Bir Yatılı Okulzedenin Perspektifinden Yatılı Okul Deneyimi

Thurstine Basset

Öz

Bu makale, yatılı okulda hayatta kalma konusuyla ilgili yazdığı kitap sayesinde hikâyesini anlatabilen bir yatılı okulzedenin perspektifini yansıtır. Bu çalışma aynı zamanda daha nice yenilikçi makalenin yayımlanmasına ortam hazırlayan ‘Self and Society’ dergisine takdirlerini iletir. Araştırmacı-yazar “ev hasreti” kavramına yeni bir bakış sunar ve kavramın “okul alerjisi” olarak anılmasını öne sürer. Aynı zamanda yatılı okul kaynaklı sorunların, terapist ve danışmanların eğitim programına dâhil edilmesini gündeme getirir.

Anahtar kelimeler: Yatılı Okul, Travma, Terk Edilme, Dokunulmazlık.

Yatılı Okulda Hayatta Kalma

Ailemin beni Berkshire şehrindeki tuhaf ve soğuk bir yatılı okula bırakıp gitmesinin üstünden 60, benim ise bu deneyimi nihayet geride bırakmamın üstünden 50 yıl geçmesinin ardından tamamen plansız bir şekilde kendimi konuyla ilgili kitap yazarken buldum. Her ne kadar o yılları geride bıraktım desem de yatılı okula gönderilme olayı hayatım boyunca içimden tam olarak atamadığım türden bir deneyimdir.

Okul müdürünün ben sekiz yaşımdayken karneme düştüğü not, hayatta kalmayı öğrenmek zorunda olduğum o dünyayı mükemmel bir şekilde tasvir etmektedir: “Seninle ilgili tek sorun aptalca davranışlarınla ilgili – bu sorun çok ciddi boyutta olmasa dahi can sıkıcı. Sıkıntılı davranışların müdire hanımın kontrolündeki şube için endişe verici. Bu davranışlar 3. dönemde tekrar etmemeli.”

Karnede verilen mesaj oldukça netti: “Sekiz yaşında bir çocuk olarak artık çocukça davranışlar sergilemeyi bırakman gerek.” İçinizdeki çocuğu ne yapıp edip bir kenara atmanız ve hızla büyümeyi öğrenmeniz şarttır.

Ben on yıllık yatılı okul sürecini atlatmamı sağlayacak hayatta kalma becerisine sahip bir karaktere bürünmeyi öğrendim ama bu karakter, yetişkinlerin dünyasına ait kişisel ilişkilerle ve işle ilgili sıkıntılarla başa çıkmamda yetersiz kaldı. Çünkü baskılanan o çocuk yarı donuk bir halde varlığını sürdürür ve yetişkinlik dönemizin en beklenmedik anında yüzeye çıkarak hayatınızı kaosa sürükler.

Müdürümüzün 1950lerde insan psikolojisi alanında yeteri kadar bilinçli olmaması belki affedilebilir ancak günümüzde çocuk ve insan gelişimine ilişkin bilinen ve itibar gören kuramlar, sekiz yaş gibi erken bir dönemde aileyle bağların planlı bir şekilde koparılmasını desteklememektedir. Dolayısıyla yatılı okulların bu durumdan endişe duyması gerekir. Belki de onlar bu kuramların tamamını görmezden gelmeyi tercih ediyor olamaz mı?

Esasında yatılı okul günlerimden kalma sorunlarımı keşfetmem zaman aldı. “Yatılı Okulzedeler”[1] seminerine katıldığımda ellilerimdeydim ve ilerleyen dönemde yatılı okul mağdurlarını destekleyen bir oluşum olan Boarding Concern Derneği’nin yöneticisi oldum. Katıldığım seminerin başkanı ise eski yatılı okul mağdurlarıyla birlikte çalışmanın öncüsü olan Nick Duffell idi. Her şey adım adım gerçekleşti ve 2016 yılında Nick ile birlikte “Trauma Abondenment and Priviledge: a guide to therapeutic work with boarding school survivors” (Routledge, 2016) kitabını yayımladık.

