Algoritmalarla Anlatmak: Çocuk Edebiyatı Pazarında Yapay Zekâ

Stefanie Granzow

Giriş

Ammaar Reshi’nin 2023 yılında yayımladığı Alice and Sparkle adlı kitaptan bu yana yapay zekâ tarafından üretilen çocuk kitapları artık yenilik olmaktan çıkmıştır. Bu kitaplar çoğunlukla bağımsız olarak yayımlanmakta ve özellikle çevrim içi satış platformlarında okurlara sunulmaktadır. Eserler, tamamen ya da kısmen üretici yapay zekâ araçları kullanılarak oluşturulan metinlerden ve/veya görsellerden oluşturulmaktadır. Yapay zekâ tarafından üretilen çocuk kitapları estetik ve anlatısal açıdan nasıl kurgulanmaktadır? Bu eserler, edebiyat eğitimi perspektifinden eleştirel ve yapıcı bir yaklaşımla nasıl değerlendirilebilir?

Bir kız çocuğu ile robot arkadaşı arasındaki dostluğu konu alan resimli kitap Alice and Sparkle, 2023 yılının başında uluslararası ölçekte geniş yankı uyandırmış ve kültürel bir olaya dönüşmüştür. Reshi, kitabı farklı yapay zekâ araçlarından yararlanarak tek bir hafta sonu içinde hazırlamış, üretim sürecini ise sosyal medya platformu X üzerinden açık bir şekilde paylaşmıştır. Bunun ardından iki farklı görüşün karşı karşıya geldiği yoğun bir tartışma başlamıştır. Bir kesim bunu yaratıcılığın demokratikleşmesi olarak değerlendirirken, aralarında çizer ve yazarların da bulunduğu diğer kesim ise ortaya çıkan ürünü niteliksiz bulmuş; ayrıca bu ürünün, sanatçıların üslubunu taklit etmesi ve emeklerinden izinsiz yararlanılması sonucu ortaya çıktığını savunmuştur. Bugün ise yapay zekâ tarafından üretilmiş çocuk kitaplarına rastlamak artık sıradışı bir durum değildir. Bu kitaplar çoğunlukla bağımsız yayınevleri aracılığıyla yayımlanmakta ve özellikle çevrim içi satış platformlarında satışa sunulmaktadır. İçerikleri, tamamen ya da kısmen üretici yapay zekâ araçları yardımıyla oluşturulan metinlerden ve görsellerden oluşmaktadır. Bu amaçla kullanılan başlıca programlar arasında OpenAI tarafından geliştirilen DALL·E ve ChatGPT, Google’ın Nano Banana sistemi, Midjourney, Adobe Firefly ve Canva Magic Design yer almaktadır. Bunların yanı sıra, doğrudan resimli kitap ve çocuk kitabı üretimine yönelik geliştirilen BookBildr, Framily ve Magisches Kinderbuch gibi teknolojiler de giderek yaygınlaşmaktadır. Bu makalede Almanca yayımlanan yapay zekâ üretimi çocuk kitapları ele alınmaktadır. Çalışmanın amacı teknik bir çözümleme yapmak değil, bu eserlerin anlatısal ve estetik yapılarını keşfetmektir. Başka bir ifadeyle şu sorulara yanıt aranmaktadır: Bu eserler metin ve görseller aracılığıyla ne anlatmaktadır? Nasıl anlatmaktadır? Nasıl bir dünya tasarlamakta, nasıl bir okur profili kurgulamaktadır? Anlatıcı kimdir ve kime seslenmektedir? Bunun yanı sıra, özellikle edebiyat eğitimi perspektifinden eleştirel ve yapıcı bir değerlendirme yapılması amaçlanmaktadır. Ancak bu değerlendirmeye geçmeden önce, metin ve görsel üreten yapay zekâ sistemlerinin temel çalışma mantığını ana hatlarıyla anlamak yararlı olacaktır.

Metin ve Görsel Üreticileri Nasıl Çalışır?

Yapay zekâ, sorunları bağımsız biçimde çözebilen, öğrenebilen ve böylece insanın düşünme, davranma ve karar verme süreçlerini otomatikleştirebilen makine ve yazılımları kapsayan genel bir kavramdır. Bunun alt alanlarından biri olan üretici yapay zekâ ise, yukarıda adı geçen sistemler gibi insan dilini işlemek ve yeni metinler üretmek üzere geliştirilmiş olasılıksal matematiksel modellerden oluşmaktadır. Günümüzde bu sistemler yalnızca yazılı metinler değil; görsel, ses, video ve benzeri pek çok içerik türünü de üretebilmektedir. Bu tür yeni içerikleri oluşturabilmek için yapay zekâ sistemleri, kitaplar, internet siteleri ve çok sayıda farklı belgeyi içeren devasa veri kümeleri üzerinde eğitilmektedir. Eğitim sürecinde bu veriler içerisindeki örüntüler ve yapılar belirlenmekte, daha sonra bu örüntüler temel alınarak yeni içerikler üretilmektedir. Üretilen içeriklerin yeni olmasının yanı sıra kullanıcı beklentilerine uygun, inandırıcı ve kolay anlaşılır olması da beklenmektedir. Bu nedenle yapay zekâ modelleri, ilk eğitimin ardından ikinci bir optimizasyon sürecinden daha geçirilir. Algoritmik iyileştirmeler sayesinde sonraki modellerin daha uyumlu, daha tutarlı ve kullanıcı beklentilerine daha uygun metinler ile görseller üretmesi amaçlanır (bkz. Meyer 2025b, s. 53–59; Thomson vd. 2026, s. 162). Sonuç olarak ortaya çıkan ürünler, istatistiksel hesaplamalara ve olasılık analizlerine dayanmaktadır. Yapay zekânın eğitim verileri içerisinden hangi bilgileri kullanacağını ise kullanıcı tarafından yazılan komut belirler. Prompt (istem) olarak adlandırılan bu komut, temelde bir arama sorgusu gibi çalışır ve çoğunlukla sözcüklerden oluşur (bkz. Meyer 2025b, s. 55; Thomson vd. 2026). Daha sonra yine yazılı komutlar verilerek ya da görsel üreten sistemlerde çeşitli düğmeler, ayar çubukları veya referans görseller kullanılarak sonuç üzerinde değişiklikler yapılabilir ve istenen ürüne adım adım yaklaşılabilir.

