Nezahat Cabacı
Çocuk edebiyatı, çocuğun dış dünyayı keşfetme ve kendini tanıma sürecinde önemli rolü bulunan kültürel ve eğitsel bir araçtır. Bu araç, çocuğun yaşayabileceği duygusal deneyimleri tasarlanan metinler üzerinden ele almasına olanak tanır. Yalnızlık, kaygı, korku, şiddet ve kıskançlık gibi başedilmesi zor duygular, çocuk edebiyatı yapıtlarında kahramanlar ve olay örgüleriyle çocuğa sunulur. Böylece çocuk, bu duyguları tanıyarak anlamlandırma olanağı bulur.
Bu bağlamda kardeş kıskançlığı izleği, çocukların gelişim dönemlerinde karşılaşılabilen, bazen yoğun yaşanabilen bir duygu durumu biçiminde çocuk edebiyatı yapıtlarında önemli bir izlek olarak öne çıkmaktadır. Kardeşler arası iletişimde oluşan rekabet, aidiyet duygusu, sevgi ve ilgi paylaşımına ilişkin gerilimler, edebi metinler aracılığıyla görünür kılınır. Bu yönüyle çocuk, kendi yaşantısında karşılaştığı ya da olası hissettiği kıskançlık duygusunu yapıtlarla özdeşim kurarak anlayabilir. Bu duygunun doğal, anlaşılabilir ve yönetilebilir bir deneyim olduğunu sezinler. Bunun yanı sıra zor başedilebilen bu duygular yetişkinler tarafından “olumsuz” olarak da düşünülmektedir. Psikoloji alanında yapılan çalışmalarda ise kardeş kıskançlığının genel anlamda olumsuz bir durum olarak değerlendirilmesinin aksine, çocuğun gelişim döneminin olağan bir olgusu olduğunu ortaya koymaktadır. Yavuzer (2016), kardeş kıskançlığı, çocuğun çevresini ve ilişkilerini anlamlandırma sürecinde oluşabilen doğal bir duygu durumu olduğunu, uygun desteklerle sağlıklı bir biçimde yönetilebileceğini belirtmektedir.
İnsan devinimleri temelde üstünlük kurma ve güçlü olma düşüncesiyle ele alındığında bireyler, bir mücadele içine girmektedir. Aile içindeki konum ve bireyin doğum sırası, bu mücadelenin biçimlenmesinde belirleyicidir. Aynı zamanda doğum sırası, bireyin kişilik özelliklerinin, başedebilme yöntemlerinin ve bireylerle iletişimlerinin farklı yönlerde gelişmesine zemin hazırlamaktadır. Her çocuk aile içerisinde bireysel bir yer edinmeye çalışır ve bu süreçte “vazgeçilmez olmayı isteme” ile “güçlü olma” yönünde hedefleri bulunur (Adler, 1998). Başka bir deyişle kardeşler arasındaki yaş aralığının, kardeş kıskançlığının çıkış türü ve yoğunluğu üzerinde belirleyici bir etkisi vardır (Yörükoğlu, 2010). Bu bağlamda bireyler yaşam amaçlarını, güdülerini ve iletişimlerini anlamlandırmada doğum sırası merkezi bir yerde bulunmaktadır. Bu durum kardeşler arasındaki farklılaşmayı ve duygu yoğunluklarını açıklamaktadır.
Adler’in doğum sırası teorisi, ilk çocuk ve ikinci çocuk arasında farklı kişilik özellikleri ve sorumluluk rolleri geliştirme durumları olduğunu vurgulamaktadır. Adler (1998), ikinci çocuğun doğmasını izleyen süreçte, ilk çocuğa ilginin ve onun devinim alanının giderek daraldığını belirtir. Aile içindeki kaynakların paylaşılmaya başlanmasıyla, büyük çocuğun konumunu ve kardeşiyle kurduğu ilişkiyi doğrudan etkilediğini ifade eder. Kardeş kıskançlığı izleği bulunan “Şşşş Kardeşim Uyuyor” yapıtı örnek olarak bu bağlamda değerlendirildiğinde ilk çocuk olan kahramanın, devinim alanının kısmi olarak daraldığı olay örgüsü içerisinden; kahramana annesinin, kardeşinin uyanmaması için sessiz kalması gerektiğini söylemesi ve kahramanın ise kardeşinin uyurken gürültü çıkarmamanın hiç de kolay bir şey olmadığını aktardığı bölümde görülmektedir (Ohi, 2018).
“Yıldız Tozu” adlı yapıtta ise konuya ilişkin aşağıdaki söylemler dikkat çekmektedir:
“- Kenan peşim sıra koşuyor.
– Abi beni de bindir, bana da öğret, n’olur, diye yalvarıyor.
– Hiç bindirir miyim?
