Bir Ailenin Büyüsü: Weasley Kardeşleri Arasında Kimlik, Kıskançlık ve Aidiyet

 

Gizem Bulut

Harry Potter serisi, ilk bakışta macera ve dostluk temaları etrafında şekillenen bir çocuk ve gençlik edebiyatı dizisi olarak okunabilir. Ancak serinin derin yapısına bakıldığında kimlik oluşumu, aidiyet ihtiyacı, aile içi ilişkiler ve sınıfsal farklılıklar gibi evrensel temaların güçlü bir şekilde yer aldığı görülür. Rowling’in anlatısında büyü, çoğu zaman bu insani çatışmaların sembolik bir taşıyıcısıdır.

Serinin baş kahramanı Harry Potter’ın ailesizliği ile Weasley ailesinin sıcak, kalabalık ve kapsayıcı yapısı bilinçli bir karşıtlık oluşturur. Harry için Weasleyler, parçası olmak istediği aileyi temsil eder. Dışarıdan bakıldığında sevgi dolu, dayanışmacı ve ideal bir aile yapısı sergileyen Weasleyler, yakından incelendiğinde her bireyin kendi gölgesinden kurtulmaya çalıştığı bir mikrokozmos olarak okunabilir. Rowling, Weasley ailesinde kötücül olmayan ama süreklilik gösteren bir kıskançlık atmosferi kurar. Bu kıskançlık, sevginin yokluğundan değil, sevginin paylaşılmak zorunda olmasından doğar. Weasley ailesi, kusursuz bir idealden ziyade sevgiyle birlikte rekabeti, kıskançlığı ve görünür olma arzusunu barındıran gerçekçi bir aile modeli sunar.

Bu makale, Weasley kardeşlerinin serideki gelişim süreçlerini Adler’in doğum sırası kuramı perspektifinde inceleyerek Rowling’in aileyi idealize etmek yerine insani çatışmalarla ve kardeş kıskançlığıyla birlikte ele aldığını göstermeyi amaçlamaktadır. Bu bağlamda kardeşler arası kıyaslanma, bireyselleşme ve sınıfsal konumlanma metnin ana inceleme eksenlerini oluşturmaktadır.

Bireysel Psikolojinin kurucusu Alfred Adler, çalışmalarında insanı anlamanın, sadece bilinçdışı dürtülerine bakarak değil, bireyin ait olduğu toplum içindeki yerine, amaçlarına ve yaşam tarzına odaklanarak mümkün olduğunu savunmuştur. Adler’e göre bireyin aile içerisindeki doğum sırası kişiliğin oluşmasında önem taşır. “Bir ailenin büyük, küçük ya da ortanca çocuğu olmak güç ve iktidar mücadelesinde farklı özelliklerin gelişmesine neden olur” (Adler, 2000, s. 131). Aile, bireylerin parçası olduğu ilk topluluktur. Bu da bireyin, toplumdaki yerini ailesinden gördüğü ilgi ve tutuma göre belirlediği düşüncesini ortaya çıkarır.

Adler’e göre bireyler, doğuştan itibaren kendilerini yetersiz hisseder ve bu yetersizlik duygusuyla baş edebilmek için ait hissettikleri ve kabul gördükleri bir yer bulma arayışına girerler. “Yetersizlik, gördüğümüz gibi insan çabasının ve başarısının temelini oluşturmaktadır. Öte yandan, aşağılık duygusu ruhsal uyum bozukluğuyla ilgili tüm sorunların temelidir” (Adler, s. 178). “Bireyler, doğum sırasına göre konumlarının farklılık göstermesi nedeniyleyetersizlik duyguları ya da Adler’in ifadesiyle aşağılık kompleksi içindelerse uyumsuz kişilik özellikleri edinme olasılıkları daha fazladır” (Çınarbaş ve Nilüfer, 2019, s. 126). Böylece doğum sırasının kişilik özelliklerinin gelişimi konusunda önemli bir rolü olur.

