İlkiz Tülek Saygılı
Özet
Bu çalışma, Külkedisi masalının Charles Perrault ve Grimm Kardeşler tarafından gerçekleştirilen iki kanonik uyarlamasını karşılaştırmalı olarak inceleyerek, kardeş kıskançlığının masal anlatılarında üstlendiği ideolojik ve pedagojik işlevleri analiz etmeyi amaçlamaktadır. Masallar, çocuk edebiyatının temel anlatı biçimleri arasında yerini almakta ve toplumsal normların erken yaşta içselleştirilmesinde önemli bir rol oynamaktadır. Bu bağlamda kardeş kıskançlığı, sadece bireysel bir duygu olarak değil, kadınlık ideallerini, ahlaki sınırları ve toplumsal düzeni yapılandıran bir anlatı stratejisi olarak ele alınmaktadır.
Çalışma, Bruno Bettelheim’ın psikanalitik yaklaşımı, feminist masal eleştirisi ve uyarlama kuramından yararlanarak, Perrault ve Grimm uyarlamalarında kıskançlığın nasıl farklı biçimlerde temsil edildiğini ortaya koymaktadır. Perrault uyarlamasında kıskançlık, ahlaki yumuşatma ve affedicilik yoluyla kontrol altına alınırken; Grimm uyarlamasında bedensel şiddet ve cezalandırma aracılığıyla bastırılmaktadır. Bu karşılaştırma, masalların evrensel temalara sahip olmasına rağmen, bu temaların tarihsel ve kültürel bağlamlarına bağlı olarak farklı ideolojik mesajlar üretebildiğini gözler önüne serer. Çalışma, kardeş kıskançlığının çocuk edebiyatında toplumsal cinsiyet normlarının aktarımında merkezi bir rol oynadığını ileri sürmektedir.
Anahtar Kelimeler
Külkedisi, kardeş kıskançlığı, çocuk edebiyatı, masal uyarlamaları, şiddet ve cezalandırma
Giriş
Masallar, çocuk edebiyatının en eski ve en yaygın anlatı biçimleri arasında yer alır; sadece eğlendirici metinler olarak değil, aynı zamanda çocuk okurun ahlaki, duygusal ve toplumsal dünyasını biçimlendiren kültürel araçlar olarak da işlev görmektedir. Çocuk edebiyatı bağlamında masallar, iyi ile kötü, ödül ile ceza arasındaki karşıtlıkları sembolik düzlemde kurarak, toplumsal normların erken yaşta içselleştirilmesine katkı sağlar (Zipes 2012: 3-5). Bu yönüyle masallar, çocukluk deneyiminin kurucu anlatıları arasında yer almakta ve bireyin toplumsal dünyayla kurduğu ilişkinin ilk örüntülerini sunmaktadır.
Çocuk edebiyatı geleneğinde ayrıcalıklı bir konuma sahip olan Külkedisi masalı, kuşaklar boyunca aktarılan ve en çok yeniden yazılan anlatılardan biridir. Charles Perrault ve Grimm Kardeşler tarafından kaleme alınan uyarlamalar, masalın çocuk edebiyatı kanonu içerisindeki yerini belirlemiş; Külkedisi, sözlü halk anlatısından pedagojik ve ahlaki bir çocuk metnine dönüşmüştür (Warner 1994: 201-205). Bu dönüşüm sürecinde masal, çocuk okura sabır, itaat ve erdem gibi değerleri aktarırken, aynı zamanda kadınlar arası rekabet, kardeş kıskançlığı ve dışlanma gibi çatışmalı duyguları da merkezine almıştır.
Külkedisi anlatısında üvey kız kardeşler ile başkahraman arasındaki çatışma, yüzeyde bireysel bir kıskançlık ilişkisi gibi sunulsa da, bu duygu anlatı boyunca sınıfsal hiyerarşiler, beden politikaları ve toplumsal cinsiyet normlarıyla iç içe geçmiş biçimde kurgulanır. Bruno Bettelheim’e göre masallarda kardeşler arası rekabet ve kıskançlık, çocuğun bastırılmış arzularını ve suçluluk duygularını dışsallaştıran sembolik araçlardır (Bettelheim 1976: 86–88). Ancak feminist masal eleştirisi, bu rekabetin özellikle kadın karakterler arasında kurulmasının rastlantısal olmadığını, ataerkil değerlerin kadınlar arası çatışma üzerinden yeniden üretildiğini vurgular (Tatar 2004: 37-40).