– Olmaz, sen daha küçüksün, bacakların yetişmez, git topunla oyna, diyorum.
– Ağlıyor, tepiniyor.
– N’ apıyım topu, ben bisiklete binmek istiyorum, diye mızıldanıyor.
– Hayır, olmaz!” (Kutlu, 2020, s. 14-16).
Bu söylemlerle ve gelişen olay örgüsü ile Adler’in doğum sırası teorisinde yer alan yaşa göre sorumluluk rollerinin değişmesi noktasına vurgu bulunmaktadır. Büyük kardeş, kendini aile üyelerine kanıtlama duygusunun yanı sıra bir anne ya da baba rolü üstlenerek koruyucu bir özellik de sergilemektedir. Olay örgüsünün devamında kardeşi Kenan’ın habersiz bindiği bisikletten düşmesi sonucu yaşananlar da bu durumu desteklemektedir.
Çocuk edebiyatı yapıtlarında kardeş kıskançlığı, olay örgüsünü devindiren ve merkeze alınan bir çatışma unsuru olarak sıklıkla işlenmektedir. Nitelikli yapıtlarda bu çatışma, çocuğun duygu dünyasını yargılayan, utandırıcı ya da suçlayıcı bir söylemle aktarılmamaktadır. Bunun yerine olay örgüsü, çocuğun yaşadığı duyguları anlamaya, bu duyguların nedenlerini ortaya koymaya ve çocuğun bakış açısına odaklanır. Bu yaklaşımda kardeş kıskançlığı, bastırılması, olumsuz olarak ele alınması ya da görmezden gelinmesi gereken bir duygu olarak değil; çocuğun gelişim sürecinin doğal bir parçası olarak ele alınır. Sever (2013), çocuk edebiyatının temel amaçlarından birinin, çocuğun duygusal deneyimlerini estetik bir çerçeve içinde ele alarak bu yaşantıları anlamlandırmasına katkı sağlamak olduğunu belirtmektedir. Bu bakış açısıyla kardeş kıskançlığının, birçok çocuk edebiyatı yapıtında değişmez ve olumsuz bir durum olarak değil; süreçte değişebilen, dönüştürülebilen ve insan doğasının bir parçası olarak sunulmakta olduğunu vurgulamaktadır. Böylelikle anlatılarda, kahramanın başlangıçta yoğun biçimde yaşadığı kıskançlık duygusu, olay örgüsünün ilerlemesiyle birlikte yerini duygusal farkındalığa, duyguları paylaşmaya bırakmaktadır.
Bu bağlamda sözgelimi “Bu Bebeği Hemen Götürün” adlı yapıt, kıskançlık duygusunun zamanla yerini kardeşine sevgi duyma ve duyguları paylaşmaya bırakmasını konu alması bakımından değerlendirilebilir. Aile üyelerinin yeni doğan kardeşine ilgi göstermesinden dolayı kahramanın artık anne babası tarafından sevilmediğini düşünerek, mutsuz olan ve kıskançlık duygusu geliştirmesiyle kurgu başlamaktadır. Olay örgüsü içinde zamanla kardeşi ile kurduğu olumlu bağ, kardeşinin de olduğu bir yaşamı kabullenme sürecine dönüşmektedir (Semerci, 2012).
Bu incelemeler ışığında, çocuk edebiyatı yapıtları, çocuğa duygularının değişmez olmadığını, gelişim sürecinde farklılaşıp olgunlaşabileceği iletisini estetik bir anlatım yoluyla aktarmaktadır.

Resim 1. Kardeş kıskançlığına genel bakış
Çocuk edebiyatında kardeş kıskançlığı konusu genel olarak değerlendirildiğinde; yargılamadan, bu duygunun doğal bir duygu olduğunu benimseyen bir bakış açısıyla ele alınmalıdır. Kardeş kıskançlığı izleğinin örnekler ışığında ve çocuk edebiyatı metinlerinde duygusal içerikli bir anlatım ile, kahramanın içsel çözümlemeleriyle ya da mizahi bir dil kullanılarak farklı estetik biçimlerle işlenebileceği görülmektedir.
Kaynakça
Adler, A. (1998). Understanding human nature. Greenberg.
Kutlu, M (2020). Yıldız tozu. Erdem Çocuk Yayınları.
Ohi, R. (2018). Şşşt! Kardeşim uyuyor. 1001 Çiçek Kitaplar.
Semerci, B. (2012). Bu bebeği hemen götürün. Yeşil Dinozor Yayınları.
Sever, S. (2019). Çocuk ve edebiyat. Tudem Yayınları.
Yavuzer, H. (2016). Çocuk psikolojisi. Remzi Kitabevi.
Yörükoğlu, A. (2010). Çocuk ruh sağlığı. Özgür Yayınları.