Almanca Kitap Pazarında Yayımlanan Yapay Zekâ Tarafından Üretilen Resimli Kitaplar ve Çocuk Kitapları

Bu teknolojiler sayesinde artık herkes “hikâyelerini yapay zekânın gücüyle birkaç dakika içinde benzersiz resimli kitaplara [dönüştürebilmekte]”; hatta eğitim materyallerinin hazırlanması da bu araçların sunduğu olanaklar arasında gösterilmektedir (BookBildr internet sitesi). Çevrim içi satış platformlarında, yukarıda sözü edilen sistemlerle üretildiği düşünülen çok sayıda kitaba rastlanmaktadır. 2021 yılından itibaren yayımlanan ve geniş ilgi gören eserler arasında, Çünkü Sen Harika [ya da Muhteşem veya Özel] Bir Kızsın (Weil du ein wundervolles [oder auch wunderbares oder besonderes] Mädchen bist), Çünkü Sen Harika [ya da Muhteşem] Bir Erkeksin (Weil du ein wunderbarer [oder auch großartiger] Junge bist) gibi kısa öykülerden ve bunlara eşlik eden resimlerden oluşan derlemeler; Vampir Kız Josi: Okulda Vampir Alarmı (Josi das Vampirmädchen. Vampiralarm in der Schule) ya da Leo ve Sihirli Futbol Akademisi: En Büyük Sihir Senin İçinde! (Leo und die magische Fußball-Akademie: Der größte Zauber liegt in dir!) gibi çoğunlukla fantastik, bağımsız kurguların yer aldığı resimli anlatılar bulunmaktadır. Bunun yanı sıra Einstein Kadar Zeki: Çocuklar İçin İnanılmaz Bilgiler (Klug wie Einstein. Unglaubliche Fakten für Kids) ya da Yalnızca 10 Yaşındaki Kızların Yapabileceği 101 Şey (101 Dinge, die nur 10-jährige Mädchen dürfen) gibi bilgi kitapları da bu gruba dahildir. Bu eserlerin yazarı olarak Nina Blume, Tom Weiler, Alicia Richter, Sabine Jahn ve Marvin Klug gibi isimler gösterilmektedir. Bu adların bir kısmının takma isim olduğu açıkça belirtilirken bazılarının arkasında gerçek kişilerin bulunması da mümkündür.

Yapay Zekâ Tarafından Üretilen Resimli Kitapları ve Çocuk Kitapların Ayırt Edici Özellikleri

Kitapların fiziksel özellikleri incelendiğinde, ilk dikkat çeken nokta baskı kalitesinin düşük olmasıdır. Bu eserler, hacim bakımından kitaptan çok ince bir kitapçık izlenimi vermektedir, sayfaları da oldukça incedir. Yazı karakterleri, ilk okuma kitaplarındaki alışılmış karakterlerden bile büyük seçildiğinden, birkaç cümle bir sayfayı doldurmaya yetmektedir. Kapaklar parlak ve renkli tasarımlarıyla tüm kitabın aynı görsel kaliteye sahip olduğu izlenimini verse de iç sayfalardaki resimler bu beklentiyi karşılamamaktadır. Kitaptaki görseller çoğunlukla siyah-beyazdır ve kapaktan farklı bir görsel üslupla hazırlanmıştır.

Metin Düzeyi: Anlatısal ve Dilsel Özellikler

Anlatı metinleri, okulda yapılan bir dikte çalışması ya da ilk kez tek başına alışverişe gitmek gibi gündelik yaşama dair durumları konu edinmektedir. Vampir kızın hikâyesi de arkadaşlık, yeni bir okula uyum sağlama ve aile yaşamı gibi çocukların dünyasına özgü temalara odaklanmaktadır. Ancak anlatılarda yer alan çatışmalar yapay bir biçimde kurgulanmakta, kısa sürede ve her zaman olumlu biçimde çözüme kavuşmaktadır. Kısa süreli doruk noktalarının ötesine geçen gerçek bir gerilim duygusu oluşmamaktadır. Başka bir deyişle anlatılar dramaturjik açıdan oldukça yüzeyseldir. Örneğin; okulda şiir okuma ya da bir badminton topunun yanlış yöne gitmesi gibi sıradan olaylar gereğinden fazla dramatize edilmekte ve duygusal açıdan abartılmaktadır. Çocuk kahramanlar titreyen, kalbi hızla atan, ağlayan ya da korkuya kapılan kişiler olarak betimlenmekte, üstelik yaklaşan “çatışma” açıkça önceden haber verilmektedir. “Ama sonra beklenmedik bir şey oldu!”, “Tam o anda bir duraksama yaşandı!” ya da “Oda bir anda sessizliğe büründü.” gibi ifadeler bunun örnekleridir (Blume 2021). İncelenen eserler arasında yalnızca bağımsız fantastik bir anlatı olan Vampir Kız Josi; süreklilik taşıyan temel bir çatışma, anlatısal dönüm noktaları ve okurların yaşamıyla ilişki kurulabilecek unsurlar sunmaktadır. Bunun dışında karakterlerin niyetleri, duyguları ve motivasyonları da çoğu zaman doğrudan açıklanmaktadır. Örneğin; “Kızını biraz olsun neşelendirmeye çalıştı.”, “Sanki hiçbir şey onu telaşlandıramazmış gibiydi.” ya da “Her şey ona öylesine büyük ve yeni görünüyordu.” gibi ifadeler buna örnek gösterilebilir (Blume 2021). Bu anlatılar tek boyutlu ve tek anlamlıdır. Çok anlamlılığa ve açık uçluluğa yer verilmemektedir. Bununla birlikte karakterler tamamen edilgen değildir. Dış koşullara yalnızca tepki vermekle kalmayıp kendi kararlarını alarak olayların gelişimini de aktif biçimde yönlendirmektedirler.

