mekânsal kavramlarla ilgili bir tartışmadan sonra içeri girer. Eve adım attığında ise tam anlamıyla kaotik bir mutfakla karşılaşır. Umberto Eco’nun “Çirkinliğin Tarihi” kitabında kendine “Dünyanın en çirkin kadını” olarak yer bulan Düşes kucağında bir bebek taşımaktadır. Yanında ise bir yandan yaptığı yemeğe sürekli karabiber atan, bir yandan da etrafa durmadan bir şeyler fırlatan bir hizmetçi vardır. Sürekli havada uçuşan mutfak eşyaları sebebiyle bebeğin ciddi şekilde yaralanması, hatta yaşamını yitirmesi an meselesidir. Alice bu duruma tepki gösteren ve hizmetçiyi durdurmaya çalışan tek kişidir.
Bu karmaşa içinde Düşes, kucağındaki bebeği (bu bir oğlandır) Alice’in eline tutuşturup Kraliçe’nin düzenlediği kriket partisine gider. Alice kucağındaki bebekle kalakalır. Burada küçük bir ayrıntıya değinmek gerekir. Kriket, romanın yazıldığı dönemde İngiltere’de giderek yaygınlaşan ve özellikle kadınlar arasında çok ilgi gören bir spor haline gelmiştir. Düşes’in bir yabancıya bebeği bırakıp gitmesi, roman boyunca sık sık rastlanan sorumsuzluk örneklerinden bir diğeridir.
Aslında buradaki sahne, kitabın genelinde Alice’in ne kadar sağduyulu ve olgun davrandığını, hatta mantıklı davranan tek kişi olduğunu iyice gözler önüne saran örneklerden biridir. Çünkü Alice, zavallı bebeğin bu ortamda bırakılmasının cinayet olacağını kendi kendine söyler ve aslında bebeği kaçırma düşüncesini aklından geçirir. Yine olayları sağduyulu bir şekilde değerlendiren ve sorumluluk üstlenen kişi yine Alice’tir. Ancak bu esnada bebek bir domuza dönüşür. Alice de domuzu yere bırakır ve ormana doğru uzaklaşmasını izler.
Burada Alice’in, bebeğin domuza dönüşmesi ile ilgili olarak “Eğer büyüseydi çok çirkin bir çocuk olurdu ama şimdi güzel bir domuz olacak sanırım.” şeklindeki iç konuşmasına tanık oluruz. Aslında önemli noktalardan biri olan bu ifade, bazı eleştirmenlere göre küçük kız çocuklarına pedofili yorumlarına konu olacak kadar düşkün olan Lewis Carroll’un erkek çocukları hakkındaki görüşlerini yansıtmaktadır.[8]
Bu bölümle ilgili en dikkat çekici yorumlardan biri de mutfakta kaynayan çorba üzerindedir. Bazı araştırmacılara göre aslında ocakta kaynayan çorba değil, afrodizyaktır ve karabiber bilinçli olarak seçilmiş bir tercihtir. Viktorya Dönemi’nde afrodizyak etkisi olduğuna inanılan bir baharat olması sebebiyle karabiber bastırılmış cinselliğin bir göstergesi olarak da okunabilmektedir. V çünkü içinde bol miktarda karabiber vardır. İngilizce’de “spicy” kelimesinin anlamlarından birinin “müstehcen/açık saçık” olmasının ardında bu baharatın bulunması, kültürel arka plana işaret eden ayrıntılar arasında gösterilmektedir.