Bu bağlamda Külkedisi, çocuk edebiyatına özgü yalın anlatımın ardında, kadınlık ideallerini disipline eden güçlü bir ideolojik yapı barındırır. Üvey kız kardeşlerin kıskançlığı, masalda sadece “kötü” davranışların bir göstergesi olarak değil, hangi kadınlık biçimlerinin kabul edilebilir, hangilerinin ise cezalandırılması gereken davranışlar olarak görüldüğünü belirleyen normatif bir anlatı mekanizması olarak işlev görür. Böylece çocuk okura, kadınlar arası rekabetin doğal olduğu kadar, bu rekabetin belirli sınırlar içinde tutulması gerektiği mesajı da iletilir (Zipes 2006: 56-58).
Bu çalışmanın odağında, Külkedisi masalının çocuk edebiyatı geleneği içinde kanonikleşmiş iki temel uyarlaması olan Charles Perrault ve Grimm Kardeşler versiyonlarında kardeş kıskançlığının temsili yer almaktadır. Perrault’nun uyarlamasında kıskançlık, nezaket ve affedicilik gibi ahlaki değerler çerçevesinde yumuşatılırken; Grimm uyarlamasında bu duygu bedensel şiddet ve sert cezalandırma imgeleriyle yoğunlaştırılır (Tatar 2004: 52-55). Bu farklılık, masalın çocuk edebiyatında üstlendiği pedagojik işlevin, tarihsel ve kültürel bağlamlara göre nasıl yeniden biçimlendiğini göstermesi açısından önem taşır.
Bu çalışma, Grimm ve Perrault uyarlamalarını karşılaştırmalı bir yaklaşımla ele alarak, kardeş kıskançlığının her iki metinde hangi ahlaki, ideolojik ve pedagojik işlevleri üstlendiğini incelemeyi amaçlamaktadır. Çalışmanın temel savı, kardeş kıskançlığının bu uyarlamalarda bireysel bir duygu olarak değil, çocuk edebiyatı aracılığıyla aktarılan toplumsal normları ve kadınlık ideallerini düzenleyen bir anlatı stratejisi olarak kurgulandığıdır. Bu doğrultuda makale, masallarda kıskançlığın nasıl disipline edildiğini, hangi anlatısal araçlarla meşrulaştırıldığını ve hangi koşullarda cezalandırıldığını ortaya koyarak, çocuk edebiyatı incelemeleri ve masal uyarlamaları literatürüne katkı sunmayı hedeflemektedir.
Masal, Kıskançlık ve Toplumsal Cinsiyet
Masallar, anlatı yapıları gereği bireysel duyguları kolektif deneyimlerle ilişkilendiren sembolik metinlerdir. Özellikle çocuk edebiyatı bağlamında masallar, karmaşık duyguları basitleştirilmiş karşıtlıklar aracılığıyla görünür kılarak, çocuk okurun ahlaki ve toplumsal dünyayı anlamlandırmasına katkı sağlar. Jack Zipes’e göre masallar, sadece eğlendirici anlatılar değil, aynı zamanda ideolojik aygıtlar olarak işlev görmekte ve egemen değer sistemlerini doğal, kaçınılmaz ve evrenselmiş gibi sunmaktadır (2012: 9-12). Bu nedenle masallarda temsil edilen duygular, bireysel psikolojinin ötesinde, kültürel ve toplumsal düzenin yeniden üretimiyle doğrudan ilişkilidir.
Kardeş kıskançlığı, masal anlatılarında en sık tekrar eden çatışma biçimlerinden biri olarak okurlarının karşısına çıkar. Bruno Bettelheim, masallardaki kardeş rekabetini, çocuğun bastırılmış arzularının ve suçluluk duygularının sembolik düzlemde dışavurumu olarak yorumlar. Bettelheim’e göre “iyi” ve “kötü” kardeş ayrımı, çocuğun kendi iç çatışmalarını güvenli bir anlatı alanında bölerek deneyimlemesine olanak tanır (Bettelheim 1976: 86-90). Bu yaklaşım, masallardaki kıskançlık temasını evrensel bir psikolojik gelişim evresiyle ilişkilendirerek açıklamayı mümkün kılar. Ancak bu okuma, masallarda hangi kardeşlerin “kötü” olarak kodlandığı ve bu kötülüğün nasıl cezalandırıldığı sorusunu büyük ölçüde göz ardı eder.