Nick, yatılı okul mağduru bir terapist. Ben terapist olmasam da hayatını akıl sağlığı alanında çalışmaya adamış bir mağdurum. Beraber yazdığımız kitaba benim katkım ise bir mağdurun perspektifidir.

Kitap bir çalışma modeli önermektedir: FKD[2] – Farkına varma, Kabullenme ve Değişim. Bir mağdur öncelikle, küçük yaşta yatılı okula gönderilmenin ileriki hayatına fayda sağlamayan, büyük bir etkisi olduğunu fark etmelidir. Sonrasında bu kişi yatılı okul tecrübesini ve bu tecrübeye karşı bir strateji olarak hayatta kalma becerisine sahip bir karakter geliştirdiğini kabullenmelidir. Böyle bir strateji izlemek travmatik bir tecrübeye verilen oldukça doğal bir tepkidir. Çocukken gelişen hayatta kalmaya programlı kişiliğin, yetişkinlik dönemine amaca uygun olmayacak şekilde tezahür ettiğini kabullenme, değişimin önünü açabilir. Böylece birey yalnızca hayatta kalma fikrini bir kenara bırakıp artık yaşamaya odaklanabilir. Bu süreç, üzerinde yıllarca çalışmayı gerektiren ve kolay olmayan bir geçiş sürecidir.

Kitapta hayatta kalma becerisine sahip üç ana karaktere dair çerçeve çizilmektedir: Uyumcular, Ezilmişler ve İsyankârlar. Beladan uzak durmaya ve sisteme ayak uydurmaya çalışarak bir miktar uyumcu olduğum söylenebilir. Ancak çoğu mağdur gibi ben de isyankâr bir karakter geliştirdim. Yetişkinlik dönemimde ise yaşamıma devam etmek için içimdeki isyankâra kısmen de olsa veda etmem gerekti.

Bu değişime kitabımızdan bir alıntıyla açıklık getirmek isterim:

“Yatılı okulların savunduğu her şeye isyan bayrağı kaldırdım. Evet, isyankârdım ama sebepsiz yere isyankâr olmadım! Bulduğum her sebep için ayrı bir savaş verdim. Bitmek bilmeyen bu çatışma yıllar içinde beni yordu. İyi bir terapist ve sevgi dolu bir eş sayesinde durmadan savaş vermeyi bıraktım. Kısa süre önce meditasyon inzivasından dönen eşimin notları arasında şu söze rast geldim: ‘Aslında savaştığımızı düşündüğümüz kişilerle savaşmıyoruz. Tüm bu tartışmalar tamamen kafamızın içinde süregelmekte. Yani esasında kavgamız kendimizle.’ Sonra kendime ‘E bu benim’ dedim. Bu söz artık ofisimin en göze çarpan noktasında asılı durmakta.” (Dufffel ve Basset, 2016: 96).

Hayatımda yankısı sürmekte olan diğer birçok kilit konuya kitabımızda değinilmektedir. “Duygusal Cesaret” adını verdiğimiz, aşırı metanetli duruşu kırarak duygu akışına izin verme kavramının önemine ve bununla bağlantılı olarak savunmasızlığın zayıflığa eş değer olmayıp yalnızca insani bir özellik olduğuna da dikkat çekilmektedir.

Kitabın her aşamasında mağdurların kendi hikâyelerini dile getirmesinin önemi savunulmaktadır. Zihinsel hastalıkların üstesinden gelmiş insanlarla uzun yıllar çalıştıktan sonra bu inanca sıkıca tutundum.

Yatılı okul mağdurlarının sorunlarına yıllarını vermiş biri olarak kitabın yazım aşaması bilhassa benim açımdan tedavi edici bir sürece dönüştü. Kitabın yayımlanmasının ardından benim için ön plana çıkan diğer iki şey ise “Self & Society” (Benlik ve Toplum) dergisinin etkisi ile “ev hasreti” teriminin kullanımı oldu.