Karabiberin çağrıştırdıklarından sonra Viktorya Dönemi’nin kadın anlayışına bakmak da yararlı olacaktır. Dönemin eserleri ve reklamları incelendiğinde, ideal kadın tipinin erkek egemen toplumun beklentileri doğrultusunda genç, güzel, temiz, namuslu ve bakire olarak kurgulandığı görülmektedir. Öte yandan Viktorya Dönemi’nin egemen ahlak anlayışı çevresinde cinselliğe büyük bir kuşkuyla yaklaşılmıştır. Toplumsal söylem içerinde cinsellik çoğu zaman bastırılması gereken bir dürtü olarak değerlendirilmiş, sadece alt tabakaya mensup kadınlara veya hayat kadınlarına atfedilen bir eylem olarak nitelendirilmiştir. Kadının evlendikten sonra bekaretiyle birlikte saflığını kaybetmesi anlayışı, özellikle Viktorya Dönemi’nde diğer dönemlere kıyasla çok daha katı ve saplantılı bir nitelik kazanmıştır. Cinselliğin ve aşkın ancak çirkinliğe ve huysuzluğa sebep olacağına dair yaygın bir kanı bulunmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Düşes karakteri de dikkat çekicidir. Orta yaşlı, çirkin, huysuz ve afrodizyak kaynatılan bir mutfağın ortasında oturan bu karakter, Viktorya Dönemi’nin kadına ve cinsellik anlayışına yönelik sembolik bir eleştiri olarak yorumlanabilir. Cinselliği deneyimlenmiş olması Düşes’in çirkinliğinin çok daha belirgin olmasının sebebi olarak görülmektedir.
Michel Foucault’un Viktorya Dönemi”nin cinselliğe yönelik iki yüzlü tutumunu eleştirdiği yapıtı da bu konuyu derinlemesine ele almaktadır. Bu noktada Lewis Carroll’un yaşam öyküsü etrafında yürütülen tartışmalara da değinmek gerekir.[9] Carroll’ın hiç evlenmemiş olması ve yetişkin kadınlara karşı mesafeli oluşu, onun küçük kız çocuklarına duyduğu ilgiyle birlikte değerlendirilmektedir. Bu bakış açısına göre Carroll’ın, yetişkin kadınlar karşısında kendisini güvensiz ve yetersiz hissederken, küçük kız çocuklarının yanında daha rahat, üstün ve değerli hissetmesi asıl problem olarak görülmektedir. Bu psikolojik dinamiğin, Alice Harikalar Diyarı’ndaki bazı karakterlerin ve ilişkilerin arka planına da yansıdığı ileri sürülmektedir.[10]
Bu bölümün bir diğer önemli yönü ise romanın Tırtıl’dan sonraki en tartışmalı ikinci karakteri olan Cheshire Kedisi’nin ilk kez burada ortaya çıkmasıdır. Adını Carroll’ın doğum yerinden alan bu karakter, romanın en gizemli figürlerinden biridir. En yaygın olan yorumlardan biri Cheshire Kedisi’nin gerçekliğin değişken doğasını, mantığın sınırlarını ve hayal gücünün sınırsızlığını temsil ettiği yönündedir. En yaygın kanı ise tıpkı Dodo karakteri gibi Cheshire Kedisi’nin de Carroll’ın kendisi olduğu şeklindedir.
Ayrıca roman boyunca dikkat çeken başka bir nokta ise Alice’e yardım eden karakterlerin erkek figürler olmasıdır. Buna karşılık yetişkin kadın karakterler çoğunlukla saldırgan, dengesiz ya da otoriter biçimde tasvir edilmektedir. Bu karşıtlık, romanın kadın temsiline ilişkin dikkat çekici bir tabloyu ortaya koymaktadır.
Öte yandan, eşsiz bir Viktorya Dönemi eserine imza atarak eve kapatılmış kadın figürünü romanının başkahramanı yapan Carroll bu seçimiyle oldukça sansasyonel bir harekete imza atmıştır. Bu tercihin modern anlamda feminist bir tutumu yansıttığı söylemek güç olsa da, Alice Harikalar Diyarı sonraki dönemlerde özellikle feminist edebiyat eleştirisi açısından yeniden yorumlanmış ve esere farklı anlamlar atfedilmiştir.