Bu noktada feminist masal eleştirisi, Bettelheim’ın evrenselci psikolojik yaklaşımına eleştirel bir karşılık sunar. Maria Tatar, masallarda kadın karakterler arasında kurulan rekabetin, ataerkil düzenin kadınlık normlarını disipline etme biçimlerinden biri olduğunu vurgular. Tatar’a göre üvey anne ve kız kardeş figürleri, kadın arzusunun, iktidar talebinin ve bedensel görünürlüğün tehditkâr biçimlerini temsil ederken; “iyi” kadın figürü sessizlik, itaat ve sabırla özdeşleştirilir (Tatar 2004: 28-32). Bu bağlamda kardeş kıskançlığı, masallarda doğal bir duygu olarak sunulmakla birlikte, sadece belirli kadınlık biçimlerine atfedildiğinde cezalandırılır.
Külkedisi masalı özelinde kardeş kıskançlığı, toplumsal cinsiyet ve beden politikalarıyla doğrudan ilişkilidir. Marina Warner, masalların kadın bedeni ve kadınlar arası rekabeti, evlilik ve toplumsal statü ekseninde yapılandırdığını vurgular. Warner’a göre masallarda evlilik, sadece romantik bir ödül değil, aynı zamanda kadınlar arasındaki hiyerarşiyi belirleyen temel toplumsal mekanizmadır (1994: 210-214).
Uyarlama kuramı açısından bakıldığında ise masalların farklı dönemlerde yeniden kaleme alınması, bu anlatıların ideolojik esnekliğini ortaya koyar. Zipes, Perrault ve Grimm uyarlamalarının, kendi dönemlerinin ahlaki ve pedagojik beklentilerine göre şekillendiğini ve masalların bu süreçte “ehlileştirildiğini” ya da “sertleştirildiğini” savunur (Zipes 2006: 52-60). Bu bağlamda Külkedisi’nin Perrault ve Grimm versiyonları, aynı anlatı çekirdeğini paylaşmakla birlikte, kıskançlık, şiddet ve cezalandırma temalarını farklı ideolojik önceliklerle yeniden düzenler.
Bu çalışma, söz konusu kuramsal yaklaşımları bir arada kullanarak, kardeş kıskançlığını ne sadece evrensel bir psikolojik duygu ne de salt bireysel bir ahlaki sapma olarak ele almaktadır. Aksine, kıskançlık, çocuk edebiyatı aracılığıyla aktarılan toplumsal cinsiyet normlarının, ahlaki sınırların ve iktidar ilişkilerinin kurucu bir unsuru olarak değerlendirilmektedir. Bu kuramsal çerçeve, Perrault ve Grimm uyarlamalarının karşılaştırmalı analizinde, kıskançlığın hangi anlatısal stratejilerle meşrulaştırıldığını ve hangi koşullarda cezalandırıldığını ortaya koymak için temel bir zemin sunmaktadır.
Perrault Uyarlamasında Kardeş Kıskançlığı
Charles Perrault’nun Cendrillon ou la petite pantoufle de verre başlıklı uyarlaması, Külkedisi anlatısının çocuk edebiyatı kanonu içerisinde ahlaki ve pedagojik açıdan en “ehlileştirilmiş” versiyonlarından biri olarak kabul edilir. Perrault’nun masalı, şiddetin büyük ölçüde dışlandığı, çatışmanın toplumsal nezaket çerçevesinde sınırlandığı bir anlatı yapısı sunar. Bu bağlamda kardeş kıskançlığı, açık bir tehdit ya da ahlaki sapma olarak değil, terbiye edilmesi gereken bir unsur olarak temsil edilir (Zipes 2006: 63-65).
Perrault uyarlamasında üvey kız kardeşlerin kıskançlığı, fiziksel saldırganlık ya da bedensel ihlal biçiminde değil; kibir, bencillik ve sosyal görgü eksikliği üzerinden görünür kılınır. Kız kardeşler, Külkedisi’ni doğrudan yaralamaz ya da ona şiddet uygulamaz; bunun yerine onu aşağılayan, emek gücünü sömüren ve sosyal hiyerarşinin alt basamaklarında tutan figürler olarak konumlandırılır. Bu temsil biçimi, masalın çocuk okur açısından “uygun” ahlaki sınırlar içinde kalmasını sağlarken, kıskançlığın yıkıcı potansiyelini örtük hale getirir (Warner 1994: 205-207).