Weasley Ailesi: Sevgi, Kaos ve Dayanışma

Arthur ve Molly Weasley, Rowling’in anlatısında etik değerleri yüksek, koruyucu ve fedakâr ebeveyn figürleri olarak konumlanır. Ancak ailenin kalabalık yapısı ve sınırlı ekonomik koşulları, çocukların bireysel ihtiyaçlarının zaman zaman görünmez kalmasına neden olur. Weasley kardeşler doğum sırasına göre şöyledir: Bill, Charlie, Percy, Fred-George ikizleri, Ron ve Ginny.

Molly Weasley’nin ailenin en büyük çocukları Bill ve Charlie’yi diğer kardeşlere örnek göstermeleri, Fred ve George’a eleştirileri, özellikle Ginny üzerindeki aşırı koruyucu tutumu kardeşler arası rekabeti besler. Percy, ortanca kardeş olarak abilerinin başarıları altında ezilmiş, ikiz kardeşlerinin okuldaki hatalı davranışlarından ötürü de utanmıştır. Kardeşler arasında en kıskanç ve rekabetçi kişi de Percy olmuştur.

“Adler’e göre, ilk doğan çocuklar daha sorumlu, ciddi ve mükemmeliyetçi, ortanca çocuklar daha uzlaşmacı ve arabulucu olmakta, son çocukların ise daha fazla yetersizlik ve çaresizlik duygularına sahip olmaktadırlar” (Çınarbaş ve Nilüfer, s. 127). Weasley kardeşlerine bakıldığında Bill ve Charlie’nin sorumlu ve mükemmeliyetçi oldukları görülür. Ortanca kardeşlerden Percy ile Fred-George’un uzlaşmacı olduğu pek söylenemese de ikizlerin arabulucu ve uyumlu olduğu düşünülebilir. Ailenin son erkek çocuğu olan Ron, yetersizlik ve çaresizlik duygularına sahiptir. En küçük kardeş Ginny ise hem küçük olması hem de 6 erkek çocuğun ardından gelen kız çocuğu olması sebebiyle ailede en fazla korunan kişidir. Yetersizlik hissi Ron’da kırılgan bir duygu haline dönüşürken Ginny’de dışadönük, özgüvenli ve kendini ispat etme çabasına dönüşür.

Çınarbaş ve Nilüfer’in (2019) aktardığına göre Ernst ve Angst, çalışmalarında sosyoekonomik durumu iyi olmayan ailelerin daha çok çocuğa sahip olmaya yatkın olduklarını belirtmişlerdir. “Dolayısıyla, sosyoekonomik durumun iyi olmaması aile fertlerinin sayısına bağlı olabilir; bunun sonucunda da daha fazla kardeşin olması istenmeyen durumlara yol açabilir” (Çınarbaş ve Nilüfer, s. 133). Weasleyler de büyülü dünya içerisinde safkan ama yoksul bir ailedir. Ailenin maddi olanaklarının azlığı ve kardeş sayının çokluğu, okul malzemelerinin büyük kardeşlerden küçük kardeşlere geçmesine neden olmuştur. Weasley ailesinin yoksullukla ilişkisi, yalnızca maddi bir durum değil, aynı zamanda güçlü bir sınıfsal bilinç kaynağıdır. Çocuklar, safkan olmalarına rağmen maddi olanaklarının azlığı nedeniyle büyücülük dünyasında “alt sınıfa” ait olduklarının farkındadır ve bu farkındalık, kendilerini kanıtlama arzusunu derinleştirir. Rowling, bu yönüyle sınıfsal eşitsizliği büyülü bir evrende dahi görünür kılar.

Kardeşler Arasında Kimlik Mücadelesi

Bill Weasley: Mükemmel İlk Çocuk

Bill, Weasley ailesinin ilk çocuğudur. Hogwarts’ta başarılı bir öğrenci olmuştur. Sınıf başkanlığı ve öğrenci başkanlığı yapmıştır. Okuldan ayrıldıktan sonra Büyücüler Bankası Gringotts için çalışmaya Mısır’a gitmiştir. Ailenin bütün fertleri Bill’e saygı duyar. Harry, Bill ile ilk kez serinin dördüncü kitabı Ateş Kadehi’nde tanışır.