Bölüm 7 – Deli İşi Bir Çay Partisi

Bu bölümde Alice, nereye gitmek istediğini bilmediği için hangi yöne gittiğinin de bir önemi olmadığını düşünerek Deli Şapkacı’nın oturduğu tarafa doğru ilerler Burada Mart Tavşanı, Şapkacı ve Fındık Faresi’nin olduğu sıradışı bir çay partisine denk gelir. Aslında buna daha çok sonsuz bir çay partisi demek daha doğru olacaktır. Çünkü burada zaman adeta durmuştur. Saatler sürekli 18:00’i, yani çay saatini gösterir ve tarih de hep Alice’in doğum günü olan 4 Mayis’tır. Harikalar Diyarı’nda hep çay saatidir ve bu yüzden başka şeyler yapmaya zaman yoktur. Fincanları yıkamak için bile vakit yoktur. Şapkacı ve Alice arasında geçen uzun atışmadan sonra en sonunda masanın altında uyumakta olan fındık faresi uyandırılır ve kendisinden bir hikâye anlatması istenir. Farenin hikâyesi, bulama kuyusunun (bir tür lapa) dibinde yaşayan üç kız kardeşle ilgilidir: Elsie, Lacie ve Tillie. Gerçekte bu kız kardeşler Alice ve iki kız kardeşi Edith ve Lorina’yı temsil etmektedir.
Fındık Faresi, sürekli bulama yedikleri için hastalanan kardeşlerle ilgili hikâyesini anlatmaya başlar. Ancak hikaye, Harikalar Diyarı’ndaki diğer olaylar gibi hiçbir yere bir yere varmaz. Ama asıl önemli noktalardan biri, yeme-içme konusunun hikâyenin genelinde sürekli yineleniyor olmasıdır. Hikâyenin başından beri yenilen ve içilen şeylerin büyüme, küçülme, yok olma ve hastalığa sebep olma gibi etkileri süreklilik göstermektedir. Hatta bazı psikanalitik yorumlara göre bu tekrar eden motif, Freud’un fallik dönem kuramıyla ilişkilendirilmektedir. Fakat buradaki hikâyede konu edilen “bulama yediği için hasta olan kardeşler” tanımlaması Carroll’ın kadınlık, saflık ve arzu anlayışının sembolik bir yansımasıdır. Yetişkin bir kadın ancak çocukluğun saflığını yeniden kazanırsa arzu edilebilir bir görüntü kazanabilir. Bu nedenle hastalık, yetişkinliğin getirdiği “kirlenmeden” arınmanın göstergesidir. Carroll için küçük kızların bir arzu nesnesi olabilmesinin sebeplerinden biri incecik ve narin görünüyor olmalarıdır.[11] Ayrıca tuttuğu günlüklerde ve mektuplarında kız çocuklarının iştahına duyduğu büyük şaşkınlık da bu düşünceyle bağdaştırılmaktadır. Bu açıdan bakıldığında Alice’in çay partisinden hiçbir şey yemeden ve içmeden ayrılması bilinçli bir ayrıntı olarak değerlendirilmektedir.
Bölüm 8 – Kraliçe’nin Kriket Alanı

Çay partisini terk eden Alice önce hikâyenin başladığı odaya geri gelir. Ardından da en başından beri girmek istediği küçük kapıyı açar, elindeki mantarı küçücük olana kadar kemirir ve sonunda kapının ardındaki bahçeye ulaşır. Bu bahçenin, aslında Lewis Carroll’un öğretmen olarak görev yaptığı Christ Church’teki odasının baktığı bahçe olduğu bilinmektedir. Alice’in babası bu Katedralin Başpiskoposudur ve Carroll yıllar boyunca oradaki odasından bahçedeki çocukları, Alice’i ve kardeşlerini seyretmiştir.[12]
Alice, ilk bölümden itibaren ulaşmayı amaçladığı olan bahçeye en sonunda girmeyi başarır. Ama burası beklediği gibi huzur veren bir yer değildir, Harikalar Diyarı’nın kalanı gibidir: Kaotik ve yapay. Alice burada huzursuzluk ve korkudur hisseder. Burada okur, hikâyenin aslında en önemli kadın karakteri olan Kupa Kraliçesi ile tanışır. Güç sahibi, zalim, gücünü ve otoritesini sürekli kötü kullanan, etrafındakilere korku salan bir karaktere sahip olan Kraliçe, birçok analize göre “Kötü Anneyi” arketipini temsil etmektedir.