Perrault’nun anlatısında kıskançlığın disipline edilme biçimi, masalın sonunda belirginleşir. Üvey kız kardeşler, Külkedisi’nin evliliğiyle birlikte affedilir ve sarayda kendilerine uygun eşlerle evlendirilir. Bu affedicilik, masalın sunduğu ahlaki evrende kıskançlığın mutlak bir kötülük değil, doğru rehberlik ve toplumsal düzenleme yoluyla dönüştürülebilecek bir davranış biçimi olduğunu ima eder. Tatar’a göre bu tür bir son, kadınlar arası çatışmayı ortadan kaldırmak yerine, onu toplumsal uyum adına görünmez kılarak nötralize eder (Tatar 2004: 45-47).
Bu bağlamda Perrault uyarlaması, Bettelheim’ın sözünü ettiği kardeş rekabetini, çocuk okur için tehdit oluşturmayan bir düzleme taşır. Kıskançlık, burada bastırılması ya da cezalandırılması gereken bir dürtüden ziyade, ahlaki eğitimle kontrol altına alınması gereken bir zayıflık olarak sunulur (Bettelheim 1976: 92-94). Masalın pedagojik işlevi, çatışmayı dramatize etmekten çok, toplumsal nezaket ve itaat ideallerini pekiştirmeye yöneliktir.
Ancak bu ahlaki yumuşatma, feminist masal eleştirisi açısından sorunlu bir boyuta taşır. Perrault’nun affedicilik anlatısı, kadınlar arası rekabetin yapısal nedenlerini görünmez kılarak, kıskançlığı bireysel ahlak eksikliğine indirger. Böylece ataerkil düzenin kadınları evlilik ve statü üzerinden rekabete zorlayan yapısı sorgulanmaksızın yeniden üretilir (Warner 1994: 213-215). Külkedisi’nin “iyi” kadın olarak ödüllendirilmesi, sessizlik, sabır ve itaati norm haline getirirken; kız kardeşlerin kıskançlığı, düzeltilmesi gereken bir davranış olarak aktarılır.
Sonuç olarak Perrault uyarlamasında kardeş kıskançlığı, masalın çocuk edebiyatı bağlamındaki pedagojik hedeflerine uygun biçimde, şiddetten arındırılmış ve ahlaki derslerle ehlileştirilmiş bir anlatı unsuru olarak işlev görür. Bu temsil, kıskançlığı toplumsal düzeni tehdit eden bir güç olmaktan çıkarak, uyum ve affedicilik yoluyla denetim altına alınması gereken bir duyguya dönüşür. Bu yaklaşım, Grimm Kardeşler’in uyarlamasında cezalandırma ve bedensel şiddet temsilleriyle keskin bir karşıtlık oluşturur.
Grimm Uyarlamasında Kardeş Kıskançlığı
Grimm Kardeşler’in Aschenputtel başlıklı uyarlaması, Külkedisi anlatısının çocuk edebiyatı kanonu içindeki en sert ve en karanlık versiyonlarından biri olarak yerini alır. Perrault’nun ahlaki yumuşatma ve affedicilik ekseninde şekillenen anlatısının aksine, Grimm uyarlaması kardeş kıskançlığını bedensel şiddet ve geri dönüşü olmayan cezalandırma imgeleriyle görünür kılar. Zipes’e göre kıskançlık, toplumsal uyumu tehdit eden bir ahlaki sapma olarak kurgulanır ve masal boyunca sistematik biçimde cezalandırılır (2006, 67-70).
Grimm versiyonunda üvey kız kardeşlerin kıskançlığı, doğrudan kadın bedeni üzerinde icra edilen şiddet eylemleri aracılığıyla somutlaşır. Ayakkabıyı giyebilmek için topuk ve parmakların kesilmesi, kıskançlığın yalnızca içsel bir duygu değil, bedeni dönüştürmeye ve yok etmeye yönelik bir arzu biçimi olarak temsil edildiğini gösterir. Tatar’a göre bu sahneler, masallarda nadir görülen bir açıklıkla, kadın bedeninin toplumsal kabul görme uğruna nasıl parçalanabilir bir nesneye dönüştürüldüğünü gözler önüne serer (Tatar 2004: 53-55). Böylece kıskançlık, bedensel bütünlüğü tehdit eden yıkıcı bir güç olarak kodlanır.