“Percy’nin biraz büyük olanı gibi hayal etmişti: Kuralları çiğneme konusunda mızmız ve herkese patronluk taslamayı seven biri. Ama Bill’in görünümü için söylenebilecek tek şey vardı: sıkı bir tipti. Uzun boyluydu, uzun saçlarını bağlayıp atkuyruğu yapmıştı. Küpesi vardı, ucundan dişe benzer bir şey sallanıyordu. Bill’in giysileri bir rock konserinde tuhaf kaçmayacak giysilerdi, ama Harry ayakkabılarının normal deriden değil, ejderha derisinden yapılma olduğunu gördü.” (Ateş Kadehi, s. 54).

Görüleceği üzere ailenin ilk çocuğu olduğu için Bill, mükemmel birisi izlenimi bırakmaktadır. Molly Weasley oğlunun saçına, küpelerine ve tarzına hep karışır. Bu tarzıyla bir bankada çalışabileceğine inanmaz. “ –.. bir de üstünde kocaman, korkunç bir diş var. Hakikaten, Bill, bankada ne diyorlar? –Anne, bir sürü hazine getirdiğim sürece, nasıl giyindiğim bankada kimsenin umurunda bile değil, dedi Bill sabırla.” (Ateş Kadehi. s. 63). Ailenin beklentilerine rağmen Bill, kendi olmaktan vazgeçmez. Aileye ve ait olduğu topluma karşı bağlılığını kaybetmez. Bill; Charlie’nin farklı yolunu tehdit olarak görmez, Percy’nin hırsını küçümsemez, ikizlerin isyanını bastırmaya çalışmaz ve Ron’un güvensizliğini yatıştırır. Bu, Bill’in kapsayıcı liderlik sergilediğini gösterir.

Karanlık güçler tarafından baskının arttığı süreçte Zümrüdüanka Yoldaşlığının bir üyesi olur, maceracı ruhunu bir kenara bırakarak Mısır’dan İngiltere’ye döner. Gringotts’ta masa başı bir işte çalışırken Yoldaşlık için de çalışır. Büyük Hogwarts Savaşı’nda önemli bir rol alır.

Charlie Weasley: Dengeli İkinci Çocuk

Charlie, ailenin ikinci oğludur. Charlie de Bill gibi oldukça başarılı bir okul hayatı geçirmiştir. Sınıf başkanı olur. Arayıcı pozisyonunda oynadığı Quidditch’te Gryffindor takım kaptanı olur. Harry quidditch takımına seçildiğinde Wood, “Charlie Weasley’yi bile sollarsan şaşmam. Ne kadar iyi bir oyuncuydu, ulusal takıma bile seçilebilirdi- ejderha peşine düşmeseydi,” der (Felsefe Taşı, s. 153). Charlie, güçlü yanlarının farkında olan biridir. Ayrıca ilgi alanlarının peşinden gider. Akademik ya da bürokratik başarıyı seçmez. Tehlikeli, fiziksel ve doğayla iç içe bir alan seçer: Ejderhalar. Bu seçim Bill’den daha iyi olayım, değil ben başka bir şey olayım, kararının ürünüdür. Charlie’nin ejderhalarla çalışması güce hükmetme arzusu değil, güçle dengeli temas kurma becerisidir. En belirgin özelliği ise aileyle bağını koparmadan coğrafi ve psikolojik mesafe kurabilmesidir. Karanlık Lord Voldemort ve müritleriyle mücadele zamanı geldiğinde de Zümrüdüanka Yoldaşlığı için yabancı büyücüler bulmaya çalışır.

Percy Weasley: Statü, Utanç ve Kopuş

Percy Weasley, aile içinde başarı ve statü arayışını en yoğun yaşayan kardeştir. Sınıf başkanı ve okul başkanlığı yapmış, kurallara sıkı sıkıya bağlı, derslerinde başarılı biridir. Büyük kardeşlerinin mükemmeliyetçiliği altında ezilir, küçük kardeşlerinin özellikle de ikizlerin okuldaki uygunsuz davranışlarından rahatsızlık duyar.