Self and Society Dergisinin Olumlu Yansımaları

Kitabı yazarken, bilhassa literatür taraması aşamasında, ortak yazarlar olarak Nick ile kendimizi Self & Society dergisinin öyle her yerde gün yüzüne çıkarılmayan önemli rolünü sürekli beyan ederken bulduk. Yatılı okul konusuyla ilgili ilk özgül makale Self & Society (Duffel, 1995) dergisinde yer aldı. Bu dergi yayınları aynı zamanda Nick’in beş yıl sonra çıkardığı The Making of Them kitabının habercisiydi.

Derginin devam eden sayılarında ilk kez kadınlar tarafından kaleme alınan yatılı okul yazıları da yayımlandı (Palmer, 2006 ve Barclay, 2011). Hayatta birçok şeyde olduğu gibi yatılı okul tecrübeleri de bazen beyaz ve heteroseksüel erkek egemenliğindeydi (bu erkeklerin bir kısmı Birleşik Krallık’ı yönetirken “yaralı liderlere” dönüştü – bkz. Duffell, 2014). Kadın düşmanlığının yaygın olduğu, ataerkil ilkelerle yönetilen kurumlarla başa çıkmaya çalışırken oldukça zorlu bir yoldan geçen genç kızlar olsa da kadınların yatılı okul deneyimleri ataerkil egemenlik alanının dışında tutulabilir.

Self & Society dergisi aynı zamanda yatılı okullardaki eşcinsellikle ilgili sorunları ele alan ilk yazılara da yer verdi (Gottlieb, 2006). Bu yazılarda yatılı okullardaki eşcinsellik korkusu gerektiği üzere gün yüzüne çıkarıldı.

Bu nedenle “Self & Society olmasaydı ne yapardık?” sorusuyla beraber bu dergiye en içten teşekkürlerimi sunmak isterim.

Neden “Okul Alerjisi” değil de “Ev Hasreti”?

Çalışmamıza anonim olarak katkı sağlayan, yatılı okulda çalışmış deneyimli bir çocuk psikoterapistinden edindiğimiz bilgileri de kitabımıza ekleyebildiğimiz için şanslıyız. Üstlendiği rolün getirdiği ikilemleri, psikoterapistimiz şu sözlerde dile getirmektedir:

“Danışman öğretmen olarak çalıştığım süre boyunca, yatılı okulu sevenlerden ayrışan ve daha ziyade bu deneyimden ne kazanç sağladığıyla ilgili çelişkiye düşen çocukları kontrol altında tutmanın çeşitli yaratıcı yollarını bulmaya çalıştım. Bunu yaparken alışıldık “tarafsız” terapist pozisyonunu korumak oldukça zor oldu. Çelişkiye düşen çocuğun acısına ve davranışlarına karşı tek çare, çocuğun ‘yuva’ olarak bildiği ortama geri dönmesiydi.

Ebeveynlerin ve çocuğun okul koridorunda, arabalarının yanında veya yurtta birbirlerine elveda dedikleri o anda çektiği acıyı gözlemledim. Bazıları birbirine dokunmaz, kucaklaşmaz ya da hoşça kal demeye dili varmaz, sadece arkasını döner ve ‘ardına bakmaz’. Nadiren de olsa bazıları o an bir çöküş yaşar. Yani aslında çocukla ilgilenilmesi için onu yatılı okula bırakmanın ve çocuktan trajik koşullarda kopuş yaşamanın yankıları vardır.”

Çocuğu okul danışmanına yönlendirmenin nedeni olarak sıklıkla “ev hasreti” çekmesi gösterilir ve bu teşhis iyi bilinen, yerinde kullanılan bir terimdir. Ancak son zamanlarda bu terimin yanıltıcı bir ifade olduğuyla ilgili kafamda soru işaretleri var. Zira çocuğun yaşadığı sıkıntı okulla değil de evle ilişkilendirilir, hâlbuki ben buna “okul alerjisi” denilmesini tercih ederdim. Sonuçta sıkıntıya yol açan unsur ev değil, okuldur. Çocuğun yatılı okula gönderilmesinden doğan bir sıkıntı varsa, bunun kaynağı yatılı okuldur ve bu deneyime erken yaşta maruz kalmaktır.