Alice’in bahçede karşılaştıkları Harikalar Diyarı’nın absürtlüklerini daha da üst seviyeye taşır. İnsan gibi yürüyüp konuşan iskambil kartı askerler, top yerine kirpilerin, sopa yerine flamingoların kullanıldığı bir tuhaf kriket oyunu ve sürekli bağıran ve herkesin kafasının kesilmesini emreden Kupa Kraliçesi bu diyarın mantıksızlığını gözler önüne serer. Kraliçe’nin yanında oldukça pasif bir konuma sahip olan Kupa Kralı bulunmaktadır. Olan bitene pek müdahale etmiyor gibi görünse de Kraliçe’nin verdiği idam kararlarını geri alarak daha yumuşak bir tavır sergilemekte ve Kraliçe’nin sert otoritesini dengeleyen bir figür olarak karşımıza çıkmaktadır.
Bahçede karşılaşılan manzara, Harikalar Diyarı’nın absürt yapısını daha da belirgin hâle getirir. İnsan gibi yürüyüp konuşan iskambil kartı askerleri, top yerine kirpilerin, sopa yerine flamingoların kullanıldığı tuhaf bir kriket oyunu ve sürekli idam emirleri veren Kupa Kraliçesi bu dünyanın mantıksız düzenini gözler önüne serer. Kraliçe’nin yanında ise oldukça pasif bir konumda bulunan Kupa Kralı yer almaktadır. Her ne kadar olaylara doğrudan müdahale etmese de Kraliçe’nin verdiği idam kararlarını gizlice geri alarak onun sert otoritesini dengeleyen bir figür olarak karşımıza çıkar.
Bu bölüm, Alice’in karakter gelişimi açıcısından da önemli bir dönüm noktasıdır. Roman boyunca görülen nazik ve uyumlu davranamaya çalışan Alice, kendisini Kraliçe’nin zalimliğinin karşısında diğerlerini korurken ve Kraliçe’nin sözlerine karşı çıkarken bulur. Aslında Alice’in hikâyenin başından beri ulaşmaya çalıştığı yer olan bu bahçenin onun ergenliğini, Kraliçe ise ebeveyn otoritesini temsil etmektedir. Dolayısıyla Alice’in Kraliçe’ye karşı çıkışı aslında ebeveyne karşı çıkışı temsil eder ve ergenlikte bireyselleşmenin başlangıcı olarak görülür.
Öte yandan bahçede oynanan kriket oyununa tam bir kaos hakimdir. Top olarak kullanılan kirpiler tam vurulacakları sırada kaçmakta, köprüleri oluşturan iskambil kartları oradan oraya koşturmakta. Flamingolar boyunlarını sürekli çevirip vurmayı imkânsız hale getirmektedir. Oyunda kural da sıra da yoktur ve kimse kimseyi beklemez. Herkesin kafasına göre oynadığı, düzensiz bir oyundur. Bu açıdan bakıldığında bahçenin kaotik hâliyle son derece uyum halindedir. Aynı zamanda, yetişkinler dünyasının çocuk gözünden ne kadar karmakarışık, anlaşılmaz ve başa çıkılması güç göründüğünün de sembolik bir yansımasıdır.
Oyun devam ederken yeniden Cheshire Kedisi ortaya çıkar. Aslında sadece kafası görünmektedir. Alice oyunu bırakıp neler olup bittiğini kediye anlatmaya başlar. Kedi, romanın başından itibaren Alice’i dinleyen ya da onun ne dediğiyle ilgilenen tek karakterdir. Alice anlatmasını bitirince sorduğu soru “peki beğendin mi?” olur. Alice büyükler dünyasını beğenmez.