Molly Weasley, ailede birlik ve beraberliğin önemseyen bir annedir. Her Noel’de çocuklarının baş harfini işlediği bir kazak hediye eder çocuklarına. Hatta bu geleneğine Harry’yi de ekler. Felsefe Taşı’nda Percy’nin kazağını giymek istemediği yer alır.

Fred kazağı çekip aldı. “P var! Herhalde Parlak Öğrenci anlamındadır! Hadi, Percy, giy şunu. Bak, biz hepimiz giydik. Harry’de bile var.” İkizler kazağı kafasından geçirmeye çalışırken, “Ben istemiyorum-” diye homurdandı Percy; bu arada gözlüğü de düşmüştü. George, “Bugün sınıf başkanlarıyla birlikte olmayacaksın,” dedi. “Noel’de aile bir araya gelir.” (Felsefe Taşı, s. 181).

Sırlar Odası’nda Weasleylerin en küçüğü Ginny’nin okuldaki ilk yılıdır. Percy, Ginny’ye karşı korumacı bir tutum gösterir. Burada ailenin en küçük üyesine şefkatli olmanın yanında, mükemmel abi durumuna uygun hareket etme de vardır.

Percy “Güç Sahibi Olan Sınıf Başkanları” adlı bir kitabı okur. Ron, Harry ile Hermione’ye alçak sesle, “Tabii, çok hırslı,” dedi. “Percy her şeyi önceden planlamış durumda… Sihir Bakanı olmak istiyor…” der (Sırlar Odası, s. 60). Bakanlıkta çalışma ve yükselme arzusu, yalnızca kişisel bir hedef değil, ailesinin sınıfsal konumundan duyduğu bilinçaltı utancın da bir yansımasıdır. Ateş Kadehi’nde bakanlıkta çalışmaya başlayan Percy, asistanlığını yaptığı Mr. Crouch’ın Lord Voldemort için çalışan Ölüm Yiyen oğlunun kontrolünde olduğunu anlayamaz. Mr. Crouch’ın yokluğunda işleri Percy yürütür. Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda Voldemort’un dönüşünü reddeden Sihir Bakanlığının tarafında olur. Böylece ailesine karşı gelir. Percy’nin ailesinden kopuşu, Rowling’in kurumsal otoriteyi eleştiren anlatısıyla paralellik taşır. Fakat en sonunda Büyük Hogwarts Savaşı başladığında gerçeğin idrakine varır. Percy’nin hikâyesi, bireyselleşmenin aileden uzaklaşma pahasına gerçekleşebileceğini ancak gerçek aidiyetin ahlaki seçimlerle kurulduğunu gösterir.

Fred ve George Weasley: Mizah Yoluyla Var Olmak

Fred ve George Weasley kimliklerini mizah, oyun ve isyan üzerinden kuran karakterlerdir. Aile içi konumlarında önlerinde olan Bill, Charlie, Percy: Başarı ve otorite figürleridir. Son kardeşleri Ron ve Ginny ise kırılgan ve görünmez çocuklardır. Bu konum, ikizleri ciddiyet alanından dışlar. Onları alternatif bir üstünlük alanı yaratmaya iter. İkizlerin mizah, yaratıcılık, özgürlüğe düşkünlükleri karşıt telafidir. İkizler, biz sizin gibi olmayacağız, diyerek ailede başka bir değer alanı yaratırlar. Disiplin ve başarıyı küçümsemezler ama itaat de etmezler.

Ortanca kardeşlerden olan Weasley ikizleri, Adler’in kuramındaki ortancanın uzlaşmacı ve arabulucu teorisini destekler. İsyankâr tarafları daha çok annesine ve baskıya karşıdır. İnsanlarla ilişkilerinde uyumludurlar. Annelerinin mükemmel abilerini örnek göstermesinden rahatsızlıklarını kolayca dile getirirler.