Anlatıların kurgusal dünyası incelendiğinde, idealize edilmiş bir yaşamın tasvir edildiği görülmektedir. Çocuk kahramanların üstesinden gelmesi gereken durumlar, yukarıda da bahsedildiği gibi gündelik yaşamın sıradan güçlükleriyle sınırlıdır ancak bu durumlar anlatılarda âdeta büyük felaketlermiş gibi sunulmaktadır. Gerçek anlamda ciddi sorunlara ya da varoluşsal sıkıntılara ise yer verilmemektedir. Anlatılardaki çocuklar; anlayışlı öğretmenlerin bulunduğu, sınıf arkadaşlarının toplumsal açıdan beklenen biçimde davrandığı, kardeşlerin paylaşımcı olduğu ve dostlukların sarsılmaz bir şekilde sürdüğü sağlıklı sosyal çevrelerde yaşamaktadır. Bu anlatılarda anneler çocuklarıyla yakından ilgilenmekte, onlar için “biraz kremayla” pasta yapmakta (Blume 2021, s. 48), çocuklarına “meleğim” ya da “canım” diye seslenmekte, yanlarına oturup yüzlerine düşen saçları nazikçe geriye doğru düzeltmektedirler. Anlatılarda çocuklar, yemyeşil bahçelerin ve iyi donatılmış evlerin bulunduğu bir çevrede yaşamaktadırlar. Bu idealize edilmiş yaşam alanı, “fırına giden yol ne uzundur ne de tehlikelidir.” ifadesiyle de pekiştirilmektedir (Blume 2021, s. 37). Buna karşılık, farklı aile yapılarında ya da ekonomik ve toplumsal açıdan dezavantajlı koşullarda büyüyen çocuklara anlatılarda yer verilmemektedir. Ayrıca öyküler belirli bir mekâna da yerleştirilmemiştir. Belirgin bir bölge, kültürel çevre ya da hangi mevsimde geçtiklerini düşündürecek somut ipuçları sunulmamaktadır. Bunun yanı sıra, anlatıların belirgin biçimde ahlaki bir niteliğe sahip olduğu görülmektedir. Çocuk karakterler kurallara uyan, sorumluluk sahibi ve çaba göstermeye istekli bireyler olarak betimlenmekte, toplumsal açıdan onaylanan davranışlar açık ifadelerle öne çıkarılmaktadır. Örneğin; annesinin “Bir gün okula gidebildiğin için sen de mutlaka şükredeceksin.” sözlerini dinleyen Marie’nin, okulun başlamasını sabırsızlıkla beklemesi (Blume 2021, s. 13–14) ya da “Normalde öğretmenini her zaman dikkatle dinler ve derse özenle katılırdı.” (Blume 2021, s. 26) ifadeleri bu yaklaşımın örnekleri arasındadır. Bu doğrultuda her hikâye, sonunda açıkça dile getirilen bir ders ya da ahlaki mesajla son bulmaktadır. Dolayısıyla yapay zekâ tarafından üretilen bu çocuk kitapları, pedagojik yönü belirgin biçimde ağır basan eserler olarak öne çıkmaktadır.

Bilgi kitapları da benzer biçimde oldukça basit bir kurguya sahip metinlerden oluşmaktadır. Ele alınan konular yalnızca bir ya da iki sayfa içerisinde işlenmekte, ilgili olgu ve kavramlar ise tek bir paragrafla açıklanmaktadır. “Bunu biliyor muydun?” başlıklı bilgi kutuları, tanınmış çocuk bilgi kitaplarının düzenini örnek almaktadır. Ancak yalnızca metinlerin yapısı değil, içerikleri de son derece yüzeyseldir. Bilgiler hem oldukça indirgenmiş bir biçimde sunulmakta hem de kendi içinde bütünlüklü bir yapı oluşturmamaktadır. Hatta bazı durumlarda birbirleriyle çelişkili ya da yanlış bilgiler de aktarılmaktadır. Örneğin kitapların birinde, gök gürültülü fırtına sırasında “en iyisinin yüksek bir ağacın altına çömelmek olduğu” tavsiye edilmektedir (Klug 2024, s. 10).

Ayrıca bütünlüklü bir kurguya sahip Vampir Kız Josi öyküsü dışında incelenen tüm kitaplarda okura doğrudan hitap edildiği dikkat çekmektedir. Önsözlerde kimi zaman çocuk okurlara kimi zaman ise kitabı çocuklarına okuyan ebeveynlere doğrudan seslenilmektedir. Bu doğrudan hitap yalnızca önsözlerle sınırlı kalmamakta, birçok kitap başlığında da açıkça görülmektedir. Üstelik bu hitap biçimi açık bir cinsiyet ayrımı üzerine kuruludur. Kız ve erkek çocuklara ayrı ayrı, onları birbirinden ayrıştıran bir biçimde seslenilmektedir. Bu doğrudan hitap biçimi ile cinsiyete dayalı ayrımın, okurun bireyselliğini vurgulamayı amaçladığı düşünülmektedir. Magisches Kinderbuch, Wonderbly ve Framily gibi programlar ise bu kişiselleştirme anlayışını daha da ileri taşıyarak başkahramanın adının ve fotoğrafının kullanıcı tarafından belirlenmesine olanak sağlamaktadır. Bunun yanı sıra bu kitapların çocuklara cesaret vermeyi, güven duygusu aşılamayı ve onları güçlendirmeyi hedeflediği görülmektedir. “İyilik varsa kötülük de vardır.” (Jahn 2022, s. 6) ya da “Sen tamamen eşsiz birisin.” (Blume 2021, s. 4) gibi olumlama ve kişisel gelişim söylemini andıran ifadeler de bu yaklaşımı desteklemektedir.