Bölüm 9 – Su Kaplumbağası’nın Öyküsü
Bu bölüm önceki bölümün devamı niteliğindedir. Fakat hikâyeye, eski karakterlerin yanı sıra yeni karakterler de dahil olur. Düşes atıldığı zindandan çıkmıştır. Karabiberli mutfakta olmadığı için daha sakin, daha sevimli olsa da hala çirkindir. Kriket oyununun bitmesinin ardından Kupa Kraliçesi, Alice’in Su Kaplumbağası’na götürülmesini söyler. Su Kaplumbağası aslında bir derdi olmadığı hâlde çok dertli görünen bir karakter olarak tanımlanır. Absürt bir şekilde susarak başladığı hikayesini anlatmaya en sonunda karar verdiğinde okul yıllarını anlatır Alice’e. Her ne kadar okul hakkındaki konuşma absürt olsa da burada karakterlerin üzüntülü bir hal aldığı görülür. Aslında bu üzüntü, Lewis Carroll’un kendi okul hayatının onun üzerinde yarattığı tahribatın hatırlanmasıyla ortaya çıkan bir üzüntüdür. Lewis Carroll, henüz 10 yaşındayken yatılı okula gönderilmiş ve ailesinden uzakta bir hayata henüz çok küçük yaşta adım atmıştır.[13]
Bölüm 10 – Istakoz Kadrili
Bu bölümde hikâyeye bir de Istakoz dâhil olur ve bölüm aslında bir önceki bölümün devamıdır. Ek olarak dil oyunları ve kelimelerin etimolojileri üzerine tartışmalar yapılmaktadır. Genel itibariyle diğer bölümlere göre çok daha “mantık” sınırları içinde yer alan bir bölümdür bu. Kaplumbağa ile Grifon’un dansları ve aralarındaki sohbet yer yer absürt olsa da sürekli bir çekişme, karşı çıkma yarışı özelliği taşımaz. Buradaki karakterler, hikâyenin genelindeki karakterlerin aksine daha ılımlıdır ve bencil bir davranış sergilemezler.
Grifon, Alice’ten hikâyesini anlatmasını ister. Alice’in bu hikâyeyi anlatırken söyledikleri şöyledir: “Size anlatacak şeylerim yok değil, ama bu sabahtan başlarsak; düne dönmenin bir yararı yok artık, çünkü dün bambaşka bir insandım.” Bu cümle Alice’in ergenlik serüveninin adeta bir özeti şeklindedir. Artık Tavşan Deliğine giren kızla aynı kız değildir. O, daracık kapıdan çıkıp dünyaya yeniden gelmiştir. Artık çocukluğun güvenli dünyası geride kalmış, yetişkinlerin karmaşık ve absürt dünyasında adım atmıştır. Bu nedenle Alice’in yolculuğu yalnızca Harikalar Diyarı’nda geçen fantastik bir serüven değil, aynı zamanda çocukluktan ergenliğe ve bireyselleşmeye uzanan sembolik bir dönüşüm olarak da okunabilir.
Bölüm 11 – Çörekleri Kim Çaldı
Bu bölümde Kupa Kraliçesi’nin çöreklerini kimin çaldığını bulmak üzere tanıkların dinlendiği ve suçlamaların yapıldığı bir mahkeme yer almaktadır. Aslında İngiliz yargı sistemine dair bir hiciv olduğu bilinen bu bölümde sistemin absürt bir şekilde anlatıldığını görülmektedir. Romanın başından beri karşılaşılan Tırtıl dışındaki bütün karakterleri burada tekrar bir araya gelir. Ancak mahkemenin işleyişi aynı kriket oyununda olduğu gibi kuralsız ve kaotiktir.
Salonda oturmuş adalet sisteminin adaletsiz hâlini seyreden Alice, burada yeniden büyümeye başlar. Yetişkinler dünyasının tam ortasında, başlangıçtaki küçük ve güçsüz olan çocuk halini geride bırakmakta ve fiziksel olarak güç kazanmaktadır. Üstelik bu değişimi yaşayan yalnızca Alice değildir. Fındık Faresi de onunla birlikte büyümeye başlamıştır.