Sırlar Odası’nda Harry’yi Dursleylerden kurtarmak için uçan arabayı kullandıklarında anneleri çok öfkelenir. Bill, Charlie ya da Percy’den böyle bir davranış görmediklerini söylediğinde Fred büyük abilerinden bahsetmez ama “Kusursuz Percy,” der. Molly Weasley de “PERCY’NİN KİTABINDAN BİR YAPRAK BİLE ALSAN SANA FAYDASI OLUR!” diye karşılık verir (Sırlar Odası, s. 38). İkizler de Bill ve Charlie’ye hayrandır. Onlar kendi olan, ailelerinden utanmayan, gerçek kusursuz abilerdir. Percy ise kusursuz olma çabasında, hırslı ve ailesinden utanan biridir. Weasley kardeşlerin kıskançlığı ya da rekabet duygusu Percy ile daha çoktur bu açıdan. Fred ve George, sınıf başkanı olmayı sıkıcı bulurlar ve okulu bitirmenin çok önemli olmadığını düşünürler. Dedikleri gibi de olur. Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda bakanlığın Hogwarts’a müdahalesi, baskı ve cezanın artmasının sonucunda okulu bırakırlar. Weasley Büyücü Şakası adını verdikleri uzun zamandır geliştirdikleri markayı büyüterek bir dükkân açarlar. Anne babalarının isteklerine uymasa da abileri gibi bir başarı gösteremeseler de kendileri olmayı başarır ve sevdikleri işi yaparak mutlu olurlar. Büyük Hogwarts Savaşında Fred’in ölümüyle George yalnız kalır. Ama ikizinin anısını yaşatmaya devam eder.

Ron Weasley: Gölgeden Çıkma Arzusu

Ron Weasley’nin anlatısı, kardeşler arası kıskançlığın en açık biçimde temsil edildiği örneklerden biridir. Ron, Weasley ailesinin altıncı çocuğudur. Adler’e göre orta çocuklar, kendilerinden önce gelen başarılı figürler nedeniyle karşılaştırma baskısı yaşar. Kendilerini özel hissetmekte zorlanabilirler. Aidiyetlerini korumak için ya uyumlu ya da rekabetçi stratejiler geliştirirler. Ron’un temel duygusal zemini tam da budur: Bill ve Charlie başarılarıyla efsaneleşmiş, Percy statü ve kurallarla öne çıkmış, Fred ve George ise mizah ve yaratıcılıklarıyla alan kaplamıştır. Ginny, özlemle beklenen en küçük kız kardeştir. Ron’un bu tabloda ayırt edici bir alanı yoktur. Bu yüzden yetersizlik duygusu Ron’da yoğun bir şekilde öne çıkar. Harry ile ilk karşılaşmalarında ailesinden bahsederken şöyle der:

“Nedense kederlenivermişti. “Ben ailemde Hogwarts’a giden altıncı kişiyim. Çok şey gördüm sayılır. Bill’le Charlie mezun oldular – Bill öğrenciler başkanıydı, Charlie de Quidditch kaptanı. Şimdi Percy sınıf başkanı. Fred’le George yaramazlar, ama dersleri iyidir, herkesi eğlendirirler. Benim de onlar gibi olmamı istiyorlar, ama onlar gibi olmamın bir anlamı yok ki, her şeyi ilk yapan onlar çünkü. Beş kardeşin varsa, zaten hiçbir şeyin yeni olamaz. Bana Bill’in eski cüppelerini, Charlie’nin eski asasını, Percy’nin eski faresini verdiler.” (Felsefe Taşı, s. 92-93).

Fred ve George ikizleri, ailedeki diğer kardeşler gibi olmayı umursamak yerine kendilerini olduğu gibi kabul etme uğraşındadırlar. Mizah, ikizler için bir savunma mekanizmasıdır esasında. Ron ise bu yetersizlik duygusunu kabullenmiş bir şekilde okula başlar. Kelid Aynası bölümünde Ron’un en büyük arzusu, Quidditch Kupası’nı kazanmak ve kardeşlerinden üstün olmaktır.

“…-tek başımayım- ama değişmişim -daha büyümüşüm sanki- öğrenciler başkanıyım!” “Ne?” “Evet -Bill’in taktığı rozetten var göğsümde- elimde de Okul Kupası’yla Quidditch Kupası- Quidditch kaptanı da olmuşum!” Ron, gözlerini bu inanılmaz görüntüden ayırıp heyecanla Harry’ye baktı. “Bu ayna geleceği de mi gösteriyor dersin?” (Felsefe Taşı, s. 187).