Anlatı metinleri, kurmaca eserlerde yaygın olarak kullanılan geçmiş zaman (Präteritum) ile kaleme alınmıştır. İncelenen anlatıların ve bilgi kitaplarının hemen hepsinde yer yer yazım, dil bilgisi ve noktalama hatalarına, özellikle de ilgi tümcelerinde görülen yanlışlıklara rastlanmaktadır. Bununla birlikte cümlelerin büyük bölümü dil bilgisi açısından doğrudur ve okuma ritmini bozmayacak bir akıcılığa sahiptir. Ayrıca metinlerde akılda kalıcı bir anlatım dili bulunmamaktadır. Okuru şaşırtan herhangi bir ifade, beklenmedik bir imge ya da yaratıcı bir söz oyunu yer almamaktadır. Kullanılan dil sıradan ve ortalamadır. Dolayısıyla incelenen eserlerin hiçbirinde kendine özgü, ayırt edici bir anlatı sesiyle karşılaşılmamaktadır.

Görsel Düzlem ile Metin-Görsel İlişkisi

Yapay zekâ tarafından üretilen kitaplarda yer alan görseller büyük ölçüde birbirine benzemektedir. Karakterler iri gözlü, kalkık burunlu, pembe yanaklı ve gür saçlı olarak betimlenmekte; bu yönleriyle Disney yapımlarındaki görsel üslubu ve bebeksi yüz özelliklerini çağrıştırmaktadırlar. Bu karakterler alışılmadık ölçüde kusursuz görünmekte, âdeta cilalanmış ve hafif plastik bir etki uyandırmaktadırlar. Bu nedenle görsellerde fırça darbeleri ya da kalem izleri gibi resmetme sürecine özgü izlere rastlanmamaktadır. Üç boyutlu bir görünüm taşıyan bu görsel üslup, sadeleştirilmiş bir resim anlayışını benimsememektedir. Aksine, görseller fotoğraf gerçekçiliğine, hatta bazı örneklerde hipergerçekçiliğe yaklaşmakta, belirli görsel ögeler son derece ayrıntılı biçimde betimlenmektedir.

Şekil 1. Yapay zekâ tarafından üretilmiş bir görsel örneği (Richter 2025, s. 10, © Clevere Möwe Yayınevi)

Bununla birlikte, resimsel bir üslup da taklit edilmektedir. Konturlar çoğu zaman yumuşak çizilmiş, yuvarlak biçimler ise baskın olarak kullanılmıştır. Dikkat çeken bir diğer özellik, görsellerin büyük bölümünün âdeta ışıkla dolup taşan bir görünüm sergilemesidir. Özellikle kapak görsellerindeki karakterler, bir aura ile çevriliymiş gibi görünmekte ve bu durum dramatik bir izlenim uyandırmaktadır. Kitapların iç sayfalarında ise üretici yapay zekânın bilinen teknik sorunlarından biriyle karşılaşılmaktadır. Karakterler her zaman tutarlı biçimde resmedilmemektedir. Örneğin; bir karakter, ilk sayfalarda dört yaşlarında, kısa boylu, toplu yapılı ve omuzlarına kadar uzanan açık saçlı bir çocuk olarak görünürken birkaç sayfa sonra farklı kıyafetler giyen ve farklı bir okul çantası taşıyan yedi yaşında, daha uzun boylu, ince yapılı ve saçları iki örgülü bir çocuk olarak tasvir edilmektedir. Aynı şekilde kullanılan görsel üslup da değişmekte ve rastgele seçilmiş izlenimi vermektedir. Başka bir hikâyede ise büyükanne bir sahnede gözlüklü olarak resmedilirken, sonraki sahnede gözlüksüz görünmektedir (bkz. Blume 2021). Bu durum karakterlerin ayırt edilmesini güçleştirmektedir. Bunun yanı sıra daha belirgin görsel hatalara da rastlanmaktadır. Örneğin bir Alman simidin (Brezel) görseli başarılı bir biçimde oluşturulamamıştır (bkz. Şekil 2).

Şekil 2. Alman Simidin başarısız biçimde görselleştirilmesi (Blume 2021, s. 40, © Pisionary Verlag).

Son dönemde, Kohl Yayınevi tarafından yayımlanan ve yapay zekâ ile üretildiği düşünülen ders materyalleri de dikkat çekmiştir. Bu materyallerde yer alan çizimler zaman zaman rahatsız edici boyutlara ulaşmaktadır. Örneğin; bazı karakterlerin altı parmağı bulunmakta, bir kaydırağın üzerinde bedensiz bir çocuk başı yer almakta ya da hayvanat bahçesinde tanımlanamayan canlılar görülmektedir (bkz. Himmelrath 2026). Günümüzde üretici yapay zekâ sistemlerinde anatomik hatalar, anlamsız yazılar, fizik kurallarına aykırı ayrıntılar ve gerçeküstü unsurlar hâlâ yaygın olarak görülmektedir. Metin ile görsel arasındaki ilişkide de çeşitli tutarsızlıklar ortaya çıkmaktadır. Metinde sözü edilen bazı ayrıntılar görsellerde yer almamaktadır. Örneğin; metinde bir karakterin elbise ve kazak giydiği belirtilirken görselde etek, beyaz yakalı bir bluz ve kazak yer almaktadır. Metin ile görsel birbiriyle örtüştüğünde ise aralarındaki bu ilişki yalnızca tekrara dayanmaktadır. Görseller ne tam olarak birbirini tamamlamaktadır ne de çelişmektedir. Metin çoğunlukla görselde yer alanı ayrıntılara dikkat etmeksizin betimlemektedir. Bu durum, anlatıları daha da yüzeyselleştirmektedir.