Bu bedensel şiddet, masalın sonunda uygulanan cezalandırma mekanizmasıyla tamamlanır. Grimm uyarlamasında üvey kız kardeşler, düğün sırasında güvercinler tarafından kör edilir. Bu ceza, Perrault’daki affediciliğin tam karşıtı olarak, geri dönüşü olmayan bir ahlaki hüküm niteliği taşır. Körlük, yalnızca fiziksel bir kayıp değil, aynı zamanda ahlaki körlüğün sembolik karşılığı olarak işlev görür (Bettelheim 1976: 140-142). Grimm anlatısında adalet, merhamet ya da toplumsal uzlaşma yoluyla değil, ilahi ya da doğaüstü bir güç tarafından tesis edilir.
Bettelheim, Grimm masallarındaki bu sert cezalandırma biçimlerini, çocuğun ahlaki sınırları net biçimde ayırt edebilmesi açısından işlevsel bulur. Ona göre aşırı kötülük, ancak aşırı ceza yoluyla dengelenebilir ve bu denge, çocuğun adalet duygusunu pekiştirir (1976: 145-147). Ancak feminist masal eleştirisi, bu yaklaşımın masallarda özellikle kadın karakterlerin bedeni üzerinden işleyen şiddeti normalleştirdiğine dikkat çeker. Kıskançlığın kadın bedeninde cezalandırılması, ataerkil düzenin “uygunsuz” kadınlık biçimlerini disipline etme stratejilerinden biri olarak okunur (Warner 1994: 218-220).
Grimm uyarlamasında Külkedisi’nin konumu da bu sert anlatı evreninde anlamlı bir karşıtlık oluşturur. Külkedisi, aktif bir direniş sergilemekten ziyade, sessizlik, sabır ve doğa ile kurduğu örtük ilişki aracılığıyla ödüllendirilir. Annenin mezarındaki ağaç ve kuşlar, adaletin insan eliyle değil, doğaüstü bir düzen aracılığıyla sağlandığını ima eder. Warner’a göre bu temsil, kadın erdemini sessizlik ve dayanıklılık üzerinden yüceltirken, iktidar talebinde bulunan kadın figürlerini mutlak biçimde dışlar (1994: 221-223). Zipes’e göre, Grimm uyarlaması, kardeş kıskançlığını sadece bireysel bir ahlaki kusur olarak değil, toplumsal düzeni tehdit eden ve bu nedenle sert biçimde bastırılması gereken bir sapma olarak kurgular (2012:152-155). Perrault’da görülen ahlaki yumuşatma ve affedicilik anlayışının aksine, Grimm masalında kıskançlık, bedenin parçalanması ve görme yetisinin kaybı yoluyla cezalandırılır; bu cezalandırma biçimleri özellikle kadın bedeninin disipline edilmesine yönelik sembolik bir işlev taşır (Warner 1994: 210-213). Bu yaklaşım, çocuk edebiyatında şiddetin pedagojik işlevine ilişkin süregelen tartışmaları da doğrudan gündeme getirir (Bettelheim 1976: 66-68; Zipes, 2006: 97).
Sonuç olarak Grimm Kardeşler’in Külkedisi uyarlaması, kardeş kıskançlığını bedensel şiddet ve geri dönüşü olmayan cezalar aracılığıyla dramatize ederek, masalın ahlaki sınırlarını keskin biçimde çizer. Bu sert temsil, Perrault uyarlamasındaki uzlaştırıcı ve düzenleyici ahlak anlayışıyla karşılaştırıldığında, masalların aynı anlatı çekirdeği üzerinden ne denli farklı ideolojik ve pedagojik mesajlar üretebildiğini açıkça ortaya koyar.
Karşılaştırmalı İnceleme
Perrault ve Grimm Kardeşler’in Külkedisi uyarlamaları, aynı anlatı çekirdeğini paylaşmalarına rağmen, kardeş kıskançlığını birbirinden çok farklı ideolojik ve pedagojik çerçeveler içinde yeniden üretir. Bu farklılık, masalın sadece estetik ya da anlatısal tercihlerle değil, uyarlamaların üretildiği tarihsel, kültürel ve toplumsal bağlamlarla şekillendiğini göstermektedir. Kardeş kıskançlığı, her iki metinde de merkezi bir çatışma unsuru olmakla birlikte, bu duygunun nasıl anlamlandırıldığı ve nasıl çözümlendiği, anlatıların ideolojik yönelimlerini net biçimde ortaya koyar.
