“Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor” Adlı Gençlik Romanında Bir Genç Kızın Sessiz Çığlıkları

Ayşen Atabey

Gençlik edebiyatındaki Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor adlı yapıt, bir genç kızın cinsel istismar sonucu yaşadığı duygusal tükenmişliği konu almaktadır. Roman Beate Teresa Hanika tarafından kaleme alınmış ve 2009 yılında yayımlanmıştır. Yazar Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor adlı romanıyla Almanya’da birçok edebiyat dalında başarı ödülüne layık görülmüştür. Romanın baş kahramanı Malvina’dır ve roman yalnızca cinsel istismarı değil aynı zamanda dostluk, ilk aşk ve aile içi çatışmalar gibi konuları içerir. Gençlerin özellikle ergenlik döneminde yaşadıkları duygu karmaşalarını bize hatırlatan bu roman, aynı zamanda yetişkinlerde de iz bırakmaktadır.

Malvina karakteriyle olgunlaşma sürecini konu alan bu roman, bizlere çok iyi bildiğimiz Kırmızı Başlıklı Kız masalını hatırlatıyor…

Malvina, henüz 13 yaşındadır. Doğum gününe sayılı günler kala genç kızın geçmişte yaşadığı travmalar gün yüzüne çıkmaya başlar. Genç kız geçmişte yaşananları anlamlandırmaya başlayarak girdiği çıkmazdan kurtulmak için büyük bir mücadele vermek zorunda kalır. Roman birinci şahıs tarafından aktarılmaktadır, bir başka deyişle Malvina’nın bakış açısıyla anlatılır.  Gündelik dille gerçekleşen anlatım şimdiki zamanda yazılmıştır. Roman sıkça geçmişte yaşananlara giderek, genç kızın küçük yaşta başlayan olumsuz deneyimlerini konu alır. Olay örgüsü Almanya’da başlayan iki haftalık Paskalya tatilinde gerçekleşmektedir.

Aile içerisinde huzuru bulamayan genç kızın en iyi arkadaşı Lizzy’dir. Malvina en çok ona değer verir ve ondan bahsederken cesaretini övgüyle anlatır. En iyi ve tek arkadaşı olan Lizzy ile her şeyini paylaşabilir; büyük sırrı hariç! Arkadaşı Lizzy, olayların yaşandığı süreçte Malvina’nın yanında olmamasına rağmen roman içerinde sık sık geçmişe gidildiğinden Lizzy’yi tanıma fırsatı buluruz. Genç kızların birlikte yaşadıkları maceralar okuru zaman zaman güldürüp kitabın o hüzünlü havasından uzaklaştırıyor.

Malvina’nın babası bir okulda biyoloji öğretmeni olarak çalışır ve evde sözü geçen tek otoriter kişi olarak karşımıza çıkar. Babaları sürekli aile bütçesinin kısıtlıklarından bahsedip karısının duyarsızlığından yakınır. Annelerinin migreni tuttuğu için sürekli uyur; mutsuzluğunu kendi kabuğuna çekilerek yaşar aslında. Ablası Anne 17 yaşındadır ve görünümüne çok önem verir ve sürekli kendisiyle ilgilenmekle meşguldür. Yazarın kız kardeşlerin çatışmalarını okura yansıttığını görürüz, tipik ergen hareketlerini kitabin içinde anlayabiliriz. Paul, üniversite öğrenimi için evden ayrılmıştır ve artık sadece hafta sonları evde bulunur. Bir de yalnız yaşayan büyükbabaları var! Yaklaşık bir yıl önce büyükanneleri kanser hastalığından ölünce büyükbabaları yalnız kalır ve bu yüzden Malvina sıkça büyükbabalarını ziyaret etmek zorunda kalır. Muhtemelen bu sahneyi hayal edebilirsiniz: Malvina’yı büyük babasına yemek götürmeye gönderirler. Tıpkı Kırmızı Başlıklı Kızın sepetiyle büyükannesine gönderildiği gibi. Peki, sizce bu romanda ormandaki kurt kimdir?

Malvina küçüklüğünden beri büyükanne ve büyükbabasının evinde vakit geçirmek zorunda kalır. Kitap içerisinde bugünü anlatırken sık sık geçmişe yolculuk gerçekleşir ve işte o anları yaşayan Malvina’nın hikayesi başlar. Genç kızın unutmak istediği ve kafasının bir yerlerinde hatırlamayı reddettiği gerçekler kitabın gidişatında gün yüzüne çıkmayı bekler. Yazar, Malvina’nin büyükbabasının yanındayken yaşadığı korkuları betimlerken o duyguları okuyucuya geçirebilmeyi başarıyor. Genç kız bu hisleri yaşarken hafızasındaki taşlar yavaş yavaş yerine oturmaya başlar. Bunu kitabın aşağıdaki sözlerinden çıkarabiliriz:

“…hiçbir şey bilmiyorum, hatırlayamıyorum ve albümün sayfalarını çevirmeye devam etmeyeceğim. Her şeyi yaparım, bir tek bunu yapamam. Bu şu anda aklıma geliyor ve bu düşünce kafamdaki bulutları çok soğuk bir hava akımı gibi dağıtıyor; odayı silip süpüren bu hava akımı bir kitabın sayfalarını karmakarışık ediyor, benim kitabımın; tek tük fotoğraf düşüyor, ellerimin arasından kayıyor ve dehşet vücuduma yayılıyor.” (Malvina, ss. 116-117)

Malvina artık her şeyi anlamlandırabilir çünkü artık büyüyor! Bir gün büyükbabasından dönerken tüm cesaretini toplayarak babasına ve arabada bulunan ablasına, büyükbabasının onu öptüğünü söyler:

“Büyükbabam beni bugün öptü,” diyorum ya da bunu söylediğimi duyuyorum.

“Beni bir daha öpmesini istemiyorum.” (Malvina, ss. 13)

Ancak genç kız hiç beklemediği bir durumla karşı karşıya kalır. Babası ve ablası bu olaya herhangi bir tepki vermez! Çünkü kimse ona inanmaz! Oysa Malvina için bunu söylemek hiç de kolay değildir Babası cevap bile vermez ve arabayı kullanmaya devam eder. Ablası ise küçük olduğunu söyleyerek yanlış anladığını ima eder. Babası bu olaydan tüm aileyi haberdar eder ancak bu durum Malvina’nın aleyhine gerçekleşir. En kötüsü de büyük ağabeyinin ona inanmaması olur. Çünkü ailede tek iletişim kurabildiği kişi Paul’dur ve bu Malvina’yı derinden yaralar. Aksine ailesi ona vicdanlı olmasını söyler; aynı büyükannesinin ölmek üzere olduğunda ona söz vermesini istediği gibi…

Bu olay sadece kimsenin genç kıza inanmamasıyla sonuçlanmaz üzerine büyükbabasının da haberi olur ve üstelik genç kızı tehdit eder. Büyükbabası bunu bir taraftan büyükannesine söz verdiğini hatırlatarak vicdanen yapar, diğer taraftan yaşı itibariyle kimsenin ona inanmayacağını söyleyerek kandırır. Kendisi de toplum tarafından dışlanacağından korktuğu için derdini kimselere anlatamaz. Ancak bu durumun normal olmadığını kavramaya başlamasıyla utanç, iğrenme ve hayatından vazgeçme duyguları yaşar. Ergenlikte dönemindeki gençler o yaşlarda başkalarının kendileri hakkındaki düşüncelerini önemserler. Ve toplum tarafından dışlanmak onların en büyük korkularıdır. Bu nedenle en çok kendilerine acımasız davranırlar ve yine en çok kendileri zarar görür.

Büyükbabası Malvina’ya “en sevdiğim torunum” der ve sonra torununa korkunç şeyler yaşatır! Yazar, cinsel istismara uğrayan Malvina’nın sessiz çığlıklarını okurlara şöyle aktarıyor:

“…nefesimi tutup dudaklarımı birbirine bastırıyorum, şimdi bayılacağım, diye düşünüyorum, nefesimi daha fazla tutamayıp öleceğim.” (Malvina ss.35)

“Tuhaf bir şey oluyor. Bedenimden çekildiğimi hissediyorum. Yavaş yavaş, önce bacaklarımdan, sonra karnımdan çekiliyor, giderek yukarıya çıkıyorum. Yok oluyorum. Kafamın içinde yok oluyorum.” (Malvina, ss. 60-61)

“Benim küçük kadınım” diyor büyükbabam. Ellemeye devam ediyor, göğüslerimi elliyor, önemli değil, düşüncelerime dokunmadığı sürece ne isterse yapabilir” (Malvina, ss.116)           

Bu satırları okuyan okur kuşkusuz dehşete kapılacaktır. Zira genç Malvina’nın çaresizliğini hayal edince büyük bir üzüntüyle birlikte bir nefret duygusu da uyanmaktadır. Okurken içinizden Malvina’ya seslenirsiniz; ona cesaret vermek istersiniz.

Şehrin biraz dışında eski bir köşk bulunur. Malvina, en yakın arkadaşı ile birlikte en çok orada vakit geçirmeyi sever. Yıkık dökük bir vaziyette olan bu köşkte, geçmişte yaşadıkları o maceralar gerçekleşir. Kızlar köşkün yakınlarında bulunan site evlerinde genç bir oğlan grubuyla önce evi paylaşmamak için “savaş” verirler. Malvina ve Lizzy o gruptaki oğlanlara lakap takar. Birisinin ismi “Çatlak”tır ve aynı zamanda grubun lideridir. Lizzy’nin yokluğunda Malvina ve Çatlak birbirlerinden hoşlanmaya başlar. Başta bu kolay olmaz tabii, Malvina yakın arkadaşı Lizzy’ye söz verdiği gibi oğlanlardan uzak durmaya çalışır. Ancak Çatlak Malvina’nin peşini kolay kolay bırakmaz.