Bir Sonraki Adım Nedir?

Bir sonraki adım, yatılı okul kaynaklı sorunları psikoterapistlerin eğitim programına dâhil etmektir. Bu amaçla çalışmalar yürütmek üzere Brighton Üniversitesi’nden dönüt aldık. Nick Duffel ise aralarında Joy Schaverien’ın da (yatılı okulların iç yüzünü derinlemesine ele alan bir kitap yazan ve ‘Yatılı Okul Sendromu’ kavramını öne süren terapist) yer aldığı bir terapist ekibiyle birlikte çalışarak bir lisansüstü eğitim programı geliştirdi (Schaverien, 2015).

Makaleyi kitabımızın sonundan bir alıntıyla sonlandırmak isterim:

“Eski yatılı okul mağdurlarıyla tedavi amaçlı çalışma yürütmek kolay değildir. Zaman alan ve oldukça sabır gerektiren bir iş olsa da aldığımız neticeler bu emeğe değer. Bu görevi üstlenen herkese yürekten bol şans dileriz. Belki – umarız bir gün – İngiliz halkı çocuklarını erken yaşta yatılı okula göndererek onlara travma yaşatma alışkanlığına bir son verir.” (Duffel ve Basset, 2016: 189).

Yazar Thurstine Basset:

1980lerde eğitim dünyasına adımını atana kadar çoğunlukla zihinsel hastalıklar alanında sosyal hizmet uzmanı olarak çalıştı. Yazar aynı zamanda zihinsel hastalıklarla ilgili eğitim paketleri hazırlayıp bu konuda makaleler, kitap bölümleri ve kitaplar yazdı. 21. yüzyılın başlarında Yatılı Okulzedeler seminerine katılarak yatılı okul mağdurlarını destekleyen bir oluşum olan Boarding Concern Derneği’nin yöneticiliğini yaptı. 2016 yılında Nick Duffell ile “Trauma Abondenment and Priviledge: a guide to therapeutic work with boarding school survivors” kitabını kaleme aldı.

Kaynakça:

Barclay, J. (2011) ‘The Trauma of Boarding School’, Self and Society, 38, 3, pp. 27-34.

Basset, T. (2006) ‘Emotional courage’, The Independent Practitioner, Winter, pp.10-13.

Duffell, N. (2014) Wounded Leaders – British Elitism and The Entitlement Illusion, London: Lone Arrow Press.

Duffell, N. (1995), ‘Boarding School Survivors’, Self and Society, 23, 3, July, pp. 20-23.

Duffell, N. (2000) The Making of Them – The British Attitude to Children and the Boarding School System, London: Lone Arrow Press.

Duffell, N. & Basset, T. (2016) Trauma, Abandonment and Privilege: a guide to therapeutic work with boarding school survivors, Abingdon and New York: Routledge

Gottlieb, M. (2005) ‘Working With Gay Boarding School Survivors’, Self and Society, 33, 3, pp 16-23.

Palmer, J. (2006) ‘Boarding School: A Place of Privilege or Sanctioned Persecution?’, Self and Society, 33, 5, pp. 27-36.

Schaverien, J. (2015) Boarding School Syndrome: The Psychological Trauma of the ‘Privileged’ Child, Hove: Routledge

İngilizceden Türkçeye Çeviren: Merve Hatipoğlu

Çeviri Editörü: Göksenin Abdal

Kaynak Metin:

(Çevrimiçi)https://www.academia.edu/44832370/Thurstine_Basset_Reflections_of_a_Survivor, 10.12.2022

  1. ÇN: Kaynakta Boarding School Survivor olarak geçen seminer için önerilmiştir.
  2. ÇN: Kaynakta RAC olarak geçen modelde Recognition için “Farkına varma”, Acceptance için “Kabullenme”, Change için “Değişim” sözcükleri kullanılmaktadır.
Bu yazıyı paylaşın
error: İçerik koruma altındadır!!
Scroll to Top