Bölüm 12 – Alice’in Tanıklığı
Kontrolsüz bir şekilde büyümeye devam eden Alice artık devasa bir boyuta ulaşmıştır. Bu sırada mahkeme, mantıktan uzak ve absürt bir şekilde devam etmektedir ve ortalama yine birilerinin boynunun uçurulmasının an meselesi olduğu bir zalimlik hâkimdir. Elbette ki bu zalimliğin hedefi tekrar Alice olur ve “Kötü Anne” arketipi olan Kupa Kraliçesi, Alice’in boynunun vurulmasını emreder.
Ancak bu kez Alice artık başlangıçtaki Alice değildir. Boyu tamamen büyümüştür ve güç kazanmıştır. Bu kez sadece Kraliçe’yi değil, bütün bu mantıksızlığın hâkim olduğu Harikalar
Diyarı’nı da reddeder. Burada Kraliçe’ye söylediği “Senin sözüne kim aldırır? Bir deste iskambil kâğıdından başka bir şey değilsiniz ki siz!” sözleri, çocukluğun hayal dünyasını, diğer bir değişle Harikalar Diyarı’nı arkasında bırakarak yetişkinliğe doğru ilerlediğinin göstergesidir
Alice, başından aşağı dökülen iskambil kâğıtlarından kurtulmaya çalışırken uyanr. Yanı başında ablası vardır. Alice eve doğru ilerlerken ablası onun arkasından bakar ve bir gün onun da kendisi gibi bir genç bir kadın olacağını düşünür. Hikâye, ana rahmine dönüşle başlayan ve bir erginlenme serüvenine dönüşen yolculuğun sonunda Alice’in çocukluğu geride bırakmasıyla sona erer.
Sonuç
Yaklaşık yüz altmış yıldır farklı disiplinlerden gelen birçok araştırmacı tarafından incelenen, hakkında makaleler yazılan ve yazılmaya da devam edilen bu öykü hem çok katmanlı sembollerle dolu tartışmalı içeriği hem de yazarının tartışmalı kişiliği sebebiyle de uzun yıllar boyunca yeniden yorumlanmaya devam edilecek eserlerden biri olacaktır. Bütün bu tartışmalı yapısına rağmen yazıldığı günden bu yana en çok okunan kitaplar arasında olan Alice’in karanlık tarafını da anlamak, aslında geçmişi de anlamanın bir yolu niteliğindedir.
Kaynakça
https://en.wikipedia.org/wiki/Lewis_Carroll [6 Ocak 2023]
https://www.britannica.com/biography/Lewis-Carroll [6 Ocak 2023]
https://www.britannica.com/event/Victorian-era [6 Ocak 2023]
Carroll, Lewis. Alice Harikalar Ülkesinde. 1965. Milli Eğitim Bakanlığı.
Carroll, Lewis. Alice’s Adventures in Wonderland. A BookVirtual Digital Edition, v.1.2 November, 2000, VolumeOne, 2000. Originally published by Macmillan & Co., 1998.
Carroll, Lewis. CliffsComplete Carroll’s Alice’s Adventures In Wonderland. Hungry Minds.
Universitat de Vic (n.d.) Fernweh: Alice in the Victorian Era. [e-kitap]. https://premisrecerca.uvic.cat/sites/default/files/webform/fernweh_-_alice_in_the_victorian_era.pdf [4 Ocak 2023]
https://lacasavictoriana.com/2009/12/31/la-vida-en-la-epoca-victoriana/ [3 Ocak 2023]
https://victorian-era.org/ , [5 Ocak 2023]
Ewers, Hans-Heino. Çocuklara Mı Yetişkinlere Mi? Geçmişte ve Günümüzde Çocuk Edebiyatının Birden Çok Kitleye Hitap Etmesi. 2018, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1335742, [5 Ocak 2023]
Anderson, Celia C., et al. Nonsense Literature for Children: Aesop to Seuss. Library Professional Publications, 1989.