Bu sahne, Ron’un görünür olma ve takdir edilme ihtiyacının sembolik bir ifadesidir. Zaman ilerledikçe başta Harry’nin en yakın arkadaşı olmak, aile içerisinde Ron’un ayrıcalıklı hissetmesini ve görünür olmasını sağlar. Fakat Harry’nin yanında sürekli ikincil karakter olma hissi, Ron’un kırılganlığını artırır. Bu durum özellikle Ateş Kadehi’nde artar. Harry’nin Ron’dan habersiz Üçbüyücü Turnuvasına katıldığını düşünen Ron, Harry’ye öfkelenir ve mesafeli olur. Harry, Ron’un sonradan edindiği kardeşidir. Ancak bu kardeş; ünlüdür, seçilmiştir, doğuştan özel kabul edilir. Bu, Ateş Kadehi’nde 14 yaşında olan ve ergenlik döneminin zorlayıcı duyguları içerisindeki Ron’un zaten kırılgan olan benlik algısını daha da zorlar. Ancak serinin ilerleyen bölümlerinde Ron, kıskançlığını aşarak sadakat ve aidiyet duygularını olgunlaştırır. Bu dönüşüm, bireyselleşmenin yalnızca başarıyla değil duygusal olgunlukla da mümkün olduğunu gösterir.

Benzer bir kırılma noktası Ölüm Yadigârları’nda görülür. Ölüm Yadigârları’nda Voldemort’u alt etmenin bir yolu olarak hortkuluk arayışındaki Harry’yi, Ron ve Hermione yalnız bırakmaz. Voldemort, ruhunu parçalara ayırmış ve her birini bir nesneye hapsetmiştir. Bu karanlık nesnelerden birini -madalyonu- bulduklarında her biri sırayla üzerlerinde taşır. Hortkuluk, onu taşıyan kişinin içindeki korkuları daha çok ortaya çıkarır. Ron’u daha kırılgan ve öfkeli yapar hortkuluk. Bir yandan da Weasley ailesinin durumunu merak ettiği için doğduğu aile ve seçtiği aile arasında da kalır. Weasleylerin geri kalanının durumunun belirsizliği katlanılmaz bir noktaya erişir. Harry ve Hermione’nin şakalaştıkları bir gün öfkesi artar. Ron’un öfkesi aslında başkalarına değil, kendi yetersizlik algısınadır. Harry ile kavgası sonucunda gitmeye karar veren Ron, Hermione’nin kendini takip etmesini bekler ama Hermione, görevine devam etmesi gerektiğini düşünür. Ron ise “Onu seçiyorsun,” der (Ölüm Yadigârları, s. 287). Hermione’nin kendisini değil Harry’yi seçeceğine dair yanlış bir inancı vardır Ron’un. Tekrardan bir araya geldiklerinde, hortkuluğu yok etme bölümünde madalyonun içindeki ruh Ron’a seslenir: “Her zaman bir kız çocuğun özlemini çekmiş bir annenin en az sevilen evladı… şimdi arkadaşını tercih eden kız tarafından da en az sevilen… her zaman ikinci, her zaman birilerinin gölgesinde…” (Ölüm Yadigârları, s. 347). Kelid Aynası, en büyük arzuları gösterirken hortkuluk, korkuları ortaya çıkarır. Ron’un görülmeme, seçilmeme korkuları vardır. Hortkuluğu yok ederek bu korkularını da yok eder.

Ron’un kıskançlığı patolojik değil, benlik bütünlüğü tehdit altındaki bireyin savunma tepkisidir. Kritik anlarda gruptan kopması sadakatsizlik değil benliğini koruma girişimidir. Ron her defasında aidiyeti seçer ama bu seçim, içsel bir mücadeleyle olur. Bu yönüyle Ron, serinin en insani figürlerinden biridir. Harry’nin kaderi mitik, Hermione’nin zekâsı idealdir, Ron ise okurun kendi iç sesidir.

