Aynı Sofra Farklı Hayat

Zeynep Erbay

Bazı evlerde işler adaletlidir. Herkes sırayla tabak dizer, sırayla çöp atar, sırayla çamaşır katlar. Bizim ev ise onlardan biri değil.

Ben Defne. İkiz kardeşim Emir’le aynı okula gidiyoruz. Aynı sofrada yemek yiyoruz. Ama aynı hayatı yaşamıyoruz. Ben masayı kurarken Emir futbol antrenmanından gelir. Ben Emir’in her yere saçtığı eşyalarını kızarak toplarken o meyve suyunu içip televizyon karşısında gerinir. Ve annem her seferinde, “Ama o dışarda çok koşturdu.” der. Sanki ben evde yastık savaşı yapıyorum!

İşte her şey birbirine benzeyen günlerin birinde başladı. Emir her zamanki Emirliğini yaptı. Hem anneme “avga etmeyin!” dedirtip hem de son çikolatamı mideye indirdi! Neymiş, benim olduğunu bilmiyormuş. Annem buna inanır ama ben asla! Keşke Emir olsam, dedim o gün kendi kendime. O gün… Keşke hiç “keşke” demeseydim.

Emir’in odasında bir raf var, uzay müzesine benziyor. Futboldan sonra en önem verdiği şey bu. Roketler, robotlar, garip sesler çıkaran minik yaratıklar… Kafası dönünce ışıklar saçan bir oyuncak vardı. İçinden fısıltı gibi bir şey çıktı sanki. “Keşke yer değişsek!” dedim oyuncakla göz göze gelmişim gibi. “Odada yalnızca duran bir oyuncak olmak daha iyidir. Ya Emir falan olsaydım, Allah korusun!” Sonra bir ışık parladı. Ciddiyim, bir ışık!

Sabah kalktığımda Emir’in sesiyle bağırdım: “Anne! Kahvaltı hazır mı?” Bir dakika… sesim kalındı. Oda yer değiştirmişti. Ve karşımdaki aynada… Emir’in suratı bana bakıyordu! Kafamdan aşağı kaynar sular döküldü. Koşarak Emir’in—yani artık benim—odasına gittim. O da şaşkın şaşkın bana baktı. “Defne… ben… ben senim!”, “Ve ben sensin!” dedim. Bir süre sadece birbirimize baktık. Sonra aynı anda: “Vay be!”

Okula gittiğimizde hayat tam anlamıyla tersine akıyordu. Öğretmen beni, yani Emir’i, tahtaya kaldırdı. Problem kolaydı. Bölme işlemlerinde hep iyi olmuştum zaten. Öğretmenim soruyu çözebildiğimi görünce çok mutlu oldu. Sonraki soru için Defne olarak Emir ayağa kalktı. Pek akıllı ikizim matematikte zekâsını yine konuşturamamıştı… O sırada öğretmenin kaşları çatıldı: “Defne, senden daha dikkatli olmanı beklerdim.” Demek ki ben olduğumda beklenti daha yüksekti. Ben yanlış yapınca hayal kırıklığı büyük oluyordu. Oysa Emir olsaydı, “Olsun canım, olur öyle.” der geçerlerdi. Sadece kız olduğum için her şeyi bilmem mi gerekiyordu? Yanlış yapmamıza hiç izin yok muydu? Ruhum Defne, bedenim Emir olarak sıramda sessizce oturmaya devam ettim. Moralim bozulmuştu.

Emir olarak geçirdiğim bir günde önümde şimdi de antrenman vardı. Giyinme odasında üstümü sessizce değiştirdim. Açıkçası sahaya girmekten biraz korkuyordum. Nasıl bir performans sergileyeceğimden emin değildim. Emir teneffüs arasında bana yapmam gerekenleri söylemişti ama nafile. Stresten karnım ağrıyordu. Top ayağıma gelince ne yapacağımı şaşırdım. Derken rakip takım oyuncusu ayağıma dalmıştı bile. Yere düştüm, ayağım çok acıyordu. Beni düşüren Doruk, “Hadi ama Emir, kart almak için kız gibi ağlama şimdi! Doğru düzgün hamle yapmadım bile.” dedi. Doğruydu. Kız gibi ağlıyordum. Bunda yanlış olan şey neydi ki? Kız gibi ağlamak mı? İçimden geçirdim: Ne saçma bir laf! Ağlamak ağlamaktı işte, cinsiyeti mi olurdu?

Koç gelip beni ayağa kaldırdı. Aklımı başıma toplamam gerektiğini, bölgesel turnuvanın yaklaştığını söyledi. Takımın forveti olarak tüm gözler üzerimde olacakmış. Yaptığım minik bir hata elenmemize sebep olabilirmiş. Beni erken göndererek dinlenmemi söyledi. O kadar stres oldum ki formam ter içinde kaldı. Midem bulandı. Hemen kenara geçtim. Emir olmanın sorumluluğu cidden ağırdı.

Eve geldiğimde sofra çoktan kurulmuştu. Annem formamın kirli olduğunu görünce hemen üzerimi değiştirmeye gönderdi beni. O kadar yorgundum ki… Emir’in de en az benim kadar sorunları vardı. Onun hayatı da pembe bulutlar arasında geçmiyordu demek. Zihnimin yorgunluğu vücudumu aşıp geçmişti. Minik bir iç çektim. Defne, yani Emir beni kontrol etmeye odama geldi: “Sen olmak ne zormuş be kızım! Etütte tüm ödevleri yapmak zorunda kaldım, hocanın gözü hep üzerimdeydi. Eve gelince de annem bir sürü iş verip durdu bana. Bi’ oturup televizyon izleyemedim. Şimdi de sofrayı kurdurttu sen geleceksin beraber yemek yiyelim diye, gel de delirme!” Ben gülümsedim. Yani, bir günlüğüne Emir olmak… İşe yaramıştı demek.

Gece, oyuncak yine ışıldadı. Bizi geri çağırıyor gibiydi. Bu kez ikimiz de hazırdık. Ve sabah her şey normale dönmüştü. Ama biz artık aynı değildik. Kahvaltıda Emir kendi tabağını aldı. Ben de teşekkür ettim. Annem gözümüzün içine bakarak “N’oldu size böyle? Bir tuhafsınız.” dedi. “Hiç,” dedim. Sadece… Biraz eşitlik, biraz farkındalık. Belki de hayat, herkesin tabağını kendi aldığı bir sofrayla yeniden başlıyordu.

Bu yazıyı paylaşın
Scroll to Top