https://en.wikipedia.org/wiki/Primordial_soup [5 Ocak 2023]
Bloom, Harold. Bloom’s Modern Critical Interpretations: Lewis Carroll’s Alice’s Adventures in Wonderland. Chelsea House Pub, 2006.
https://historyofsexuality.umwblogs.org/pre-20th-century/victorian-era-2/ [3 Ocak 2023]
Foucault, M. (1978) The History of Sexuality. Volume 1: An Introduction. New York: Random House.
Empson, William. ‘Alice in Wonderland: The Child as Swain’, in Some Versions of Pastoral (Harmondsworth: Peregrine Books, 1966), pp. 201–233
Sözelti Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Dergisi (2022) Yatılı Okul, Sayı 7. (çevrimiçi) https://www.sozelti.com/3d-flip-book/7-sayi/, [07 Ocak 2023].
Lennon, F.B. (1972) The Life of Lewis Carroll (Victoria Through the Looking-Glass). 3rd rev. ed. New York: Dover Publications.
Eco, Umberto. (2009) Çirkinliğin Tarihi. Çev. A.U. Ergün, Ö. Çelik ve A. Uysal. İstanbul: Doğan Kitap
Eyigör Pelikoğlu, F. ve Karaca, H. (2019) ‘Fantazmagorik Bir Mekân: “Alice” İmgesi ve Harikalar Diyarında Dönüşüm’, İdil Sanat ve Dil Dergisi, 8(57). (çevrimiçi) https://www.idildergisi.com/makale/pdf/1552887219.pdf, [3 Ocak 2023]
Aytür, Ünal. (2015) Victorian Nonsense: Edward Lear and Lewis Carroll. Atılım Üniversitesi Konferansı. (çevrimiçi) https://www.youtube.com/watch?v=yRFzLJ-nSF8, [05 Ocak 2023].
Görseller:
Görsel 1: Lewis Carroll’ın portresi https://www.metmuseum.org/art/collection/search/285656 (Public Domain)
Görsel 2: Alice, Ina, Harry ve Edith Liddell, 1860 – Fotoğrafçı: Lewis Carroll https://sites.uci.edu/henderson/files/2014/09/Alice-Ina-Harry-and-Edith-001.jpg (Public Domain)
Görsel 3: Queen Victoria – Winterhalter, Hermann. National Maritime Museum, Greenwich, London, Caird Collection – https://www.rmg.co.uk/sites/default/files/styles/large/public/2023-04/Queen Victoria BHC3071.jpg.webp?itok=KbGSbS9N (Public Domain)
Görsel 4: Britanya’nın çocuk işçileri – https://brewminate.com/wp-content/uploads/2022/11/111722-56-History-Children.jpg (Public Domain)
Görsel 5: The Sleeping Princess, 1945 – John Duncan. Perth Art Gallery – Culture Perth & Kinross https://artuk.org/discover/artworks/the-sleeping-princess-128976 (Public Domain)

Görsel 6: De unu el la bretoj, Alicio, falante tra la sakto, deprenis marmeladujon, 1910 – Brinsley Le Fanu https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Alice-00a_04.jpg (Public Domain)
Görsel 7: Ле Лой, 2015 https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Arts_Marathon_Medal_14.svg 
Görsel 8: Orijinal İllüstrasyon, 1865 – John Tenniel. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Alice_par_John_Tenniel_11.png (Public Domain)
Görsel 9: Advice from a Caterpillar, 1907 – Arthur Rackham. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Alice_in_Wonderland_by_Arthur_Rackham_-_05_-_Advice_from_a_Caterpillar.jpg (Public Domain)

Görsel 10: The Nursery “Alice”, containing twenty coloured enlargements from Tenniel’s illustrations to “Alice’s Adventures in Wonderland, 1890 – John Tenniel, British Library. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:John_Tenniel_-_Illustration_from_The_Nursery_Alice_(1890)_-_c06543_08.jpg (Public Domain)