Bu arada Malvina hala anne ve babası tarafından büyükbabasına gönderilir. Genç kız iyice çıkmazdayken büyükbabasını ziyaret esnasında komşusu Bitschek ile konuşmaya başlar. Bayan Bitschek, Polonyalı ve üç çocuğu olan bir ev hanımıdır. Büyükbabası Malvina’ya sık sık ondan uzak durması konusunda uyarıda bulunur. Yazar, bu noktada Bitschek’i ve hayatını anlatırken romanın gidişatında üsleneceği rol hakkında yavaş yavaş ip uçları vermeye başlar. Bu da olay örgüsüne ayrı bir heyecan katmaktadır. İlk ipucunu Bayan Bitschek’in Malvina’ya Türk kahvesi ikram ettikten sonra baktığı faldan anlarız. Bir sonraki görüşünde yine kendi gençliğinde yaşadıklarını ona anlatır. Bir sınıf arkadaşının babası tarafından cinsel istismara uğradığını ve bunu bilmesine rağmen hiçbir şey yapmamasının pişmanlığını yaşadığını bunun sonucunda sınıf arkadaşının kız kardeşiyle birlikte intihar ettiğini söyler. Ancak Bayan Bitschek’in uzattığı yardım elini Malvina reddeder ve ona derdini anlatmaz.

Kısa bir süre sonra Paskalya yemeğinde babası tüm aileyi sofrada toplayarak büyükbabalarının Paul’un odasına taşınacağını söyler. Malvina sofradan kalkıp “hayır” diye haykırmasına rağmen elinden hiçbir şey gelmez. Gittikçe asi tavırlar sergileyen Malvina’ya yakınlık göstermeye başlayan Anne ve Paul ona cesaret vermeye başlar. Aynı şekilde erkek arkadaşı Çatlak da genç kıza her şeyin farkında olduğunu ima ederek cesaret verir. Bundan böyle her şey değişir! Tüm cesaretini toplayan Malvina büyükbabasının yanına gidip ona karşı çıkmayı ve artık kendine dokunmasına izin vermeyeceğini, ona da dokunmayacağını söyleyecektir. Büyükannesine ölüm döşeğindeyken verdiği söz bile artık umurunda değildir! Her şeyin farkında olmasına rağmen büyükannesinin böyle bir şeye göz yumması yanlıştı! Kararlı bir şekilde eve ulaştığında büyükbabasının hareket etmediğini görür. Ölmüş olmasını diler! Kendini oradan uzaklaştırmak isterken Bayan Bitschek kapıda onu bekler. Malvina’yı oradan hemen uzaklaştırır. Malvina artık daha fazla tutamaz kendini ve büyükbabasının ona yaşattığı bütün kötü anları Bayan Bitschek’e anlatır. Bayan Bitschek artık her şeyi öğrenir, öğrendiği her şeyi de ailesini arayarak anlatır. Büyükbabası da hastaneye kaldırılır…

Romanın sonunu tek solukta okuruz. Kısa bir o kadar da yoğun duyguların aktarıldığı sonuç bölümünde her şey ortaya çıkar. Ailesi çok utanır ve büyük bir pişmanlık yaşar. Tatilden dönen en iyi arkadaşı Lizzy hiçbir şey anlamadığı için kendini suçlar ve büyük bir üzüntü duyar. Yeni aşkı Çatlak ise genç kızın en büyük destekçilerindendir. Malvina kurtulmuştur ve artık özgürdür. Kendini hiç bu kadar cesaretli hissetmemiştir…

“…kollarımı açıyorum… öyle yüksek sesle bağırıyorum ki, herkes kaçıyor.” (Malvina, ss. 209)

Kaynakça

Beate Teresa Hanika (2011) Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor, 2. Baskı İstanbul: Günışığı Kitaplığı.

Yazar Hakkında:

Beate Teresa Hanika, 1976 yılında Almanya’nın Regensburg şehrinde doğdu. İş hayatına çok genç yaşlarda atılıp birçok Avrupa ülkelerinde bulundu. Henüz 17 yaşındayken edebiyata ilgisini fark ederek şiir ve hikâyeler yazmaya başladı.

2007’de “Malvina Sapun Köpüğünde” adlı ilk roman dosyasıyla Oldenburg Çocuk ve Gençlik Edebiyatı Ödülü’nü aldı ve edebiyat dünyasına hızlı bir giriş yaptı. 2009’da romanı kitaplaştırarak “Kırmızı Başlıklı Kız Ağlıyor” adlı romanı çıkardı ve bu romanıyla büyük bir başarı kazandı. Hanika, edebiyat dalında 2009 Bayern Eyaleti Sanat Ödülü, 2010 Hans-im-Glück Ödülü de bulunan pek çok ödüle değer görüldü. Beate yine aynı yıl 2010’da Alman Gençlik Edebiyatı Ödülü’ne de aday gösterildi.