Bulguların Eleştirel Değerlendirilmesi

Yapay zekâ tarafından üretilen öykülerin içerik bakımından karmaşık olmaması şaşırtıcı değildir. Aynı şekilde biçimsel-estetik açıdan, gerek dilsel gerekse görsel tasarımları bakımından birbirine oldukça benzemeleri ve yenilikçi özellikler taşımamaları da beklenen bir durumdur. Aksine, bu durum yapay zekânın çalışma biçiminin doğal bir sonucudur. Çünkü benzer ve kalıplaşmış içerikler üretmek, yapay zekânın çalışma biçiminin özünü oluşturmaktadır (bkz. Meyer 2025b). Daha önce de belirtildiği gibi Midjourney, ChatGPT ve benzeri sistemler, eğitim verilerine anlamsal açıdan benzeyen ve kullanıcı tercihleri doğrultusunda algoritmik olarak optimize edilmiş içerikler üretmektedir. Bu nedenle gerçek anlamda özgün yenilikler ortaya koymaları mümkün değildir. Ürettikleri içerikler, var olan ögelerin yeni biçimlerde bir araya getirilmesinden ibarettir. Yapay zekâ tarafından oluşturulan görseller söz konusu olduğunda ise bu durum; belirli sanat akımlarının, sanatçı üsluplarının ya da üretim tekniklerinin taklit edilmesi şeklinde ortaya çıkmaktadır. Sonuç olarak herkes tarafından kolaylıkla anlaşılabilecek, tek bir biçimde yorumlanmaya elverişli, yani jenerik içerikler üretilmektedir (bkz. Meyer 2025b, s. 52). Kusursuz görünen, hafif plastik bir etki bırakan ve âdeta içeriden aydınlatılıyormuş izlenimi veren görseller de bu anlayışın bir sonucudur. Bu görsel üslup, kullanıcılar tarafından en kolay tanınabilecek, en güvenilir ve en tanıdık görünüm olarak değerlendirildiği için tercih edilmektedir (bkz. Meyer 2025a). Medya ve görsel kültür araştırmacısı Roland Meyer, ortaya çıkan bu görsel dili “platform gerçekçiliği” (Plattformrealismus) olarak adlandırmaktadır (Meyer 2025b, s. 52). Bu durum, incelenen resimli kitaplar ve çocuk kitapları açısından önemli sonuçlar doğurmaktadır. Öncelikle birbirine giderek daha fazla benzeyen, standartlaşmış ürünler ortaya çıkmaktadır. İncelenen anlatıların tamamının idealize edilmiş bir dünyada başlaması, sıradan gündelik olayları büyük krizlere dönüştürmesi ve sonunda mutlu sonla bitmesi de bu yapay zekâ mantığının bir sonucudur. Dolayısıyla yapay zekâ tarafından üretilen resimli kitaplar ve çocuk kitaplarında içerik ve estetik bakımından gerçek bir çeşitliliğin oluşması kolay görünmemektedir. Bunun temel nedeni, model eğitiminin zamanla belirli anlatım ve görsel üslupların baskın hale gelmesine yol açmasıdır (bkz. Thomson vd. 2026, s. 151). Bunun sonucunda çocuklar sürekli birbirine benzeyen öyküler okumakta ve benzer görsellerle karşılaşmaktadırlar. Üstelik yapay zekâ sistemlerinin kolay tanınabilir olmayı hedeflemesi ve kullanıcı geri bildirimlerine göre sürekli optimize edilmesi, klişe ve kalıp yargıların yeniden üretilmesine de neden olmaktadır (bkz. Meyer 2025b, s. 61). Ürünlerin oluşturulma süreci büyük ölçüde toplumsal yapılar tarafından şekillendirilmektedir. Dolayısıyla tarafsız bir süreçten söz etmek mümkün değildir. Toplumda hakim olan önyargılar bu sürece iki farklı biçimde yansımaktadır. İlk olarak, yapay zekâ modellerinin eğitiminde kullanılan veriler ağırlıklı olarak Batı dünyasına ait içeriklerden oluşmaktadır. Dolayısıyla bu sistemler de büyük ölçüde bu kültür çevresinin estetik kalıpları doğrultusunda eğitilmektedir. Baskın olmayan kültürlere ait ürünlerin ise eğitim verilerinde son derece sınırlı ölçüde yer aldığı gösterilmiştir (bkz. Thomson vd. 2026, s. 149 vd.). İkinci olarak, kullanıcı geri bildirimlerine dayanan algoritmik iyileştirme süreçleri de (algorithm bias / algoritmik önyargı) belirli önyargıların pekişmesine neden olmaktadır. Bunun nedeni, bu geri bildirimlerin büyük ölçüde benzer toplumsal özelliklere sahip sınırlı bir kullanıcı grubu tarafından sağlanmasıdır. Nitekim bir araştırma, bu kullanıcıların çoğunlukla beyaz, erkek, teknolojiye hâkim ve Avrupa ile Kuzey Amerika’daki orta sınıfa mensup kişilerden oluştuğunu ortaya koymuştur (bkz. Buschek ve Thorp 2024, Meyer 2025a’dan akt.). Bunun sonucunda diğer toplumsal gruplar eğitim verilerinde yeterince temsil edilmemektedir. Yapay zekâ tarafından üretilen resimli kitaplar ve çocuk kitaplarında kız ve erkek çocuklara ayrı ayrı hitap edilmesi, idealize edilmiş orta sınıf yaşamının merkeze alınması, yalnızca bu yaşam deneyimlerinin görünür kılınması ve anlatıların belirgin ölçüde ahlak öğretici bir karakter taşıması da bu sınırlı çeşitliliğe sahip veri kümelerinin bir sonucudur. Başka bir ifadeyle bu özellikler yapay zekâ sistemlerinin işleyiş mantığından kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla bu kitaplar, toplumsal cinsiyet kalıp yargıları ile kültürel stereotiplerin yanı sıra, çocuk olmanın nasıl olması gerektiğine ilişkin ‘yerleşik’ kabulleri de yeniden üretmektedir. Sonuçta ortaya çıkan anlatılar ise oldukça geleneksel hatta yer yer geçmişe özlem duyan bir nitelik taşımaktadır (bkz. Meyer 2025a).