Görsel 11: A girl with a smiley grinning cat on top of the tree – John Tenniel. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Alice_in_Wonderland_with_Cheshire_Cat.png 
Görsel 12: The Nursery “Alice”, containing twenty coloured enlargements from Tenniel’s illustrations to “Alice’s Adventures in Wonderland, 1890 – John Tenniel, British Library. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:John_Tenniel_-_Illustration_from_The_Nursery_Alice_(1890)_-_c03757_07.jpg (Public Domain)
Görsel 13: Orijinal İllüstrasyon, 1865 – John Tenniel. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Alice_par_John_Tenniel_03.png (Public Domain)
Görsel 14: Queen of Hearts shouted angrily at Alice , “Off with her head!” – Through The Looking Glass And What Alice Found There, 1870 – John Tenniel. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Alice_with_Queen_of_Hearts_and_King_of_Hearts.png (Public Domain)
Görsel 15: The Nursery “Alice”, containing twenty coloured enlargements from Tenniel’s illustrations to “Alice’s Adventures in Wonderland, 1890 – John Tenniel, British Library. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:John_Tenniel_-_Illustration_from_The_Nursery_Alice_(1890)_-_c06544_02.jpg (Public Domain)
Görsel 16: “At this the whole pack rose up into the air, and came flying down upon her”, 1907 – Arthur Rackham. https://commons.wikimedia.org/wiki/File:Alice_in_Wonderland_by_Arthur_Rackham_-_15_-_At_this_the_whole_pack_rose_up_into_the_air_and_came_flying_down_upon_her.jpg (Public Domain)
https://en.wikipedia.org/wiki/Lewis_Carroll [6 Ocak 2023] ↑
https://www.britannica.com/biography/Lewis-Carroll [6 Ocak 2023] ↑
https://www.britannica.com/event/Victorian-era [6 Ocak 2023] ↑
Ewers, Hans-Heino. Çocuklara Mı Yetişkinlere Mi? Geçmişte ve Günümüzde Çocuk Edebiyatının Birden Çok Kitleye Hitap Etmesi. 2018, https://dergipark.org.tr/en/download/article-file/1335742, [5 Ocak 2023] ↑
Aytür, Ünal. (2015) Victorian Nonsense: Edward Lear and Lewis Carroll. Atılım Üniversitesi Konferansı. (çevrimiçi) https://www.youtube.com/watch?v=yRFzLJ-nSF8, [4 Ocak 2023]. ↑
Anderson, Celia C., et al. Nonsense Literature for Children: Aesop to Seuss. Library Professional Publications, 1989. ↑
https://en.wikipedia.org/wiki/Primordial_soup [5 Ocak 2023] ↑
Bloom, Harold. Bloom’s Modern Critical Interpretations: Lewis Carroll’s Alice’s Adventures in Wonderland. Chelsea House Pub, 2006. ↑
Foucault, M. (1978) The History of Sexuality. Volume 1: An Introduction. New York: Random House ↑
Empson, William. ‘Alice in Wonderland: The Child as Swain’, in Some Versions of Pastoral (Harmondsworth: Peregrine Books, 1966) ↑
Empson, William. ‘Alice in Wonderland: The Child as Swain’, in Some Versions of Pastoral (Harmondsworth: Peregrine Books, 1966) ↑
Lennon, F.B. (1972) The Life of Lewis Carroll (Victoria Through the Looking-Glass). 3rd rev. ed. New York: Dover Publications. ↑
Sözelti Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Dergisi (2022) Yatılı Okul, Sayı 7. (çevrimiçi) https://www.sozelti.com/3d-flip-book/7-sayi/, [07 Ocak 2023] – Sözelti Edebiyat Dergisi’nin“Yatılı Okul” dosyasında bu geleneğin çocuklar üzerindeki tahribatı inceleniyor. ↑