Perrault uyarlamasında kıskançlık, toplumsal düzenin sınırları içinde tutulması gereken bir unsur olarak temsil edilir. Şiddetin yokluğu, affedicilik ve evlilik yoluyla elde edilen uzlaşma, anlatının düzenleyici bir ahlak anlayışına yaslandığını gösterir. Bu bağlamda kıskançlık, bireyin ahlaki gelişim sürecinde aşılması gereken bir zayıflık olarak çerçevelenir ve toplumsal uyumun yeniden tesis edilmesiyle etkisiz hale getirilir (Zipes 2006: 63-66). Perrault’nun anlatısı, çocuk edebiyatına uygun bir biçimde çatışmayı yumuşatarak, normatif değerlerin içselleştirilmesini hedefler.
Buna karşılık Grimm uyarlamasında kardeş kıskançlığı, toplumsal düzeni tehdit eden bir sapma olarak kodlanır ve bu tehdit, bedensel şiddet ve geri dönüşü olmayan cezalar aracılığıyla ortadan kaldırılır. Ayakların kesilmesi ve körlük gibi imgeler, kıskançlığın sadece ahlaki değil, bedensel ve varoluşsal bir bozulma olduğunu gözler önüne serer. Bu sert anlatı, adaletin affedicilik yoluyla değil, ilahi ya da doğaüstü bir düzen tarafından tesis edildiği bir ahlak anlayışını yansıtır (Tatar 2004: 53-56).
Her iki uyarlamada da dikkat çeken ortak nokta, kıskançlığın özellikle kadın karakterler arasında konumlandırılmasıdır. Feminist masal eleştirisinin vurguladığı üzere, bu tercih tesadüfi değildir; aksine kadınlık normlarının disipline edilmesine hizmet eden yapısal bir anlatı stratejisidir (Warner 1994: 212-215). Perrault’da kıskançlık ahlaki eğitim yoluyla kontrol altına alınırken, Grimm’de kadın bedeni üzerinden cezalandırılır. Her iki durumda da “uygunsuz” kadınlık biçimleri sınırlandırılırken, sessizlik, itaat ve sabırla özdeşleştirilen “iyi” kadın figürü ödüllendirilir.
Bu karşılaştırma, Bettelheim’ın masallardaki kardeş rekabetini evrensel bir psikolojik gelişim aşaması olarak yorumlayan yaklaşımını da yeniden düşünmeyi gerekli kılar. Her ne kadar masallar çocukların içsel çatışmalarını sembolik düzlemde işlemeye olanak tanısa da, kıskançlığın hangi karakterlere atfedildiği ve hangi yollarla cezalandırıldığı, anlatının ideolojik boyutunu görünür kılar. Grimm ve Perrault uyarlamaları, aynı psikolojik temayı farklı ahlaki ve toplumsal mesajlara dönüştürerek, masalların ideolojik esnekliğini ortaya koyar (Bettelheim, 1976: 147-150).
Çocuk edebiyatı bağlamında değerlendirildiğinde, bu iki uyarlama, masalların pedagojik işlevine dair farklı yaklaşımları temsil eder. Perrault’nun düzenleyici ve uzlaştırıcı anlatısı, toplumsal uyum ve nezaket ideallerini öne çıkarırken; Grimm’in sert ve cezalandırıcı anlatısı, ahlaki sınırların keskin biçimde çizilmesini amaçlar. Her iki yaklaşım da çocuk okurun dünyasında “doğru” ve “yanlış” arasındaki ayrımı netleştirmeyi hedefler; ancak bunu farklı ideolojik araçlar ve anlatı stratejileri aracılığıyla gerçekleştirir (Zipes 2012: 15-18).
Sonuç olarak kardeş kıskançlığı, Perrault ve Grimm uyarlamalarında bireysel bir duygu olmaktan çıkarak, kadınlık normlarını, ahlaki sınırları ve toplumsal düzeni tanımlayan ideolojik bir anlatı aracına dönüşür. Bu karşılaştırmalı okuma, Külkedisi masalının çocuk edebiyatı içindeki kalıcı etkisini, yalnızca evrensel temalarından değil, aynı zamanda bu temaların kültürel olarak nasıl biçimlendirildiğinden kaynaklandığını göstermektedir. Böylece masal, her iki uyarlamada da farklı ideolojik yönelimlere hizmet eden, esnek ve çok katmanlı bir anlatı alanı olarak karşımıza çıkar.