Bu incelemeden elde edilen bulgular, deneysel olarak oluşturulan yapay zekâ anlatıları üzerine yapılan araştırmaların sonuçlarıyla da örtüşmektedir. Söz konusu araştırmalar da yapay zekâ tarafından üretilen anlatıların yapısal açıdan birbirine oldukça benzediğini, önemsiz çatışmaları merkeze aldığını, buna karşılık daha derin sorunları görmezden geldiğini ya da olduğundan daha hafif gösterdiğini ortaya koymaktadır. Ayrıca bu anlatılarda çatışmanın yerini uzlaşma, yeniliğin yerini ise gelenek almaktadır (bkz. Rettberg ve Wigers 2025).

Edebiyat Eğitimi Açısından Değerlendirmeler

Yapay zekâ tarafından üretilen içerikler, içeriklerin doğruluğu ve görsellerin rahatsız edici unsurlar içermemesi güvence altına alındığı sürece (bkz. Himmelrath 2025), ders materyallerinin hazırlanmasında önemli fırsatlar sunabilmektedir. Bu araçlar, tasarım bilgisine sahip olmayan öğretmenlerin de görsel açıdan nitelikli materyaller üretmesine olanak tanıyarak içerik hazırlama sürecini demokratikleştirme potansiyeline sahiptir. Ayrıca öğretmenlere hem zaman hem de maliyet açısından önemli avantajlar sağlamaktadır. Bunun yanı sıra, bu araçlar kişiselleştirilmiş öğrenme anlayışı doğrultusunda sınıf içi farkların gözetilebilmesine imkân sağlamaktadır. Her öğrencinin gereksinimlerine, öğrenme düzeyine, diline ve ilgi alanlarına uygun öğretim materyalleri kısa sürede hazırlanabilmektedir. Araştırmalar da bu sayede daha kapsayıcı ve etkili öğrenme ortamlarının oluşturulabileceğini göstermektedir (bkz. Ayeni vd. 2024).

Midjourney ve benzeri araçlar, yaratıcı süreci destekleyen yardımcı araçlar olmaktan çıkıp sanat üreten aktörler olarak değerlendirildiğinde, benzer şekilde sanat üretiminin demokratikleşmesinden de söz edilebilir. Teknolojinin sunduğu olanaklar sayesinde herkesin kendi düşünce ve fikirlerini yaratıcı biçimde ifade edebilmesi bu değerlendirmeyi desteklemektedir (bkz. Altgeld 2025). Ancak yapay zekâ sistemlerinin eğitimi için sanatçıların telif hakkıyla korunan eserlerinin izin alınmadan ve herhangi bir karşılık ödenmeden kullanılması, bu demokratikleşme iddiasıyla çelişen antidemokratik bir durum ortaya çıkarmaktadır. Peki bütün bunlar okuma ve alımlama süreci açısından ne anlama gelmektedir? Yapay zekâ tarafından üretilen kitaplar edebiyat eğitimi açısından nasıl değerlendirilmelidir? Bu noktada en önemli sorunlardan biri, ürünlerin kaçınılmaz biçimde tek tipleşmesi ve bunun sanatsal çeşitliliğin azalmasına yol açmasıdır. Çocukların sürekli aynı anlatı kalıpları ve benzer görsellerle karşılaşması durumunda, okuma motivasyonunun nasıl sürdürüleceği, estetik deneyimin nasıl geliştirileceği ve merak duygusunun nasıl canlı tutulacağı tartışmalıdır. ‘Nitelikli’ edebi metinler öngörülebilir değildir. Okuru şaşırtır, alışılmış beklentileri bozar, zaman zaman da onu rahatsız ederek düşünmeye sevk eder. Oysa yapay zekâ tarafından üretilen metinlerde kullanılan dil de ortalamaya yönelmekte, benzer sözcük seçimleri ve dilsel yapılar sürekli yinelenmektedir. Buna karşılık edebi dil, alışılmış ifade biçimlerinden sapmayı, yerleşik algı ve düşünme kalıplarını kırmayı, hatta zaman zaman yazım ve dil bilgisi kurallarını bilinçli olarak esnetmeyi amaçlamaktadır. Başka bir ifadeyle edebi dil, üretici yapay zekânın oluşturduğu jenerik dil anlayışının tam tersine işlemektedir. Bu nedenle yapay zekâ tarafından üretilen metinlerin, genel anlamda dil gelişimini destekleme ve özellikle çocukların edebi dille tanışmalarına katkı sağlama potansiyeli oldukça sınırlıdır.

Bu noktada, söz konusu kitaplara yönelik beklentilerin zaten düşük olup olmadığı sorusu ortaya çıkmaktadır. Yapay zekâ sistemleri, çocuk ve gençlik edebiyatını “asıl” edebiyata kıyasla estetik açıdan daha değersiz ve daha az karmaşık bir edebiyat türü olarak mı yeniden üretmektedir? Bu durum, çocuk ve gençlik edebiyatı araştırmalarında uzun zaman önce terk edilmiş olunan, çocuk ve gençlik edebiyatının “kendi başına anlaşılabilir olduğu ve edebiyat bilimsel bir yorumlama çabasını gerektirmediği” yönündeki anlayışı yeniden gündeme getirmektedir (Gansel ve Korte 2009, s. 7). Dolayısıyla burada, “çocuğa uygunluk” kavramının sorunlu bir biçimde yorumlandığı görülmektedir. Öte yandan bunun yapay zekâ ile ortaya çıkan yeni bir olgu olmadığı da unutulmamalıdır. Çocuk ve gençlik edebiyatı pazarı, geçmişte olduğu gibi bugün de büyük ölçüde ticari kaygılarla üretilen kitlesel yayınlardan oluşmaktadır. Bu yayınlar, sanatsal açıdan daha nitelikli eserlerle karşılaştırılabilir. Örneğin; büyük mağazalarda ticari amaçlı satılan resimli çocuk kitapları bu duruma örnek gösterilebilir. Nitekim yukarıda değinilen anlatıdaki gerilim unsurunun zayıflığı ve görsellerde bebeksi yüz özelliklerinin baskın olması gibi hususlar, bu tür yayınlarda da karşımıza çıkmaktadır. Bununla birlikte, çocuklar ve gençler de estetik açıdan nitelikli edebi eserleri hak etmektedirler. Yapay zekâ sistemlerinin işleyişi gereği ortaya çıkan ortalama ve tekdüze ürünler, değerlendirme ölçütü hâline gelmemelidir. Böyle bir yaklaşım, bir yandan genç okurların edebi alımlama kapasitesini küçümsemekte, diğer yandan da çocuk ve gençlik edebiyatını başlı başına değersizleştirmektedir. Bununla bağlantılı olarak, yapay zekâ tarafından üretilen metinlerde eğitsel ve ahlaki amaçların açık biçimde estetik kaygıların önüne geçtiği görülmektedir. Hurrelmann’ın (2005) da belirttiği gibi bu metinlerde pedagojik işlev, hem estetik uzlaşıyı (Ästhetikkonvention) hem de çok anlamlılığa olanak tanıyan yorum açıklığını (Polyvalenzkonvention) geri plana atmaktadır. Sonuç olarak estetik biçimlendirme, metnin açıklığı ve çok katmanlı anlam yapısı eğitsel ve ahlaki mesajlar karşısında ikincil konumda kalmaktadır.