Ginny Weasley: Görünmezlikten Güce

Ginny Weasley, Weasleylerin erkek egemen bir aile yapısı içinde büyüyen tek kız kardeşidir. İlk kitaplarda sessiz ve çekingen bir figür olarak sunulan Ginny, Tom Riddle’ın günlüğü aracılığıyla karanlıkla yüzleşir. Bu yüzleşme, onun kimlik gelişiminde bir dönüm noktasıdır. Serinin ilerleyen bölümlerinde Ginny’nin güçlü, özgüvenli ve aktif bir karaktere dönüşmesi, Rowling’in kadın karakter temsiline dair bilinçli bir evrimi yansıtır.

Adler’e göre en küçük çocuklar: İlgiye alışkındır ama aynı zamanda zaten yapılmışların dünyasına doğarlar. Kendilerinden önce gelenlerin başarıları nedeniyle ya aşırı bağımlı ya da aşırı bağımsız bir yaşam stili geliştirebilirler. Güçlü figürlerle çevrili oldukları için kendini ispat etme ihtiyacı duyarlar. Ginny’nin çocukluğu altı erkek kardeşin arasında gürültülü, rekabetçi, fiziksel olarak güçlü bir ortamda geçmiştir. Bu durum Ginny’de iki temel eğilim yaratır: İlk yıllarda sessiz geri çekilme gösterirken ergenlik ve sonrasında kontrollü güçlenme yaşar.

Ginny’nin Sırlar Odası’nda yaşadıkları kritik bir dönüm noktasıdır. En küçük çocuk olarak korunmaya muhtaçken erken yaşta suçluluk, kontrol kaybı ve karanlıkla temas yaşar. Ginny, Sırlar Odası’nda Hogwarts’taki ilk yılına başlar. Harry’ye karşı yoğun bir hayranlık duyar. Bu hayranlığı Harry’nin yakınlarında utangaçlığa dönüşür. Ginny, ne olduğunu bilmeden Riddle’ın güncesini bulur ve iç dünyasını ona açar.

“Küçük Ginny aylardır o günceye yazıyor, bana bütün endişelerini ve üzüntülerini anlatıyor: Ağabeylerinin onunla nasıl dalga geçtiklerini, okula nasıl elden düşme cüppelerle ve kitaplarla gelmek zorunda kaldığını, nasıl -” Riddle’ın gözleri parladı “- ünlü, iyi kalpli, muhteşem Harry Potter’ın onu asla sevmeyeceğini…” (Sırlar Odası, s. 284-285).

Günce esasında Voldemort’un ruhunu hapsettiği bir hortkuluktur. Ginny’nin korkularından beslenir, Ginny’nin bedenini ele geçirerek istediğini yaptırır. Sonrasında Harry, Ginny’yi kurtarır. Bu olayın ardından Ginny, duygularını bastırmak yerine dönüştürür. Güçlü, dengeli, kendine güvenen bir kimlik geliştirir. Ginny, Ron’dan çok farklı ama onunla aynı aile içi dinamiklerden beslenen bir karakterdir. Ginny, sessizce kenarda kalan değil; koşullara uyum sağlayarak güçlenen en küçük çocuk örneğidir. Ginny’nin kardeş kıskançlığı Ron’dan farklıdır. O, görünmez olmaktan çok ciddiye alınmamaktan mustariptir. Duygusal kırılganlığını saklar, fiziksel ve sosyal becerilerle kendine alan açar. Quidditch’te sert ve etkili bir oyuncudur. Sihirde hızlı ve pratiktir. Zümrüdüanka Yoldaşlığı’nda Dumbledore’un Ordusu grubunda en hızlı öğrenenlerden biridir. Melez Prens’te yarasa umacı büyüsüyle Horace Slughorn’u etkiler.

Ginny’nin Harry’ye olan ilgisi ilk başta hayranlık temellidir. Ginny, Harry’yi ulaşılamaz üstün figür olarak görür. Bu, en küçük çocuğun üst figüre yönelme eğilimiyle uyumludur. Ginny kendi sosyal alanını kurdukça Harry’ye olan tutumunu da değiştirir. Harry-Ginny ilişkisi eşitler arası ilişkiye dönüşür.