Sonuç
Bu çalışma, Külkedisi masalının Charles Perrault ve Grimm Kardeşler tarafından gerçekleştirilen iki kanonik uyarlamasını karşılaştırmalı olarak inceleyerek, kardeş kıskançlığının masallarda sadece bireysel bir duygu değil, kültürel ve ideolojik bir düzenleme aracı olarak işlev gördüğünü ortaya koymuştur. Her iki uyarlama da kıskançlığı anlatının merkezine yerleştirirken, bu duygunun temsil biçimi ve sonuçları, masalların üretildiği tarihsel ve toplumsal bağlamlara bağlı olarak farklılaşmaktadır.
Perrault uyarlamasında kardeş kıskançlığı, şiddetten arındırılmış ve ahlaki eğitim yoluyla kontrol altına alınması gereken bir unsur olarak sunulmaktadır. Affedicilik, toplumsal uyum ve evlilik yoluyla sağlanan uzlaşma, masalın düzenleyici bir ahlak anlayışına yaslandığını göstermektedir. Bu yaklaşım, çocuk edebiyatının pedagojik hedefleri doğrultusunda çatışmayı yumuşatarak, normatif değerlerin içselleştirilmesini amaçlar. Grimm uyarlamasında ise kıskançlık, bedensel şiddet ve geri dönüşü olmayan cezalarla ilişkilendirilerek, toplumsal düzeni tehdit eden bir sapma olarak ele alınır. Bu sert temsil, ahlaki sınırların keskin biçimde çizildiği ve adaletin ilahi ya da doğaüstü bir güç aracılığıyla tesis edildiği bir anlatı evreni yaratır.
Her iki uyarlamada da dikkat çeken temel ortak nokta, kıskançlığın özellikle kadın karakterler arasında konumlandırılmasıdır. Bu durum, masallarda kadınlar arası rekabetin doğal ve kaçınılmaz bir olgu gibi sunulurken, aynı zamanda belirli kadınlık biçimlerinin meşrulaştırılması ve diğerlerinin disipline edilmesi yoluyla ataerkil değerlerin yeniden üretildiğini göstermektedir. Sessizlik, sabır ve itaatle özdeşleştirilen Külkedisi figürü ödüllendirilirken; iktidar, görünürlük ve arzu talebinde bulunan kız kardeşler, her iki uyarlamada da farklı yollarla sınırlandırılmaktadır.
Bu bağlamda kardeş kıskançlığı, Külkedisi masalında çocuk edebiyatı aracılığıyla aktarılan ahlaki ve toplumsal normların kurulmasında merkezi bir rol üstlenir. Kıskançlık, bir yandan çocuk okurun “iyi” ve “kötü” arasındaki ayrımı kavramasını sağlayan pedagojik bir araç olarak işlev görürken, diğer yandan toplumsal cinsiyet rollerini ve kadınlık ideallerini düzenleyen ideolojik bir mekanizma olarak çalışır. Perrault ve Grimm uyarlamaları arasındaki farklar, masalların evrensel temalara sahip olmasına rağmen, bu temaların tarihsel ve kültürel bağlama göre nasıl yeniden anlamlandırıldığını açık biçimde ortaya koyar.
Sonuç olarak bu çalışma, Külkedisi masalının kalıcı etkisinin sadece evrensel anlatı motiflerinden değil, aynı zamanda kardeş kıskançlığı gibi duyguların kültürel, ahlaki ve pedagojik işlevler doğrultusunda esnek biçimde yeniden kurgulanmasından kaynaklandığını göstermektedir.
Kaynakça
Bettelheim, Bruno (1976). The Uses of Enchantment: The Meaning and Importance of Fairy Tales, Knopf.
Grimm, Jacob, and Wilhelm Grimm (2014). The Complete Fairy Tales of the Brothers Grimm. Edited by Jack Zipes, Bantam Classics.
Perrault, Charles (2016). The Complete Fairy Tales. Translated by Christopher Betts, Oxford UP.
Tatar, Maria (2004). The Annotated Brothers Grimm. W. W. Norton & Company.
Warner, Marina (1994). From the Beast to the Blonde: On Fairy Tales and Their Tellers. Vintage.
Zipes, Jack (2006). Why Fairy Tales Stick: The Evolution and Relevance of a Genre. Routledge.
Zipes, Jack (2012). The Irresistible Fairy Tale: The Cultural and Social History of a Genre. Princeton UP.