Üretici yapay zekânın benimsediği bu ortalamaya yönelen içerik üretme anlayışı, çocuk ve gençlik edebiyatının önemli işlevlerinden biri olan başkalık deneyimini de sınırlandırmaktadır. Edebiyat, okura farklı kültürleri, yaşam biçimlerini, değer sistemlerini, tarihsel dönemleri ya da sosyoekonomik koşulları deneyimleyebileceği bir alan sunar. Bu deneyim, bireyin farklı bakış açılarını benimsemesine, kendi dünya görüşünü sorgulamasına ve böylece hem ufkunu hem de kimlik algısını geliştirmesine katkıda bulunabilir. Ancak yapay zekâ sistemlerinin eğitim verileri toplumun yalnızca sınırlı bir kesimini temsil ettiğinden, bu tür deneyim alanlarının yapay zekâ üretimi metinlerde ortaya çıkması mümkün olmamaktadır. Ayrıca, 1970’li yıllardan itibaren gelişen sorun odaklı çocuk ve gençlik edebiyatı anlayışının da eğitim verilerine yeterince yansımadığı görülmektedir. Aksi hâlde, incelenen kitaplarda çocukluğun sürekli idealize edilmesi, yalnızca önemsiz sorunlara yer verilmesi ve belirgin biçimde korumacı-pedagojik bir yaklaşımın benimsenmesi başka türlü açıklanamaz. Bu durum özellikle dikkat çekicidir. Çünkü çocuk edebiyatı, yetişkinler tarafından üretilen, yayımlanan ve satın alınan bir alan olarak “yetişkin dünyasının belirlediği bağlam, aile ve çocukluğun toplumsal ve tarihsel dönüşümü ile buna bağlı olarak eğitim anlayışları ve çocuk ile çocukluk algısındaki değişim” çerçevesinde değerlendirilmelidir (Wild 2008, s. XII). Bu açıdan bakıldığında, yapay zekâ tarafından üretilen eserlerde çocuk ve çocukluk anlayışının son derece geleneksel ve geriye dönük bir biçimde kurgulandığı görülmektedir. Nitekim Meyer de yapay zekâ sistemlerinin estetik anlayışını genel olarak “yapısal açıdan muhafazakar, hatta nostaljik” olarak nitelendirmektedir (Meyer 2025b, s. 59). Dolayısıyla günümüzün toplumsal gerçekliğini yansıtan, özgürleştirici ve yenilikçi içerikler, yapay zekâ tarafından üretilen metinlerde yaygın olarak karşımıza çıkmamaktadır. Bu nedenle, özellikle siyasi sağ çevrelerin yapay zekâ üretimlerine ilgi göstermesi şaşırtıcı değildir (bkz. Meyer 2025a).

Genel olarak değerlendirildiğinde, yapay zekâ, insan sanatçılar gibi gerçek yaşantılardan, sahici özlemlerden, arzulardan ve duygulardan beslenmemektedir. Bunun yerine, algoritmaların oluşturduğu ilişkilendirmeler ve taklit edilen deneyimler temelinde içerik üretmektedir (bkz. Thomson vd. 2026, s. 164; Meyer 2025b, s. 56). Bu bağlamda Heidegger’in (2015) yaptığı ayrımdan hareketle yaratıcı ve özgün bir üretim anlamındaki “yaratma” ile endüstriyel üretim sürecini ifade eden “imal etme” arasında bir ayrım yapılabilir. Bununla birlikte, yazarın da belirttiği gibi bu durum yalnızca yapay zekâya özgü olmayıp ticari amaçlarla üretilen diğer eserler için de geçerlidir.

Sonuç

Günümüzde yapay zekâ tarafından üretilen kitaplar, editoryal bir inceleme ve denetim sürecinden geçirilmeden, ticari kazanç amacıyla kitlesel ürünler olarak yayımlanmaktadır. Bu durum, eserlerde çeşitli kalite sorunlarının ortaya çıkmasına yol açmaktadır. İncelenen tüm eserlerde içerik, yazım ve dil bilgisi ile görsel tasarım açısından çeşitli hatalara rastlanmıştır. Bunun yanı sıra yapay zekâ sistemlerinin çalışma biçimi gereği sürekli benzer içerikler ve anlatı kalıpları üretmesi de önemli bir sorun oluşturmaktadır. Bu durum, sanatsal eserlerden beklenen niteliklerle çelişmekte; aynı zamanda klişe ve kalıp yargıların yeniden üretilmesine de neden olmaktadır (bkz. Meyer 2025b). Bununla birlikte, yapılan deneysel çalışmalar, yapay zekânın yetkin yazarların elinde yazma sürecini destekleyen işlevsel bir araç olarak kullanılabileceğini de göstermektedir. Ancak bu kullanım, insan yazarın yerini alan bir sistem olarak değil, yaratıcı süreci destekleyen yardımcı bir araç olarak değerlendirilmelidir (bkz. Lauer 2026). Bunun yanı sıra burada yalnızca değinilebilen etik ve çalışma yaşamına ilişkin hukuki sorunlar da göz ardı edilmemelidir. Yapay zekâ sistemlerinin eğitiminde sanatçıların fikrî mülkiyet kapsamındaki eserleri, herhangi bir izin alınmaksızın ve karşılığında bir ücret ödenmeksizin kullanılmaktadır. Bu durum hem telif haklarının ihlal edilmesine hem de sanatçı emeğinin değersizleştirilmesine yol açmaktadır. Mevcut eksikliklerine rağmen yapay zekâ araçlarının sanat üretiminde maliyetleri düşüren bir alternatif olarak yaygınlaşması durumunda, çizerlerin ve yazarların mesleki varlıkları da ciddi biçimde tehlikeye girebilir. Öte yandan teknolojik yeniliklerin sanat anlayışını tarih boyunca sürekli dönüştürdüğü de bir gerçektir. Matbaanın ve fotoğrafın ortaya çıkışı ile Walter Benjamin’in bu konudaki değerlendirmeleri bu dönüşümün önemli örnekleri arasında gösterilebilir (bkz. Graf 2023). Yapay zekâ teknolojilerinin sanat alanında nasıl bir dönüşüm yaratacağını ise zaman gösterecektir.