Kardeş Kıskançlığı: Sevginin Gölgesinde Büyüyen Bir Duygu

Bu çalışma, Weasley ailesini idealize edilmiş bir sevgi anlatısı olarak değil kardeş kıskançlığının farklı biçimlerde deneyimlendiği, dönüştürüldüğü bir aile sistemi olarak ele almıştır. Rowling, Weasley kardeşleri aracılığıyla kıskançlığı ahlaki bir kusur olarak değil paylaşılan sevginin kaçınılmaz bir yan ürünü olarak konumlandırır.

Weasley ailesinde kıskançlık, sevgisizliğin değil sevginin bölünmüşlüğünün sonucudur. Her çocuk aynı ailede büyür, aynı değerlerle yetiştirilir ancak aynı ölçüde görülmez. Bu eşitsiz görünürlük, Bill ve Charlie’de dengeye, Percy’de bastırılmış öfkeye, Fred ve George’da mizaha, Ron’da kırılganlığa, Ginny’de ise sessiz bir güçlenmeye dönüşür. Böylece kıskançlık, tek bir patolojiye indirgenmeden karakterlerin yaşam stillerini belirleyen kurucu bir duygu hâline gelir.

Alfred Adler’in Bireysel Psikoloji Kuramı, bu farklı tepkileri anlamada açıklayıcı bir çerçeve sunar. Doğum sırası, algılanan yetersizlik ve üstünlük çabası Weasley kardeşlerinin kıskançlıkla kurdukları ilişkinin yönünü belirler. Ancak Rowling’in anlatısı, kuramsal şemaların ötesine geçerek şu temel gerçeği görünür kılar: Kardeş kıskançlığı aşılması gereken bir kusurdan çok bireyselleşmenin bedelidir.

Ron Weasley bu bağlamda anlatının merkez figürü hâline gelir. Onun kıskançlığı kötücül değil seçilmeme korkusuyla beslenen bir benlik savunmasıdır. Ron’un her defasında aidiyeti seçmesi, kıskançlığın sevgiyle çelişmek zorunda olmadığını gösterir. Ginny’nin güçlenerek, Fred ve George’un gülerek, Percy’nin ise koparak verdiği tepkiler aynı duygunun farklı karakterlerde nasıl farklı sonuçlar doğurabileceğini ortaya koyar.

Sonuç olarak Weasley ailesi, kardeş kıskançlığının bastırıldığı değil yaşandığı, dönüştürüldüğü ve anlatıya dâhil edildiği bir aile modelidir. Rowling, bu aile aracılığıyla okura şunu söyler: Kardeşlik yalnızca paylaşmak değil, paylaşırken eksik kalmayı da öğrenmektir. Büyü dünyasında bile en güçlü çatışma, Karanlık Lord’la değil; sevilme arzusu ile sevilmeme korkusu arasındadır.

Kaynakça

Adler, A. (2000). Yaşama Sanatı (K. Şipal, Çev.). İstanbul: Say Yayınları.

Çınarbaş, D. C. ve Nilüfer, G. (2019). Adler ve Sulloway’ın Doğum Sırası Kuramları Ve Görgül Bulgular ile İlgili Bir Derleme. Ankara Üniversitesi Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi Dergisi, 59(1), 125-151.

Ernst, C. ve Angst, J. (1983). Birth Order: Its Influence On Personality. New York: Springer-Verlag.

Rowling, J.K. (2021a). Harry Potter ve Felsefe Taşı (Ü. Tamer, Çev.). İstanbul: YKY.

Rowling, J.K. (2021b). Harry Potter ve Sırlar Odası (S. Okyay, Çev.). İstanbul: YKY.

Rowling, J.K. (2021c). Harry Potter ve Ateş Kadehi (S. Okyay ve K. Kutlu, Çev.). İstanbul: YKY.

Rowling, J.K. (2021ç). Harry Potter ve Ölüm Yadigârları (S. Okyay ve K. Kutlu, Çev.). İstanbul: YKY.

 

Bu yazıyı paylaşın
Scroll to Top