Birincil Kaynaklar:

Blume, Nina: Weil du ein wundervolles Mädchen bist. o. O.: Pisionary Verlag, 2021.

Jahn, Sabine: Weil du ein wunderbarer Junge bist. o. O.: Independently published, 2022.

Klug, Marvin: Klug wie Einstein – Unglaubliche Fakten für Kids. o. O.: Wendt & Marvs, 2024.

Richter, Alicia: Josi das Vampirmädchen. Vampiralarm in der Schule. o. O: Clevere Möve, 2025.

İkincil Kaynaklar:

Altgeld, Jan-Martin: Kunst und KI. (K)ein Widerspruch. https://www.deutschlandfunkkultur.de/ki-kunst-auswirkungen-kreativitaet-100.html (01.06.2026).

Ayeni, Oyebola Olusola, Al Hamad, Nancy Mohd, Chisom, Onyebuchi Nneamaka, Osawaru, Blessing und Adewusi, Ololade Elizabeth: AI in education: A review of personalized learning and educational technology, GSC Advanced Research and Reviews, 18 (2024), s. 261–271.

Gansel, Carsten und Korte, Hermann: Vorbemerkungen, Kinder- und Jugendliteratur und Narratologie. Yay. haz. dems. Göttingen: Vandenhoeck & Ruprecht, 2009. s. 7–9.

Graf, Stephanie: KI-Kunst: Das Kunstwerk im Zeitalter seiner technischen Produzierbarkeit. https://artcube21.at/kunst-und-gesellschaft/ki-kunst-das-kunstwerk-im-zeitalter-seiner-technischen-produzierbarkeit/?srsltid=AfmBOoqwobObREr41Y4uYRiAijcNHfwXrSe78DATmQ7tMsEbrZzHhJcn (03.05.26).

Heidegger, Martin: Holzwege. Frankfurt a. M.: Vittorio Klostermann, 2015.

Himmelrath, Armin: Mutmaßlich KI-generiertes Unterrichtsmaterial. Ein Kinderkopf ohne Körper, Aufgaben voller Fehler. https://www.spiegel.de/panorama/bildung/kohl-verlag-verkauft-mutmasslich-ki-generiertes-material-fuer-inklusionsklassen-a-d7cdcd7f-0765-49ac-8b3e-004945d81361 (15.05.2026)

Hurrelmann, Bettina: Kinder-u. Jugendliteratur in der literarischen Sozialisation. In: Taschenbuch der Kinder- und Jugendliteratur. Band 1: Grundlagen – Gattungen. Hrsg. von Günter Lange. Baltmannsweiler: Schneider, 2005. s. 901–920.

Lauer, Gerhard: “Der Roman aus der Maschine,” Der Sprachdienst, 70 (2026) H. 2–-3, s. 120–131.

Meyer, Roland: Echte Emotionen. Generative KI und rechte Weltbilder. https://geschichtedergegenwart.ch/echte-emotionen-generative-ki-und-rechte-weltbilder/ (24.05.26).

Meyer, Roland: Plattformrealismus. Eine Ästhetik des Generischen. In: Generativität. Begriffe des digitalen Bildes. Yay. haz. Matthias Bruhn und Katharina Weinstock. München; Wien: Open Publishing LMU; Buchschmiede, 2025b. s. 51–62.

Rettberg, Jill Walker und Wigers, Hermann: AI-generated Stories Favour Stability over Change: Homogeneity and Cultural Stereotyping in Narratives Generated by GPT-4o-mini [version 1; peer review: 1 approved, 1 approved with reservations]. Open Res Europe 2025, 5:202 (https://doi.org/10.12688/openreseurope.20576.1)

Thomson, T.J., Bouko, Cathrine, Laba, Nataliia und Wildfeuer, Janina: On Machines, Users, and the Politics of Visual Style in AI-Generated Images. In: Six Critical Lenses on AI-Generated Images. Hrsg. von Catherine Bouko und Nataliia Laba. Boca Raton: CRC Press, 2026. s. 146–171.

Wild, Reiner: “Vorwort zur ersten Auflage”, Geschichte der deutschen Kinder- und Jugendliteratur. Yay. haz. dems. Stuttgart: J. B. Metzler, 2008. s. XI–XIII.

Almancadan Türkçeye Çeviren: Semanur Ağca

Çeviri Editörü: Zeliha Yerli

Kaynak Metin: Granzow, Stefanie (2026): “Erzählen mit Algorithmen: Künstliche Intelligenz im Kinderliteraturmarkt”, KinderundJugendmedien, Yayınlama Tarihi: 16.06.2026, (Çevrimiçi) https://www.kinderundjugendmedien.de/aus-der-redaktion/7717-erzaehlen-mit-algorithmen-kuenstliche-intelligenz-im-kinderliteraturmarkt, 25.06.2026.

Bu yazıyı paylaşın
Scroll to Top